“ÖYLE GÜNLERDEN GEÇİYORUZ Kİ, SINIRIMIZDA BİR GÜRUH TÜRK BAYRAĞINI GÖNDERDEN İNDİRME CÜRETİNDE BULUNUYOR”
“İstanbul bir süper şehir, yani 3 Balkan ülkesinin nüfusundan daha fazla nüfus İstanbul’da yaşıyor ve bu şekliyle aslında İstanbul’da 39 tane şehir var. Bu şehirlerin hemen tamamı Anadolu’daki birçok şehirden büyük. Mesela Esenyurt’un nüfusu Anadolu’daki 57 şehirden büyük, Pendik’in nüfusu 54 şehirden büyük ama Esenyurt, Pendik ilçe, öbür tarafta 40 bin kişilik, 45 bin kişilik iller var. Hatta bazı mahalleler bile Anadolu’daki ilçelerden büyük ve il büyüklüğünde mahalle var bu şehirde. O zaman bu şehri doğru anlamak, mahalleleri ve ilçeleri anlamaktan geçiyor. Bu mahallelerin, bu ilçelerin hassasiyetlerini, sorunlarını anlamaktan geçiyor. Bunları anlamadan İstanbul’a, İstanbul’un meselelerine çözüm bulmak ve İstanbul’a bir vizyon vermek mümkün değil. Biz de hem Türkiye’ye bir vizyon verme hem İstanbul’a bir vizyon verme iddiasını taşıyan bir parti olarak ve almış olduğumuz oy ortalaması İstanbul’da Türkiye ortalamasının üzerinde. İstanbul’a karşı özel bir hassasiyet ve önem gösteriyoruz. Şunu da biliyoruz ki İstanbul, Türkiye’nin 15-20 yıl öncesinde, ötesinde, ilerisinde bir şehir ve İstanbul’da yapmış olduğunuz her şey bütün Türkiye’yi etkiliyor. Dün yine sabah toplantıdaydık Bayrampaşa’da. Bir arkadaşımız kalktı, kendisini tanıttı, Sivaslılar Derneği Başkanıyım dedi, sonra konuşmasını yaptı. Ondan sonra bir başka arkadaş söz aldı. Dedi ki, buraya gelmeniz çok hoş ama niye Sivas’a gitmiyorsunuz? Ben de dedim ki, ya İstanbul’da Sivas’tan daha fazla Sivaslı yaşıyor. Bakın burada metrekareye iki Sivaslı düşüyorsunuz. Özetle hakikaten öyle. İstanbul siyaseti aynı zamanda Türkiye siyaseti anlamına geliyor. Fakat bu İstanbul’un sorunlarının da Türkiye’nin sorunları olduğu anlamına geliyor.
İstanbul’un sorunlarının başında da hiç şüphesiz deprem geliyor. Bu kenti ve Türkiye’yi bir milli beka tehlikesiyle karşı karşıya bırakacak. Yapılan tahminler ilk sarsıntıda bu deprem gerçekleştiğinde 48 bin binanın yıkılacağını gösteriyor. Arkadaşlar, her binada 10 kişi olsa 480 bin kişidir. Sayının muazzamlığını görüyor musunuz? Eğer bu deprem gece saat 3’te olursa, insanlar evlerinde olacakları için veya 6 Şubat depremi gibi saat 4.02’de olursa, o evlerde 10 değil, 30-40 kişinin olduğunu ve bir anda 2 milyona yakın insanın bu şehirde enkaz altında kalacağını düşün. Maalesef bu konuyla ilgili Zafer Partisi dışında ne iktidarda ne muhalefette hiçbir hazırlık yok, hiçbir ciddi öneri yok. Oysa bütün ilçelerde sağlam ve yıkılmayacağı bilinen binalarda stoklar yapılmalı bu şehir için. Kuru gıda stokları, çadır stokları, konteyner stokları. Mesela Japonya’da böyle yapılıyor okulların altı su depolarına çevrilmiş durumda, malzeme depolarına çevrilmiş durumda. Kaldı ki Japonya binalarını da depremde yıkılmayacak şekilde yapmasına rağmen bu tedbirler alınmış, bizde ise göz göre göre bir şehir depreme giderken hiçbir şey yapılmıyor. Aynen 6 Şubat depreminden 3 sene önce Kahramanmaraş’ta Çevre Bakanlığı ile AFAD ortak bir çalıştay yapıp Kahramanmaraş merkezli 7.4 şiddetinde 11 ili kapsayacak bir deprem olursa ne olur sorusu çalışıldı. Bu çalıştaydan 3 sene sonra da o çalıştayda ortaya konulan deprem gerçekleşti. 3 sene içinde hiçbir şey yapılmadı. Şimdi 20 milyon insanın yaşadığı bir şehirde, Türk ekonomisinin bel kemiği olan, Türk finansının bel kemiği olan bir şehirde hiçbir şey yapılmıyor. Amerikan Büyükelçiliği daha 2 hafta önce kendi vatandaşlarına yönelik bir açıklama yaptı ve İstanbul’da bir deprem tehlikesine dikkat çekti. Ondan 2 gün sonra Alman devlet televizyonu Deutsche Welle benzer bir açıklama yaptı İstanbul’da depremle ilgili. Ama hiçbir açıklama bizim yetkililerimizden gelmedi. İstanbul Büyükşehir’den gelmedi, Dışişleri Bakanlığından gelmedi, Çevre Bakanlığından gelmedi. Özetle bu sorunu artık İstanbullu, iktidara ve muhalefete rağmen sivil toplum örgütlenmeleriyle ön plana çıkartmalı, şehrini, canını, eşinin, çocuklarının, annesinin, babasının canını kurtarmak için harekete geçmeli. Bu bir sorumluluk.
Biz Zafer Partisi olarak 1999 depremini kaldıran Bayındırlık İl Müdürü’nün koordinasyonunda bir heyetle bu konuyu çalışıyoruz. Depremi, deprem öncesini ve sonrasını en iyi bilen, en kapsamlı hazırlığı yapan partiyiz. Yerel seçimlerde de adayımız bu konuyu gündeme getiren ve öncesinde yapılması gerekenlerle sonrasında yapılması gerekenleri en kapsamlı anlatan parti ve aday olduk. Bu şehirde at arabası için yapılmış yollar var. Arkadaşlar, bir depremde bu yollar kapanacak, çevresindeki eski binalar yıkılacak. Bu yolları açmak bile mümkün olmayacak. Depremden sonra arama kurtarma çalışmaları için gereken uzman araştırmacı, arama kurtarma sayısı 642 bin. Böyle bir sayı Türkiye’de yok. Onun için yapılması gereken çok hızlı bir şekilde yıkılacağı bilinen evleri öncelikli olarak yıkmak ve içindeki insanları sağlam konutlara almak, parasını da bu kiraya geçtikleri süre içerisinde ya devlet konutlarını alacaksınız ya kiralarını bu insanlara siz ödeyeceksiniz ama bu binalar hızla yıkılacak. Siz binayı yıktığınız zaman maliyet 1 lira, depremle yıkıldığı zaman 7 lira. Çünkü siz binayı yıktığınız zaman işini boşaltıyorsunuz, kullanılacak malzemeyi alıyorsunuz ve değer üreterek yıkıyorsunuz. Ama bina içinde insanlarla yıkıldığı zaman, malzemeyle depremle yıkıldığı zaman can ve mal kaybı birlikte ve çok daha yüksek oluyor. Yani bizim önerdiğimiz çözüm aynı zamanda insani ve ekonomik bir çözüm. Yıkılma tehlikesi olan başka binalar ama daha sağlam olduğundan emin olduğumuz binalar için en ucuz güçlendirme yöntemi konusunda da çalışmalarımız ve tespitlerimiz var. Özetle Zafer Partisi’nin gündeminde İstanbul vizyonunda önce depremi kayıpsız atlatacak bir İstanbul vizyonumuz var.
İkinci önemli hem Türkiye hem İstanbul meselesi İstanbul ne yazık ki teknolojinin değil, organize suç örgütlerinin, uyuşturucunun ve sanal kumarın başkenti. Bu şehirde arkadaşlar binin üzerinde 15-25 yaş arasında 10 bin lirayla 50 bin lira arasında bir ücret karşılığı adam vuran çeteler var. Uyuşturucu bağımlısı, müptela, tetikçi, motosikletle bu şehirde fink atıyorlar, esnafı haraca bağlayan organize suç örgütleri var ve mevcut yasalarla, polisiye tedbirlerle bunlarla başa çıkmak ne yazık ki mümkün değil. Ama sadece Türkiye’den organize suç örgütlerinin mi? Hayır, önce kara parayı getiren, arkasından o kara paranın sahiplerini de getiren bir sistem var. Uluslararası mafyanın adeta başkenti durumuna dönüşmüş. Aldıkları iki pahalı rezidans evinde iki farklı ülkeden gelmiş iki mafya lideri komşu olarak yaşıyorlar. İnanılır gibi değil. Şimdi bu suç örgütleri, yabancı suç örgütleri Ege’de, Akdeniz’de inşaat ve turizm işine girmişler. İstanbul’da kullanılan uyuşturucu miktarı Amsterdam’dan daha fazla. Türk ekonomisi içerisinde kara para, uyuşturucu ve sanal kumar kaynaklı 200 milyar dolarlık bir büyüklüğü temsil ediyor. Siyaseti kirletiyor, bürokrasiyi kirletiyor. Özetle biz İstanbul’u ve Türkiye’yi Tertemiz Türkiye Projesiyle organize suç örgütlerinin, sanal kumar çetelerinin, uyuşturucu çetelerinin etkisinden kurtarma kararlılığı içerisindeyiz. Bizim kadar bu konuya önem veren hiçbir siyasi parti yok. Birkaç gün önce Cüneyt Özdemir bir sanal televizyon programında, YouTube programında sohbet esnasında, Zafer Partisi de bu konularda konuşmuyor diye bir açıklama yaptı. Onun üzerine ben partimizin kuruluşundan başlayıp son aylarda yoğunlukla gündeme getirdiğimiz tertemiz Türkiye projesini anlattığım, sadece benim anlattığım, diğer arkadaşlarımızın değil, onlar da anlatıyor çünkü, video karelerini yan yana koyup sosyal medyada paylaşınca, evvelsi gün yapmış olduğu açıklamada özür diledi. Ben dedi bunu görmemişim. Gazeteci olarak erdemli bir davranış. Tebrik ediyorum.
Çok değerli Gaziosmanpaşalılar, sanal kumar ve uyuşturucu ailelerinizi tehdit ediyor. Çocuklarınızı tehdit ediyor. Torunlarınızı tehdit ediyor. Haberi bile olmuyor insanların. Ben bağımlı anneleriyle konuşuyorum. Toplantılar düzenliyoruz. Anlattıkları inanılmaz hüzün verici. Kendi çocuğunun hapse girmesini isteyen, kendi çocuğunun ölmesi için dua eden anneleri dinliyorsunuz. Annelerini tehdit eden, annelerine bıçak çeken, babalarını uyuşturucu parası almak için ölümle tehdit eden, kendi evini annesine sattıramadığı için evi ateşe veren çocukları yaşıyorsunuz. Kızını kurtarmak için oğlunu polise ihbar etmek zorunda kalan annelerin dramını işitiyorsunuz ve bu insanlar hem büyük bir travmayı yaşıyorlar hem de büyük bir sahipsizliği yaşıyorlar. Bunların kanı üzerinden, bunların hayatı üzerinden uyuşturucu baronları milyarlarca dolar para kazanıyorlar. Biz buna bir son vereceğiz. Uyuşturucu ve sanal kumarla ilgili çıkaracağımız iki ayrı yasayla uyuşturucu baronlarının ve uyuşturucuya ulaşanların, mal varlıklarına el koyup uyuşturucu örgütlerine, sanal kumar örgütlerine insanlığa karşı suç işleyen terör örgütü hukuku ve muamelesi uygulayarak hapishaneleri uyuşturucu alışverişini koordine ettikleri alanlar olmaktan çıkarıp cehennemi yeryüzünde yaşatacağımız alanlar haline getireceğiz. Bunu yaparken de uyuşturucu bağımlılarına zorunlu tedavi ilkesini getireceğiz. Zorunlu tedaviyle bu insanları sağlıklı olarak annelerine, babalarına ve ailelerine geri vermeyi hedefliyoruz.
Bir ülke ekonomisi ne kadar büyük bir buhrana girerse o ülkede kara para, kirli para, pis para o kadar ön plana çıkıyor ve o kadar etkin oluyor. Türkiye’de de ekonomik buhran 9. yılına girerken Başkanlık Sistemine geçiş sonrasında yaşanan bir başka gelişme de işte bu kara para ekonomisinin güçlenmesi oluyor. Ve bu 9 seneden beri devam eden ekonomik buhran sırasında değerli arkadaşlar, çok küçük bir azınlık aşırı zenginleşirken orta sınıf ortadan kayboluyor ve halkın geniş katmanları milli gelirden aldığı pay azalarak fakirleşiyorlar. Evet, Türkiye fakirleşiyor. Dün Topkapı’da imalat sanayicilerinin atölyelerinin bulunduğu siteyi ziyaret ettim. Sitenin Başkanı Serdar Başkanla esnafı ziyaret ettik. İstanbul’daki en büyük, özellikle mutfak eşyaları imalatçılarının bulunduğu bölge 700’ün üzerinde dükkân var. Zafer Partisi’ne duyulan ilgi ve sevginin, desteğin seviyesi beni çok mutlu ederken, buradaki esnaf arkadaşların birkaçının birbirinden habersiz olarak dükkanlarını ziyarete gittiğimde söyledikleri bir cümle doğrusu çok çarpıcıydı. ‘Aylardan beri ailelerimizle bir kez dışarıda yemek yemiyoruz’. Eğer restoranlara siz mutfak malzemesi veriyorsanız bir sürü restorancı tanıdığınız vardır. Restorancı tanıdığınız varsa gittiğiniz zaman ayrı bir ilgiyle de karşılanırsınız. Fiyatlarda belki biraz sizin için özel indirim yapılabilir. Buna rağmen bu insanlar bile aileleriyle bir yemek yemeye gidemiyorlarsa ortada orta sınıfın eridiğinin en somut göstergelerinden birisi vardır. Bu sadece İstanbul’da Topkapı’da değil, bütün Türkiye’de yaşanıyor. 16 milyon 900 bin emekli, dul ve yetim var. Bunların büyük bir bölümünün almış olduğu maaş 20 bin lira. Açlık seviyesinde yaşayabilmek için gerekli olan para 30 bin lira. Yani 10 bin lira altında alıyorlar. Yoksulluk seviyesi 92 bin lira. Onun 5 kat altında maaş alıyorlar. Bu nasıl bir düzen? Arkadaşlar, maaş dediğiniz şey sizin barınma, gıda ve sağlıkla ilgili temel giderlerinizi karşılamaya yetecek paradır. Maaş dediğiniz şey bir çalışma karşılığında elde etmiş olduğunuz paradır. Emeklilere maaş verilmiyor. Emeklilere verilen bu 20 bin lira sosyal yardım, kaymakamlık yardımı. Böyle maaş olur mu? Üstelik emekliler aldıkları bu maaşı, bu parayı bedavadan istemiyorlar. Bu maaşı almak için yıllarca çalışmış, prim ödemişler. Devlet de demiş ki ben sana çalışmanın tam karşılığını vermiyorum, brüt olarak 100 bin liraysa ben sana bunun 50 bin lirasını veriyorum, diğer 50 bin lirasını emekli olduğun zaman sana ödemek üzere burada tutuyorum. Şimdi niye vermiyorsunuz tuttuğunuz paraları? Para yok demeyin. Para çok bol. O paralarla, emekliye vermediğiniz paralarla bakın yandaşlar Londra’da caddeler satın alıyorlar. Londra’daki gayrimenkul fiyatları Türkiye’den giden paralarla yükseldi. Merkez Bankası’nın açıkladığı veriler 2,6 milyar dolarlık yurt dışında gayrimenkul satın alınmış. Bu da doğrudan bilinen Merkez Bankası üzerinden giden paralarla. Ya gitmeyenler Merkez Bankası üzerinden.
Özetle para var. Para emekliye yok. Para asgari ücretliye yok. Para namlusuyla çalışana yok. Para rantiye olmayana yok. Bu ülkede kur korumalı mevduata para yatıran rantiyenin almış olduğu faiz geliri 37 milyar dolar, ödemiş olduğu vergi 0 lira. Burada ne adalet var ne kalkınma var. Burada sömürü var, burada talan var. Burada yoksulluk var. Burada orta sınıfın ortadan kalkması, bir süper zengin parti elitiyle sefalete sürüklenen halk kitleleri var. Burada Türk sanayicisinin yurt dışıyla rekabet edememesi var. TÜSİAD’ın yayınladığı son uluslararası rekabet raporu da gösteriyor ki Türk sanayicisinin bu yüksek kredilerle yüzde 3’le euro kredisi alan Alman veya İtalyan sanayici ile rekabet etme şansı yok. Bu bastırılmış döviz fiyatlarıyla uluslararası piyasada rekabet etme şansı yok. Türkiye’den bir tekstil ihracatçısı Tunus’a mal satarken yüzde 50 vergi öderken Mısır’a giden Türk tekstilcisi Mısır’dan Tunus’a satarken yüzde 0 vergiyle para kazanıyor. Nasıl anlaşmalar yapıyorsunuz siz? Trump’ın oğlu gelip Amerikalı çiftçiler için Türkiye’ye vergisiz, gümrüksüz Amerikan tarım ürünlerini satma ayrıcalığı kazandı. Bir tür kapitülasyon, tarım kapitülasyonu. Ama siz insani yardım adı altında bu fakir milletin dişinden tırnağından arttırdığı 5 ile 7 milyar dolar arasındaki parayı insani yardım diye başta Afrika ülkeleri olmak üzere dünyanın değişik ülkelerine dağıtıyorsunuz da Türk üreticisinin Afrika ülkelerine gümrüksüz mal satması için pazarlık yapmayı unutuyorsunuz. İşte ekonominin durumu bu. Böyle bir durumda yüksek teknolojiye geçiş için, büyük istihdam alanları yaratmak için, büyük fabrikalar kurup, yurt içi hasılayı arttırmak için, büyük petrokimya tesisleri kurmak için ki ihtiyacımız var. 300 milyar dolar petrokimya ürününe 10 yılda para harcadık yurt dışından satın almak için. Hiçbir çaba, hiçbir girişim yok. Varsa yoksa esnafın gırtlağına bin, emeklinin maaşını düşür, asgari ücreti kıs ve maliye bakanlığının uyguladığı cezalarla neymiş? Talep enflasyonunu düşürüp enflasyonu kontrol altına alacaklarmış.
Değerli Gaziosmanpaşalılar, iktidarın yapmak istediği şey şudur. 2026 yılı 2025 yılından ekonomik olarak çok daha zor geçecek. Türk halkı fakirleşmeye devam edecek ve 2027 başında da iktidar seçim yılı olduğu için kazanmak amacıyla asgari ücrete de emekli maaşlarına da her şeye yüzde 200 zam yapacak. 6-7 ay. Tek planları bu. Yüzde 200 zam yapıp seçimi kazanma stratejisi. Sonra? Sonra gerisi yine felaket. Son seçimden sonra olduğu gibi. Ancak bu sefer Türk halkı bu tuzağa düşmeyecek ve sandıkta bu yaşananların hesabını oylarıyla soracak. Türk halkı demokrasiye inanır, demokrasinin arkasındadır, o sandık gelecek ve bu seçimler gerçekleşecek. Biz de Zafer Partisi olarak bütün kadrolarımızla devlet yönetimini devralmaya hazırlanıyoruz. Biliyoruz ki bundan sonra Türkiye’yi yönetecek iktidarda Zafer Partisi, en önemli paydaşlardan birisi olacak. Zafer Partisi’nin sahip olduğu devlet kültürü ve deneyimi, sahip olduğu uluslararası ilişkiler ve Türkiye’nin güvenlik meseleleriyle ilgili birikimi, kadrolarının bu konudaki deneyimi ve devlet planlama teşkilatı kaynaklı ekonominin sürdürülebilir planlı kalkınmaya ve karma ekonomiye geçmesi konusundaki ehil ekonomist kadrosuyla altını çizerek söylüyorum, gelecek sene yapılacak erken genel seçimden sonra ülkemizin bu ağır buhrandan çıkarılması sürecinde önemli bir hizmet yapmak için kadrolarımızla, programlarımızla hazırlanıyoruz. Elimizde yapılacak işler listesi ve nasıl yapılacağımıza dair yol haritalarımız var ve yeni yol haritalarımızı da oluşturuyoruz. Ekonomik kalkınmanın ancak adalet ve eğitimin doğru çalışmasıyla mümkün olduğunu da biliyoruz. Onun için ekonomik kalkınma planımızı bu iki kanattan tahkim ederek sürdürüyoruz. Bizi, Zafer Partisi kadrolarını bugün olduğu gibi sahada, televizyonlarda ve sosyal medyada diğer projelerimizle de göreceksiniz. Tabii yapacak işlerimizin başında muhakkak ki ilk gün 1. kararname 13 milyon sığınmacı ve kaçak vatandaşlarına dönüyor olacak.”
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın ‘Gelecek seçime ittifakla mı gireceksiniz?’ sorusuna verdiği yanıt:
“Bakın bu seçimlerin karakteri ittifakları gerektiriyor. Biz de muhakkak sürecin gelişmesi içerisinde bir ittifak yapısı içerisinde yer alacağız. Durum böyle. Bunun için de uygun zaman gelince görüşmelerimiz olacaktır ama bugün gündemimizde bu yok. Zaten ittifakla girmeyen parti var mı? Yok. Ama inşallah Rabbim bize ittifaksız girecek kadar güçlü olmayı önümüzdeki çalışmalar neticesinde nasip ederse ve tek başımıza yüzde 51’i aşacağımızı düşünürsek, o zaman ittifaksız da gireriz.”
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın ‘Deprem ile ilgili finansman yok sorununu siz nasıl çözeceksiniz?’ sorusuna verdiği yanıt:
“Finansman var, Türkiye zengin bir ülke. Eğer AVM’lere ve rezidanslara ayırmazsanız paraları, fabrikalara ve insani yaşayacak konutlara, bunu yaparken de sanayiyi yeniden yapılandırıp, bütün sanayiyi Marmara Bölgesinde değil, bütün Türkiye’de yurt satına yayarsanız, 4 milyon İstanbul’da, 13 milyon Türkiye’nin değişik yerlerindeki yabancıları vatandaşlarına geri yollarsanız, Türkiye’nin konut ihtiyacının daha sağlıklı değerlendirilebileceği bir ortam ortaya çıkar.”
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın ‘Kendisini Türk milliyetçisi olarak tanımlayan partileri ittifak konusunda daha öncelikli görüyor musunuz?’ sorusuna verdiği yanıt:
“Öyle günlerden geçiyoruz ki, sınırımızda bir güruh Türk bayrağını gönderden indirme cüretinde bulunuyor. Cumhuriyetimizin kurucu önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Bu coğrafyada başka kurucu önderden bahsetmek mümkün değilken, bir terörist başına kurucu önder diyenler, Öcalan’la kol kola girerken, Türk milletinin varlığı, refahı ve güvenliği için mücadele eden vatanseverlerin birbirlerinden uzak durması mümkün olmamalıdır diye düşünüyoruz ve biz ilk günden beri bu çizgide siyaset yapıyoruz. Eğer bu siyasetimize uzattığımız ele el uzatılırsa, uzatılan eli biz sıkmaya hazırız.”
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın ‘Önümüzdeki süreçte yapay zekayla birlikte dünyadaki ekonomik model değişecek, bu anlamda partinizin ekonomi politikaları nasıl olacak?’ sorusuna verdiği yanıt:
Selçuk Geçer’i tanırsınız muhtemelen. Partimizle birlikte çalışıyoruz kendisiyle. Onunla Zafer Partisi’nin ekonomik programı üzerine ve mevcut ekonomik durum üzerine bir program yaptık. Önümüzdeki bir 2 gün içerisinde ve yayınlanacak. Evet haklısınız. Dünya yapay zekâ merkezli bir yeni sanayi devrimine doğru ilerliyor. Bazı meslekler gereksiz hale gelecek. Çalışma prosedürleri yeniden tanımlanacak. Bunlar olurken biz Türkiye’de incir kabuğunu doldurmayacak şeylerle tartışıyoruz. Adeta geleceği çocuklarımız adına kaçırıyoruz. Bunları yapabilmek için, geleceği planlayabilmek için Çin devlet kapitalizminin inanılmaz bir hızla yükseldiği bir dönemde Türk ekonomisinin tamamen yutulmasını, Türk sanayisinin tamamen tahrip olmasını engellemek için planlı kalkınmaya geri dönmek, devlet planlama teşkilatını açmak, 5 yıllık ve 15 yıllık planlı kalkınmayla Türkiye’nin hangi sektörlerde ekonomik gelişmeyi sağlamasının kararını vermek ve devlet kaynaklarını anlamlı ve doğru şekilde kullanarak Türk sanayini ayağa kaldırmak zorundayız. Eğitimi buna göre yeniden yapılandırmalı, siyaseti ve ekonomi politikalarını günlük keyfi kararlar almaktan ve rant üzerinden büyüme stratejisinden yüksek teknoloji ile büyümeye, ithalatla büyümekten ihracatla büyüme stratejisine dönmek durumundayız. Bugün buraya yapılacak çerçevede yapılacak açıklama bununla sınırlı ama Zafer Partisi’nin daha fazla ekonomi projelerini anlattığını sizler de görüyorsunuz. Çünkü bir ülkenin varlığını sürdürebilmesi her şeyden önce güçlü bir ekonomik, teknolojik altyapı oluşturmasına ve bu altyapıyı geliştirmesine bağlı. Aksi takdirde Afrikalıların 19. Yüzyılda 16.-17. Yüzyılda beyaz insan karşısında düşmüş olduğu duruma düşeriz. Aksi takdirde İsrail savaş uçaklarının havadan bombaladığı Gazzelilerin durumuna düşeriz kendisini savunamadan ölen. Çünkü son Gazze soykırımı göstermiştir ki Batı’nın insani ve ahlaki seviyesi Roma’da gladyatörlere öldürme emrini veren Romalılardan bu yana hiç değişmemiştir ve güç belirleyicidir. İstiklal Marşı’mızda ifade edilen tek dişi kalmış canavar, hala varlığını sürdürmektedir. Ona fırsat vermeyecek bir ekonomik büyümeyi ve milli birliği ayakta tutmayı tesis etmeliyiz. Ama bugün milli birliğimizi en fazla zedeleyen hususların başında hiç şüphesiz iktidarın muhalefete karşı uyguladığı düşman ceza hukuku uygulamaları gelmektedir.”

