12 Eylül 1980 sabahında Türkiye, ordunun yönetime el koymasıyla yeni ve karanlık bir döneme girdi. TRT radyosunda İstiklal Marşı’nın ardından Harbiye Marşı’nın çalınmasıyla başlayan yayında, dönemin Genelkurmay Başkanı ve Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Kenan Evren imzalı 1 numaralı bildiri okundu.
Darbe yönetiminin ilan edilmesinin ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin faaliyetleri durduruldu, anayasa uygulamadan kaldırıldı ve ülke genelinde sıkıyönetim ilan edildi. Siyasi partilerin yanı sıra çok sayıda sivil toplum kuruluşunun da faaliyetlerine son verildi.
Darbe döneminde 650 bin kişi gözaltına alındı
12 Eylül darbesinin ardından yürütülen soruşturma ve yargılama süreçleri, toplumun geniş kesimlerini etkiledi. Dönemin verilerine göre yaklaşık 650 bin kişi gözaltına alınırken, 210 bin dava açıldı ve 230 bin kişi yargılandı. Yargılamalar sonucunda 517 kişi hakkında idam cezası verildi. Bu cezaların 50’si infaz edildi. İdam edilenler arasında farklı siyasi görüşlere sahip gençler de bulunuyordu. Ülkücü genç Mustafa Pehlivanoğlu ile sol görüşlü Erdal Eren, darbe döneminin sembol isimleri arasında yer aldı.
Binlerce kişi görevinden uzaklaştırıldı
Darbe yönetiminin uygulamaları yalnızca gözaltı ve yargılamalarla sınırlı kalmadı. Verilen bilgilere göre 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarılırken, 30 bin kişi “sakıncalı” ilan edildi. Yaklaşık 4 bin öğretmen de görevinden uzaklaştırıldı. Bu dönemde uygulanan baskı politikaları, siyasi hayatın yanı sıra eğitimden çalışma hayatına ve sivil toplum faaliyetlerine kadar toplumun birçok alanında kalıcı etkiler bıraktı.
Siyasi parti liderleri de gözetim altına alındı
12 Eylül darbesiyle birlikte Türkiye’nin çok partili siyasi hayatı da kesintiye uğradı. Tüm siyasi partilerin faaliyetleri durdurulurken dönemin siyasi parti liderleri askeri yönetimin kararıyla gözetim altında tutuldu. Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel ile Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Bülent Ecevit Hamzaköy’de zorunlu gözetim altında tutuldu. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş ile Milli Selamet Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan ise Uzunada’ya gönderildi. Siyasi liderlerin yanı sıra çok sayıda siyasetçi ve vatandaş da darbe yönetiminin uygulamalarından doğrudan etkilendi.
Cezaevlerinde yaşanan işkenceler hafızalarda kaldı
12 Eylül döneminin en ağır başlıklarından biri de cezaevlerinde yaşanan insan hakları ihlalleri oldu. Darbe sonrası gözaltı ve tutuklama süreçlerinden geçen çok sayıda kişi, yıllar sonra yaşadıkları işkenceleri ve kötü muameleyi anlattı. Dönemin tanıklarından İzzet Yıldız, 16 metrekarelik bir odada 30 kişinin beton zeminde kaldığını ve işkence gördüklerini anlattı. Yıldız’ın aktardığına göre dönemin cezaevlerinde elektrik verme ve “Filistin askısı” olarak anılan işkence yöntemleri de uygulandı. O dönem 24 yaşında olan emekli öğretmen Mustafa Hulusi Ulusan da yıllar geçmesine rağmen yaşadıklarını düşündüğünde aynı korku ve travmayı hissettiğini ifade etti. İrfan Toptaş ise darbe döneminde ağır işkencelere maruz kaldıklarını belirtti.
12 Eylül’ün izleri toplumsal hafızada yaşamaya devam ediyor
12 Eylül 1980 askeri darbesi, Türkiye’nin siyasi ve toplumsal tarihinde derin bir kırılma noktası olarak kabul ediliyor. Darbenin ardından yaşanan gözaltılar, yargılamalar, idamlar, işkenceler ve siyasi yasaklar aradan geçen 46 yıla rağmen tartışılmaya devam ediyor. 12 Eylül’ün üzerinden yıllar geçmesine karşın darbe döneminde yaşananların tanıklarının anlatımları, o dönemin toplumsal hafızadaki etkisinin sürdüğünü ortaya koyuyor. Darbe, Türkiye’nin demokrasi tarihinde ağır sonuçları bulunan bir dönem olarak hafızalardaki yerini koruyor.
