Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

“İSRAİL BİR HAYAL GÖRÜYOR”

“HİZBULLAH’A VE ŞEYH SAİD’E VATAN HAİNİ DİYENLERİN YARGILANDIĞI BİR ADALET DÜZENİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

"HİZBULLAH'A VE ŞEYH SAİD'E VATAN HAİNİ DİYENLERİN YARGILANDIĞI BİR ADALET

“ŞİMDİDEN TÜRKİYE’Yİ İKİNCİ İRAN İLAN EDEN NETANYAHU ZİHNİYETİNE KARŞI ÜLKEMİZİN MİLLİ GÜVENLİĞİNİ SAĞLAYACAK ADIMLARI HIZLA ATMALIYIZ”

 

 Ümit. Özdağ: “Ne yazık ki bayramları bayram gibi kutlayabildiğimiz bir dönemden geçmiyoruz. Ramazan oruç ayı ama milletimiz sadece Ramazan’da oruç tutmuyor. 12 ay oruç tutmaya zorlayan bir fakirliğin hüküm sürdüğü bir dönemden geçiyoruz. Evet Ramazan sabır ayı, şükür ayı, kanaat ayı. Ama Ramazan’ın aynı zamanda adalet ayı olması lazım. Kul hakkının yenmediği aylar olması lazım. Sadece Ramazan’ın değil 12 ayın adalet ayı ve kul hakkının yenmediği aylar olması lazım.

Hal böyleyken biliyoruz ki ülkemizde ciddi bir adaletsizlik sorunu var. Vatandaşın bir bölümüne özellikle muhalefete düşman ceza hukuku uygulaması gerçekleşiyor. Böyle bir düşman ceza hukukuyla millet adaletsizlikle ayrıştırılırken bayramları da bayram gibi kutlama imkânımız ne yazık ki olmuyor. Değerli arkadaşlar bugün burada birlikte iftar sofrasında bir araya geldik ama geçen sene ben iftarı ve sahuru Silivri Cezaevi’nde bir hücrede tek başıma gerçekleştiriyordum. Sağ olsun gardiyanlar da hem sahurda hem iftarda yiyemeyeceğim kadar yemeği getirip ‘Başkan acıkırsın, ye’ diye ikram ediyorlardı, misafir ediyorlardı. Şimdi burada aranızdayım ancak içeride birçok tutuksuz yargılanması gereken insanın olduğunu birçok insanın da haksız yere tutuklanarak içeride tutulduğunu ne yazık ki biliyoruz.

Ben neden tutuklandım? Antalya’da bir konuşma yaptım. O konuşma bir miting sonrasında yapılan konuşmaydı. Mitingin konusu neydi? ‘Mehmetçik katillerine af yok’ mitingiydi. Bakın şimdi Mehmetçik katillerine af çıkacağını bizim o mitingimizden 13 ay sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki Öcalan Komisyonu çıkardığı raporla ortaya koydu. Demek ki biz doğru söylüyorduk Mehmetçik katilleri affediliyor. Ve sonra il başkanlarımızla bir toplantı yaptık. O toplantıda yapmış olduğum konuşmadan dolayı Ankara’da bir arkadaşımla yemek yerken yüz tane polis etrafı kuşatmış içeriye haber yolladılar. Geldiler beni gözaltına aldılar ve götürdüler. İstanbul’da savcı önce Cumhurbaşkanına hakaretle ilgili sorular sordu. Sonra benimle hiç ilgisi olmayan Kayseri’de yapılmış soruşturması tamamlanmış mahkemeleri devam eden Kayseri’deki Suriyeliler olayından dolayı tutuklandım. Hani ‘sen adamı getir ben suçu bulurum’ derler ya, suç öyle bulundu. Sonra Cumhurbaşkanına hakaretten iddianame hazırlandı. Hâkim dedi ki ‘ya bu konuşma Antalya’da yapılmış, suç yeri Antalya olduğuna göre buna Antalya Mahkemesi bakmalı, İstanbul Mahkemesi yetkisizdir’. Ve iddianameyi iade etti savcılığa. Onun üzerine Cumhurbaşkanının avukatları bir dilekçe verdiler. Dediler ki Cumhurbaşkanı bu konuşmayı İstanbul’da bir büroda seyretti. Onun için davayı İstanbul’da açıyoruz. Ben de şükrettim. Dedim ki ‘ya konuşmayı Tokyo’da veya Uganda’da izleseydi ne yapardık’. Düşünebiliyor musunuz? Uganda Başsavcılığı Ümit Özdağ’la ilgili dava açacak. Arkadaşlar ben bundan beraat ettim. Cumhurbaşkanına hakaretten. Kayseri’deki olayları kışkırttığım iddiasıyla da 2 sene 4 ay hapse mahkûm ettiler. 2 sene 4 ayın yatarı 2 ay. Ben 5 ay yattım, 3 ay alacağım var. Yok, aslında 5 ay alacağım var. Çünkü üst mahkemede, istinafta, Yargıtay’da bu karar bozulacak. Yasaya aykırı. İşte düşman ceza hukuku böyle bir şey arkadaşlar.

Şimdi düşünün, Silivri’de dün mahkemeler başladı. 106’sı tutuklu 400 kişi yargılanıyor. Ama bir adam var oradaki birçok insana rüşvet verdiği iddia ediliyor. O 700 yılla yargılanıyor, o dışarıda. Rüşvet aldığı söylenenler de içeride. İşte bu, adaletsizlik arkadaşlar. Bu, düşman ceza hukuku. Bu adaletsizlik yaşanırken öbür taraftan bakıyoruz Mavi Çarşı’da çoğu çocuk 14 tane yurttaşımızı yakarak öldüren katil bir PKK’lı hapishaneden serbest bırakılmış Türkiye’yi dolaşıyor, gittiği illerde alkışlarla karşılanıyor ve Türk milletine demokrasi dersi veriyor. Bu mu adalet? Hayır. Bu adalet değil. Bu kabul edilebilir bir şey de değil.

PKK’lılar böyle alkışlarla karşılanır toplu katliamcılar demokrasi dersi verirken ben de Türkiye’yi iftarlarla dolaşıyorum. Yarın Burdur’da Tefenni’de olacağım. Sonra ertesi gün Denizli’ye geçeceğim. Denizli’den İzmir’e, İzmir’den Eskişehir’e geçeceğim. Eskişehir’den Ankara’ya uğrayıp Kayseri’ye ve Malatya’ya gideceğim. Konya’dan Burdur’a nasıl gidilir? Isparta üzerinden muhtemelen. Ama ben öyle yapmayacağım arkadaşlar. Ben bu iftardan hemen sonra Ankara’ya geri döneceğim. Burdur’a öyle gideceğim. Neden? Çünkü yarın sabah Ankara’da ağır cezada ifade vereceğim. Sebep? HÜDA PAR’a hakaret etmişim. Hani şu Genel Başkanları ‘Türk bayrağının ismi hoşuma gitmiyor’ diyen adam var ya onun partisine hakaret etmişim. Hani şu ‘Anayasanın 3 maddesi kalksın Türkiye’nin Güneydoğu’su Kürdistan olsun’ diyen parti var ya hani ‘Hizbullah terör örgütü değildir’ diyen parti var ya onlara hakaret ettiğim iddia ediliyor. Ben de gideceğim ifade vereceğim. Sonra da bayramdan sonra Erzurum’a Hınıs’a gideceğim. Orada bir başka yargılamada mahkeme karşısına çıkacağım. Suçum neymiş? Şeyh Said’in hatırasına hakaret etmişim. İşe bakın arkadaşlar. Yani bebek katillerinin toplu katliamcıların alkışlandığı Hizbullah’a ve Şeyh Said gibi bir teröriste vatan hainine vatan haini diyenlerin yargılandığı bir adalet düzeniyle karşı karşıyayız. Bu içinize siniyor mu Konyalılar? Türk milletinin içine sinmiyor bu yaşananlar.

Adaletsizlik sadece mahkemelerde mi? Hayır. Adaletsizlik sadece mahkemelerde değil arkadaşlar. Adaletsizlik aynı zamanda pazarda, çarşıda, AVM’de, tarlada, esnafın dükkanında her yerde fakirleşen bir Türkiye’yle toplumsal eşitsizliğin arttığı bir Türkiye fotoğrafıyla karşı karşıyayız. Bakın en yüksek gelir grubundaki yüzde 10, bütün gelirlerimizin yüzde 32,8’ini yani yüzde 33’ünü kontrol ediyor. Geriye kalan 77 milyon ise ancak yüzde 67’sine ulaşabiliyor. 2015’ten bu yana orta direk adeta eziliyor, ortadan kalkıyor, fakirleşiyor. Şimdi kendi kendinize Allah aşkına sorun. En son ne zaman ailelerinizle birlikte yemeğe gittiniz? İnsanlar artık aileleriyle birlikte ayda bir bile yemeğe gitmekte zorlanıyorlar. Ama bir şehre gittiğim zaman bir kasabaya, ilçeye gittiğim zaman muhakkak 50-60 tane esnaf ziyaret ediyorum. Esnaf her yerde kan ağlıyor. İçinizde de vardır esnaf muhakkak. Esnaf arkadaşlar hem istihdam yaratır. Vergisini verir. Kendisi de çalışır fiziksel olarak, başkasına iş verdiği gibi. Parayı ve malı esnaf çevirir ekonominin içinde. Esnaf yoksa ekonomi durur. Türkiye’nin her yerinde esnaf olağanüstü, dertli. Bir taraftan enflasyon, maliyetlerin artması, öbür taraftan Mehmet Simşek’in cezaları esnafı tam anlamıyla bıktırmış durumda. İşte her yerde bunu dinliyorum. Geçen seneye göre işlerin yüzde 50 azaldığını dinliyorum. Eyüp Sultan’da bir parfümeriye girdim. ‘Arkadaş işler nasıl?’ dedim ama dediğime de pişman oldum. Bir parfümeride işler nasıl olacak? Yanda bakkal peynir satmakta zorlanıyor. Zeytin olmuş 450 lira. Onu satmakta zorlanıyor. Bu parfüm, ilk vazgeçilecek şey. Ama adam güldü. Dedi ‘Sayın Genel Başkan işler çok iyi maşallah’. ‘Nasıl’ dedim? ‘Geçen seneden beri işlerde düşüş yok mu? Her yerde yüzde 50 düşmüş’. ‘Yok dedi bizim işlerimiz hiç düşmedi’ dedi. Dedim ki ‘sen imitasyon mu satıyorsun parfümleri?’ Herhalde ucuz parfüm satıyor onun için işler düşmedi. ‘Yok biz ithalatçıyız bunların hepsi orijinal’ dedi. ‘Yapma ya’ dedim. ‘Peki, en pahalı parfümün ne kadar?’ dedim. 68 bin lira dedi. Evet hanımlar. 68 bin liralık parfüm gördünüz mü? Ben gördüm. Peki dedim ortalama kaç para? 20-30 bin lira dedi. Dedim ki ‘hiç işlerinde düşme yok mu?’ ‘Vallahi hiç düşme yok’ dedi. İşte o yüzde 10 var ya arkadaşlar o yüzde 10. Rantiye. Türkiye’nin milli gelirinin büyük bölümünü kontrol edenler. Bütün çocukları birkaç işten maaş alanlar, ihale alanlar, işte onlar parfümde banyo yapıyorlar, onlar en lüks araçlara biniyorlar, onlar yurt dışında ev satın alıyorlar ve onlar bunları gerçekleştirirken vatandaş da 2 kilo ıspanak almaya zorlanıyor.

Gazi Osman Paşa’da bir hanım yolda durdurdu. Konuşuyoruz. Dedi ki ‘acele gitmem lazım’. ‘Nereye gideceksin?’ dedim. ‘Pazara gidiyorum’ dedi. ‘Kızım engelli okuldan geri gelecek ona bir şey yapmam lazım’ dedi. ‘Bacım tamam ben de pazara gideceğim zaten birlikte gidelim’ dedim. Yürürken sordum. Dedim ki ‘pazar alışverişine kaç lira ayırdın?’ ‘250 lira ayırdım’ dedi. Arkadaşlar gittik pazara bir kilo havuç aldı, bir kilo ıspanak, sonra Turp. ‘Turp ne kadar?’ dedi. 50 lira. Olmaz dedi 40 liralık varsa ver. Ve geri iade etti. Bakın çoğunuzun belki 10 lira para yoktur cebinde. O 10 lira için vazgeçti ondan. Şimdi birileri parfümde banyo yaparken Türkiye’nin gerçeği vazgeçen kadındır 10 lira için. Onun için oruç ayı diyoruz Ramazan’a ama 12 ay oruç tutuyor insanlarımızın çok büyük bir bölümü.

Açlık sınırı 32 bin lira, yoksulluk sınırı 105 bin lira asgari ücret 28 bin lira emekli maaşı 20 bin lira dul ve yetimseniz 15 bin liraya düşüyor. Durum bu. İşte böyle bir ortamda bir AK Parti milletvekili çıkıyor arkadaşlar milletvekili maaşı ve emekli maaşını birlikte aldığı zaman bir milletvekili ayda 500 bin lira alıyor. Bu bir iş adamı üstelik Tekirdağ’ın zenginlerinden birisi diyor ki ‘bu 500 bin lira bana yetmiyor’ diyor. 25 tane emeklinin maaşını alıyor ya. Yetmiyormuş ama. Böyle bir ortamda AK Parti Grup Başkan Vekili de diyor ki emeklilerin durumunun farkındayız. Gabar’da petrol bulduk. Oradan gelen gelirleri dağıtınca hepimiz rahatlayacağız. Biz de Zafer Partisi olarak diyoruz ki Sayın Milletvekili bu Gabar’dan gelen petrolün geliri millete dağılana kadar milletvekilleri emekli maaşlarını emeklilere devretsinler de onlar da milletle birlikte beklesinler. İşte adaletsizlik böyle bir şey. ‘Adalet mülkün temelidir’ diyen anlayışa sahibiz. Devletin dini adalettir. Ama bugün baktığımız zaman bunu göremiyoruz. Hazreti Peygamberimiz diyor ki ‘sizden önce helak olan toplumların helak olmasının nedeni içlerinde zengin ve asil olanlara bir suç işledikleri zaman ceza verilmeyip aynı suçu bir fakir ve zayıf işlediği zaman ceza verilmesidir’. İşte biz bugün bunu yaşıyoruz. Kızılay Genel Müdürünün kızıysanız trafik kazası yapıp bir insanın ölümüne neden oluyorsunuz ama tutuklanmadan yargılanıyorsunuz. Sokak röportajında sert bir şeyler söyledi diye insanlar sokaktan alınıp hapishaneye götürülürken 17 yaşında bir delikanlının ölümüne neden olan kişi bir gün hapse girmiyor. İşte bu adalet değil. Biz herkese eşit hukuk uygulanmalı diyoruz. Anayasanın 10. maddesi herkes için geçerli olmalı. Yani Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları yasalar önünde eşittir. Siyasi görüşleri ne olursa olsun aynı yasalarla adil şekilde yargılanmalıdır.

Bütün bunlar olurken sevgili Konyalılar Ramazan boyunca da narko terör örgütünün lideri elebaşısı Abdullah Öcalan’la ve PKK’yla pazarlıkların devam ettiğini ve bu pazarlıkların Meclis Öcalan Komisyonu’nun ortaya koyduğu bir raporla Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’na adeta hangi yasaları çıkartacakları doğrultusunda bir talimatlandırmanın verildiğini görüyoruz. Bu raporun çıkmasından sonra önce MHP Genel Başkanı, sonra DEM Eş Genel Başkanı, Abdullah Öcalan için statü istiyorlar. Abdullah Öcalan’ın statüsü belli. Terör örgütü elebaşısı ve İmralı’da müebbet hapse mahkûm olmuş bir narko terörist. Daha buna ne statü olacak? Olacak şey şu. Onu da Öcalan kendisi söylüyor son açıklamasında. Ben diyor bu İmralı’daki mahkum statüsünü bırakıyorum, başmüzakereci ve yeniden kurulacak cumhuriyetin kurucu eş başkanlarından birisi olacağım diyor. 1976’dan 2026’ya kadar on binlerce insanın ölmesine daha fazla insanın yaralanmasına çok daha fazla insanın babalarını yitirmesine ailelerinin dağılmasına neden olan bu terörist, şimdi Türkiye’ye huzur getirecek deniyor ve buna bir statü aranıyor ve bu adam da İmralı’dan yaptığı açıklamada diyor ki ‘Cumhuriyeti Atatürk yanlış kurdu’. Üstelik diyor hata Atatürk’le de başlamadı. ll. Mahmut’tan bu yana diyor. Hata üstüne hata yapıldı ve sonra bize Abdullah Öcalan adlı terörist devleti nasıl kurmamız gerektiğini anlatıyor. Nasıl bir demokrasi uygulamamız gerektiğini anlatıyor. Hukuku nasıl değiştirmemiz gerektiğini anlatıyor. Ve vatandaşlığı nasıl yeniden tanımlamamız gerektiğini bir terör örgütünün elebaşısı anlatıyor. Sevgili Konyalılar bunları anlatan adam 1987 senesinin başında şu emri vermişti teröristlere: Beşikteki bebeği kümesteki tavuğu hepsini öldüreceksiniz. Şimdi bu katil geliyor Türk devletine ve Türk milletine Anayasasını nasıl yapacağını anlatıyor. Biz buna müsaade etmeyeceğiz. Buradan Konya’dan, Bursa’dan, Adana’dan, Gaziantep’ten, Amasya’dan seslendiğimiz gibi yarın Burdur’dan, Denizli’den, İzmir’den, Eskişehir’den, Kayseri’den, Malatya’dan bütün Türkiye’den sesleneceğimiz gibi sesleniyoruz. Anayasada Türk vatandaşlığıyla oynayan Türk vatanıyla da oynuyor demektir. Türk milleti bunu kabul etmez, buna razı gelmez, vatandaşlığıyla ve vatanıyla oynatmaz.

Sevgili Konyalılar, sevgili Zafer Partililer,

Tabii ülkemizin yoğun gündemi bir de bölgemizde gerçekleşen ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan savaşla daha da önemli bir yükü üzerine aldı. Soğuk savaşın sona ermesi 1990’dır. Üzerinden 36 sene geçti. 1991-2008 arasında Irak iki defa Amerikan saldırısına uğradı ve bir iç savaş yaşadı. Sonunda Irak bölündü. Kuzeyinde bir Barzani-Talebani bölgesi kuruldu. 2011’den 2025’e kadar bu sefer Suriye’yi iç savaşa sürüklediler. 2025’te Beşar Esad devrildi ve Şimdi yine Suriye’de de Irak’ta olduğu gibi PKK, YPG’nin kontrolünde bir bölge kuruldu. Şimdi sıra İran’a geldi. Nasıl Irak işgal ve iç savaşla bölündüyse nasıl Suriye bir iç çatışmayla iç savaşla bölündüyse şimdi de önce Amerikan-İsrail bombardımanı ve bu bombardımandan sonra da İran’ın bir iç savaşa sürüklenmesi hedefleniyor. Kafalardaki hayal şu: Bu 3 devlet bölündükten sonra sıra Türkiye’ye gelecek ve Türkiye’nin 22 ilini kapsayan bir bölge, bu 3 bölgeyle birleştirerek bir büyük Kürdistan oluşturulacak. Değerli Konyalılar İsrail bir hayal görüyor. Bu hayal Nil Nehri’nden Dicle ve Fırat’a kadar uzanan alanın vaat edilmiş topraklar olduğu hayali. Bu topraklar Yahudilere vaat edilmiş. Onun için bu bölgeyi İsrail işgal etmeliymiş. Şimdi bu mümkün mü? İsrail daha önce Mısır’la 67’de savaştı ve Sina’yı işgal etti. Ama 73’te Mısır geri aldı Sina’yı. Sina Yarımadası’nı kontrol edemeyen bir İsrail geri vermek zorunda kalan bir İsrail bu büyük coğrafyayı bu nüfusla kontrol edebilir mi? Tabii ki edemez. İşte onun için İsrail’in güdümünde bir ikinci Müslüman İsrail yani Kürdistan kurulmaya çalışılıyor. Bakın demin Grup Başkan Vekili Sezai Temelli bir konuşmasında şöyle söyledi. Dedi ki ‘buralar vaat edilmiş topraklar bunlar geldiler, buraları mahvettiler’. İsrail’le DEM arasındaki iş birliğini PKK’yla İsrail arasındaki iş birliğini bu açıklamadan daha net hangi açıklama ortaya koyabilir? Bu İran’a yönelik saldırı gerçekleşirken dünyada Müslümanlar toplam nüfusun yüzde 25’ini oluşturuyor. 57 Müslüman ülke var. Bunların bir de ortak Teşkilatı var İslam İşbirliği Teşkilatı ne bu 57 ülkeden İran’a yönelik saldırıya bir karşı çıkış geldi ne de İslam İşbirliği Teşkilatı’ndan bir karşı çıkış geldi. Kimden karşı çıkış geldi? Katolik İspanya’dan. Bu 57 ülke bir İspanya kadar saldırıya karşı çıkamadılar.

Peki Değerli Konyalılar, değerli Zafer Partiler,

Biz bu olandan ne ders almalıyız? Biz Irak’ta, Suriye’de ve şimdi İran’da olanlardan ders alıp önümüzdeki yıllarda daha şimdiden Türkiye’yi ikinci İran ilan eden Netanyahu zihniyetine karşı ülkemizin milli güvenliğini sağlayacak adımları hızla atmalıyız. Devletler en kötü durum senaryosuna göre yönetilir. Polyannacılık oynayarak, iyimserlikle devlet yönetemezsiniz. En kötü durum senaryosuna hazır olacaksınız ve ona göre kararlarınızı alacaksınız. Yapmamız gereken birinci şey, parlamenter demokrasiye hızla dönmek. Diyeceksiniz ki ne ilgisi var? Arkadaşlar Amerika Birleşik Devletleri’nin son 36 senede saldırdığı devletlerin hepsini biliyorsunuz. Bunlardan bir tanesi parlamenter demokrasiyle yönetilmiyordu. Hepsi başkanlık sistemiyle yönetiliyor. Parlamenter demokrasi Türkiye için aynı zamanda bir milli güvenlik rejimidir. İki, düşman ceza hukuku uygulamalarını hemen sona erdireceksiniz ve milli birliği sağlayacaksınız. Üç, PKK ile yapmış olduğunuz Türkiye’yi etnik ve mezhepsel fay hatlarına bölecek herhangi bir hukuki düzenlemeden kaçınacak terörle müzakere değil, mücadele edeceksiniz. Dört, TSK’nın emir komuta sistemini hızla kuracaksınız ve genelkurmay başkanlığına kuvvet komutanlıklarını bağlayacaksınız. Altı, Askeri Sağlık Sistemini tekrar kuracaksınız. Gata’yı tekrar açacaksınız. Askeri hastaneleri tekrar açacaksınız. İsrail’in İran’da gördük nasıl yabancıları MOSSAD devşiriyor, kendi ajanı yapıyor, içimizdeki yabancı büyük nüfusu vatanlarına geri yollayacaksınız. İsrail’le bilişim ve yazılım anlamında bütün ortaklıkları sona erdireceksiniz. Türkiye hızla bin kilometre menzilli 2 bin kilometre menzilli balistik ve süpersonik füze yapma kabiliyetine ulaşacak. Yüksek irtifa hava savunma sistemlerimizi hızla kurmak zorundayız. Bakın şimdi Türkiye üzerinden uçan füzeleri düşürüyorlar. Kim düşürüyor? Biz mi düşürüyoruz? Hayır. NATO düşürüyor. Peki arkadaşlar bu NATO düşürmese bu füzeleri kim vuracak? Hiç soruyor musunuz kendinize? NATO vurmasa bu füzeleri biz vurmuyoruz demek. İşte bu kabiliyete hızla sahip olmalıyız. Yine önümüzdeki süreçte hızla gerçekleştirmemiz gereken şeylerden bir tanesi tank birliklerimizi modernize etmek. Bu konuda Yunanistan’ın ve İsrail’in ne yazık ki gerisine düştük. Altay tanklarını çok hızlı üretime geçirmek zorundayız. Keza beşinci nesil savaş uçağı projesi motor sorunu çözülerek hızla tedarik edilmeli. Bunu biz mi üretiriz? Bir başka ülkeyle ortak mı üretiriz? Ama bunu yapmak zorundayız.

Doğu Akdeniz’de menfaatlerimize saldırılacaklar Doğu Akdeniz’de menfaatlerimizi savunma konusunda donanmamızın var olan gücünü daha da etkin hale getirmeliyiz. KKTC’de SİHA ve İHA’larımızın sürekli konuşlanacağı ve Doğu Akdeniz’i sürekli kontrol altında tutacağı üsler kurmalı. Aynı zamanda KKTC’ye hava savunma sistemleri ve füze sistemleri yerleştirmeliyiz. Kartelleşme eğilimi içine girerek hızla gelişen organize suç örgütlerini, uyuşturucu ve sanal kumar çetelerini yok etmeliyiz. Çünkü bu çeteler emin olun işgal ordularının keşif gücü olarak çalışıyorlar ve Türkiye’ye ihanet ediyorlar. Azerbaycan ve Pakistan’la politik ve askeri iş birliğimizi hızla güçlendirmeliyiz. Ve hiç şüphesiz tarımın başkenti olan Konya’da ifade ediyorum. Köyleri canlandırmak, çiftçiyi desteklemek ve Türkiye’nin tekrar kendi kendisine yeten bir ülke haline gelmesini sağlamak zorundayız.

Değerli arkadaşlar, Zafer Partisi bunları yapabilecek kadrolara ve programa sahiptir. Hepinizden Zafer Partisi’ne destek vermenizi rica ediyorum. Partiye destek olun, üye olun, üye bulun ve seçimlere birlikte yürüyelim. Bu seçimlerde sandığa Mehmetçik katillerine at çıkaranları birlikte gömelim.”