Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sözcüsü Zeynel Emre, Özkan Yalım hakkında yürütülen
disiplin soruşturmasının tamamlandığını ve kesin ihraç istemiyle YDK’ya sevk edildiğini
açıkladı. 5 Nisan Avukatlar Günü vesilesiyle yargıdaki erozyona ve Silivri’deki milletvekili
yasaklarına tepki gösteren Emre; Esenyurt’taki “şehir suçları” ile Beylikdüzü’ndeki planlı
kentleşmeyi kıyaslayarak iktidarın rant odaklı politikalarını eleştirdi. Derinleşen ekonomik
kriz, artan uyuşturucu ve yeni nesil çeteleşme sorunlarına dikkat çeken Emre, “Bu yağma
düzenine karşı çözüm sandıktır; Türkiye’yi bu karanlıktan milletin azim ve kararı
kurtaracaktır” dedi.
CHP Sözcüsü Emre, Beylikdüzü İlçe Başkanlığı’nda gerçekleştirdiği basın toplantısında şu
açıklamalarda bulundu:
Değerli basın mensupları, ekranları başında bizleri izleyen kıymetli yurttaşlarımız, hepinizi
Cumhuriyet Halk Partisi adına saygı ve sevgiyle selamlarım.
ÖZKAN YALIM’IN DOSYASI YARIN YDK’NIN ÖNÜNDE OLACAK
Değerli arkadaşlar, tabii önemli gündemlerimiz var, önemli başlıklar var. Bunlardan
bahsedeceğiz size. Öncelikle tabii Cumhuriyet Halk Partisi'nin son bir yıldır yaşadığı yargısal
operasyonların dışında partimize yönelik bir psikolojik harp tekniklerinin uygulandığının da
altını çizmek isterim. Cumhuriyet Halk Partisi olarak en son yaptığımız Merkez Yönetim
Kurulu toplantısında Uşak Belediyesine yönelik operasyon ve belediye başkanımızın gözaltına
alınması ve gözaltına alındığı andan itibaren paylaşılan o görüntüler, mahrem kalması
gereken görüntülerin paylaşılması sonrasında Merkez Yönetim Kurulunda bir disiplin işlemi
başlatılması konusunda oy birliğiyle bir karar verilmişti. Ve bu kapsamda iki Parti Meclisi
Üyesi arkadaşımız görevlendirildi. Cezaevinde Özkan Yalım dinlendi. Kendisiyle ilgili tüm
tutanaklar, belgeler getirilip incelendi ve bir rapor olarak Genel Sekreterliğimize sunuldu. Ve
bu rapora baktığımız zaman da o günkü Merkez Yönetim Kurulu kararında bir değişiklik
olmamasına ve Özkan Yalım'ın kesin ihraç istemli olarak ve tedbirli olarak Yüksek Disiplin
Kuruluna sevkine karar verilmiş oldu. Biz tabii bu kararı geçtiğimiz hafta aldığımız zaman yani
prosedür işlemlerini işletmek, savunmasını almak, ilgili belgeleri getirip incelemek konusunda
bir karar aldığımızda başta Genel Başkanımız olmak üzere partimize yönelik asılsız ithamlar,
suçlamalar, yandaş ekranlarda bakıyorsunuz efendim disiplin işlemi uygulayamazlar, onu
yapamazlar. Çeşitli saçma sapan iddialarla partimizi ve Genel Başkanımızı itham ettiler. Biz bu
organize kötülükle de mücadele etmeye devam edeceğiz. Yalanlar söylemeye devam
edecekler. Biz gerçekleri haykırmaya devam edeceğiz. Günün sonunda da hak ve haklı
kazanacaktır. Bunu da buradan not düşmek istiyorum. Pazartesi günü itibariyle de dosyası
Yüksek Disiplin Kurulunun önünde olacaktır.
BÜTÜN BAROLARIMIZIN VE AVUKATLARIMIZIN AVUKATLAR GÜNÜNÜ KUTLUYORUM
İkinci olarak; bugün aynı zamanda 5 Nisan Avukatlar Günü. Ülkemizde görev yapan
meslektaşlarımızın avukatlar gününü kutluyorum. Çok zor şartlarda görev yapıyorlar. Çok
büyük problemleri var. Gerek stajyer avukatların, gerek mesleğin ilk başında görev yapan
meslektaşlarımızın ciddi geçim sıkıntıları var. Ülkedeki yargı terazisinin bu kadar bozulduğu
bir ortamda, silahların eşitliği ilkesinin bu kadar erozyona uğradığı bir ortamda hukuk
mücadelesi veriyorlar. Ben bütün barolarımızın, avukatlarımızın avukatlar gününü
kutluyorum. İnşallah onlarla birlikte gelecekte adil, eşit bir hukuk düzeninin olduğu bir
Türkiye'yi hep birlikte inşa edeceğiz diyorum.
SİLİVRİ’DEKİ MİLLETVEKİLİ YASAKLARI VE EKREM İMAMOĞLU’NA TECRİT
Üçüncüsü olarak da; burada tabii yine gündeme geçmeden önce bir hususu daha ifade
edeyim. Biz basın toplantılarımızda haftada iki yapmak üzere bir tanesini Silivri Dayanışma
Merkezimizde, orada haftalık Cumhuriyet Halk Partisi'nin ve orada haksız bir şekilde
cezaevinde tutulan arkadaşlarımızın yaşadıkları hukuksuzlukların altını çizerek oradaki vahim
hatalardan bahsederek toplantımızı gerçekleştiriyoruz. Bir diğerinde de ülkenin yakıcı
problemleri. Ülkenin emekçisinin, emeklinin, çiftçinin, işçinin, öğrencinin, gencinin
problemlerini yurttaşlarımızla paylaşıp partimizin çözüm önerilerini anlatıyoruz. Bu
kapsamda da bir hususu daha belirtmek isterim. Ben geçtiğimiz basın toplantısında söyledim.
Ondan öncekinde de ifade ettim. Ülkedeki yargıçlar ve savcılar mevcut kanunlara göre
davranmak zorundadır. Hiçbir soruşturma makamı, hiçbir yargılama makamı, kanundan
almayan bir madde, bir düzenleme resen yapamaz. Bugün milletvekilleri milletten aldığı
yetkiyle, anayasadan kaynaklı haklarla görev yapmaktadır. Milletvekillerinin iki görevi vardır
temel. Bir yasama görevi, iki denetim görevidir. Bu kapsamda da milletvekilleri tüm kamu
kuruluşlarını denetleyebilir, gidebilir, ziyaret edebilir. Ülkedeki tüm mahkemelere
duruşmalara gider, izleyebilir. Bunu hiçbir idari kararla kimsenin engelleme hakkı yoktur.
Eğer bir duruşmada bir milletvekili duruşma düzenini bozacak davranışta bulunduysa iddia
edildiği gibi yapılabilecek şey hakkında suç duyurucusunda bulunmak, fezlekeye bağlamak,
yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına göndermektir. Bunun dışında bir işlem
yapamazsınız. Hal böyleyken Silivri'deki yargılamalarda 5 milletvekili arkadaşımıza sadece o
duruşmaya özgü değil, yapılan tüm yargılamalarla alakalı süreden bağımsız duruşma yasağı
uygulaması diye bir durumdan bahsedilmektedir. Buna ilişkin bir yazılı karar yoktur. Buna
ilişkin dediğim gibi bir kanun yoktur. Hangi makamın verdiği belli değildir. Mahkeme başkanı
bu kararı ben vermedim der. Kapıdaki jandarma bize böyle talimat geldi der. Ve sonuçta
anayasal hakkı milletin egemenliğine dayalı, milletin oylarıyla seçilmiş milletvekillerinin
anayasal hakkı engellenmektedir. Bu uygulamayı yapan mahkeme başkanıysa mahkeme
başkanı, başsavcılıksa başsavcılık, askeriye ise askeriye herkes suç işlemektedir. Bizim orada
milletvekilimiz, İstanbul milletvekilimiz ve Yüksek Disiplin Kurulu Başkanımız Turan Taşkın
Özer, Grup Başkanvekilimiz Ali Mahir Başarır, Genel Başkan Yardımcılarımız, Parti Meclisi
Üyelerimiz, Milletvekili olan arkadaşlarımızın ayrı ayrı birbirinden farklı mahkemeler dahi
olmak üzere siz buraya giremezsiniz diye orada kimsenin jandarmayı karşısına dikmeye hakkı
yoktur. Buradan bir kez daha belirtelim, anlatalım. Bizim özel olarak yargılama süreçlerini
uzatmak, oralarda bir gerginlik yaratma düşüncemiz yoktur. Ancak bu durum da
sürdürülebilir değildir.
MECLİS BAŞKANI NUMAN KURTULMUŞ; YASAMA ÜYELERİNİN HAKKINI, HUKUKUNU
KORUMAKLA MÜKELLEFTİR
İkinci olarak da; bizlerin cezaevinde tutuklu olan arkadaşlarımızı ve Türkiye'deki diğer
tutukluları ziyaret etme hakkımız vardır. Biz yasama üyesiyiz. Yürütmenin bunu keyfi bir
şekilde sınırlama hakkı yoktur. Sadece örgüt suçlarına ilişkin bir bildirim düzenlemesi vardır.
Ancak bu dediğim gibi sadece bildirim amaçlıdır. Buna böyle süresiz kısıtlama getiremezsiniz.
Şu anda Sayın İmamoğlu'na yönelik bir tecrit uygulaması vardır. Kendisinin düşüncelerinin,
konuşmalarının her türlü kısıtlanmasının ötesinde, sosyal medya hesaplarının, resimlerinin
yasaklanmasının ötesinde bu kez de milletvekillerine yönelik İmamoğlu ile ilgili bir görüş
yasağı söz konusudur. Bu da yine sadece bizi ilgilendiren bir durum değildir. Ülkede görev
yapan tüm milletvekili arkadaşlarımız ve Sayın Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş yasama
üyelerinin hakkını, hukukunu korumakla mükelleftir. Bunun da altını çizelim.
BEYLİKDÜZÜ’NDEN ESENYURT’A: ŞEHİR SUÇLARI MÜZESİ
Değerli arkadaşlar, bugünkü basın toplantımızı İstanbul Beylikdüzü İlçe Başkanlığımızda
gerçekleştiriyoruz. Burasının tabii şöyle bir önemi var. Bizim Cumhurbaşkanı Adayımız ve
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın İmamoğlu burada Beylikdüzü İlçe Başkanlığı
yaptı 5 yıl boyunca. 2009 yılından 2014 yılına kadar. Hani bir örgüt, bir suç hikayesi
yaratılmak isteniyor ya. Siyasal faaliyetten bahsediyoruz. Burada bu salonlarda, bu ilçe
binasında 5 yıl görev yaptı. 5 yılın sonunda yapılan eğilim yoklaması sonrasında açık farkla
birinci seçildikten sonra partimizin Beylikdüzü Belediye Başkan Adayı olarak görevlendirildi
ve Adalet ve Kalkınma Partisi'ne ait bir belediyeyi Cumhuriyet Halk Partili yaptı ve 5 yıllık çok
doğru, çok özverili çalışmaları sonrasında da Büyükşehir adayı gösterildi. Bu kez de İstanbul
Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. Ve yine bir 5 yıl halk memnuniyeti çok yüksek olduğu
için bu sefer açık farkla yine İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. Ve burası da bizim
yol arkadaşımız, şehir plancısı Sayın Mehmet Murat Çalık aday gösterildi ve burada da yine
çok yüksek oylarla kendisi halk tarafından seçildi. Bu ilçede kendilerini anmadan geçmek
istemedim. Dayanışma duygularımızı gönderelim. Belediye başkanlarımız yalnız değildir.
Elbette bu kötü günler geçecektir. Özgür günlerde yine buralarda, İstanbul'da kendileriyle
buluşacağız. Buna yürekten inanıyoruz.
Bununla birlikte tam buradayken bir hususun daha altını çizmek istiyorum. Bakın burası
Beylikdüzü. Şuradan bir yol geçiyor arkamızda ve bir köprü var. O köprünün gerisi de
Esenyurt ilçesi. Esenyurt ilçesi Adalet ve Kalkınma Partisi'nin yıllarca o kadar kötü yönetimi, o
kadar rantı düşünerek sürekli 20 kat, 30 kat gibi sıkışık mekanlarda çevre düzenlemesi
yapmadan, gerekli yeşil alan düzenlemesi yapmadan, sadece rant düşünülerek yoğun
yapılaşma sonrasında 1,5 milyon nüfuslu bir yer haline geldi. Gettolaştı, güvenlik problemi
var. Esasında bir şehir suçu nasıl işlenir dediğimizde gidip baktığınızda Esenyurt. Ülkede
gerçek anlamda bir hukuk düzeni olsa bizim bu arkamızdaki ilçeyi buradaki şehir suçlarına
yönelik yapan o Adalet ve Kalkınma Partili yöneticileri yargılar, onları cezalandırır. Buraa ise
Beylikdüzü’nde geniş sokaklarıyla, parklarıyla, yeşil alanlarıyla metrekareye düşen yeşil alan
bakımından örnek gösterilecek bir kent ve bu kenti bu hale getiren belediye başkanları da
bugün hapiste. Dolayısıyla ülkedeki çarpık düzen, ülkedeki yandaşı koruyan, ne olursa olsun
Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarda kalsın anlayışını düşünen bir yargı düzeninin bugün işte
bu ikili hukuk düzeni ve bu çarpıklığı da buradan bir kez daha haykırmak istiyorum.
İKTİDARIN DIŞ POLİTİKAYA İLİŞKİN İRAN ANLATISI İNANILIR GİBİ DEĞİL!
Değerli arkadaşlar, kıymetli vatandaşlarımız, son günlerde bir anlatı var dış politikaya ilişkin.
Neymiş efendim iyi ki bizim başımızda Tayyip Erdoğan varmış. Yoksa ülkemiz çok büyük
tehlikelerle karşı karşıya kalırmış. Evet bölgemizde bir ateş çemberi var ve savaşlar yaşanıyor.
Bugün ABD ve İsrail'in İran'a açık bir saldırısı var. Buradan iktidar ve yandaşları şöyle bir anlatı
yapıyor. Efendim Tayyip Erdoğan kurduğu stratejiyle bizi savaştan koruyormuş. Ya Allah
aşkına yani ne yapacaktık? Bugün Tayyip Erdoğan dışında herhangi bir Türkiye Cumhuriyeti
yurttaşı bu ülkenin cumhurbaşkanı olsa gidip İran'a mı saldıracaktı Amerika'yla, İsrail'le bir
olup? Ya da İran'ın safında yer alıp Amerika ve İsrail'le mi savaşacaktı? Elbette ki bu savaşın
tarafı olmayacaktı. Bununla birlikte saldırı altında olan İran'a yönelik en azından İspanya
başbakanının söylediğinin onda birini söyleyecek cesareti olurdu. En azından İspanya
başbakanının söyleyeceği yani o kadar söyleyemezdi belki ama en azından onda birini
söylerdi. Yani bu utangaçlığı, efendim hala dostum Trump söylemini, hala Gazze Barış
Kurulunda oradaki ileriye dönük rant düzeni, Filistinlilerin olmadığı bir düzenin parayla girilen
bir kurulun o ayıbın içinde olmazdı. Bu anlatı gerçekten inanılır gibi değil. Dış politikada
ülkeye bu kadar zarar veren bir iktidardan bahsediyoruz. Bu kadar 180 derece dönüş ve
yaşadığımız milyarlarca dolarlık zarar. Gerek Suriye politikasında, gerek Libya'da bakın
Kaddafi'ye yönelik ilk NATO operasyonu olduğunda Tayyip Bey NATO'nun ne işi var orada
diyordu. Sonradan sesini kesti destekler pozisyona girdi. Mısır'daki iç siyasette taraf oldu.
Katil Sisi dedi, darbeci Sisi dedi. Ambargolarla karşılaştık. Milyarlarca dolar zarar ettik. Şimdi
dostum Sisi'ye döndü. Bu mu yani öngörülebilir dış politika? Bugün bölgedeki büyükelçilere
bakın hepsini yandaşlarla doldurdular. Hiçbirinin büyükelçiliğe yönelik içeriden gelen
bürokrasiden gelen bir tecrübesi yok. Dolayısıyla eğer bir dış politika örnek alınacaksa Gazi
Mustafa Kemal Atatürk'ün dış politikası örnek alınsın. Atatürk Ankara merkezli, diğer
ülkelerin haklarına saygı duyan, kazan kazan ilkesine dayanan dış politikayla kısa sürede hem
dünyada hem de bölgede çok saygın bir konuma getirmişti Türkiye'yi. O nedenle bu çarpık
düzenin, bu 180 derece dönüşlerin, ülkeye verdiği zararın görmezden gelinerek bir İran
anlatısı üzerinden çok büyük başarı varmış gibi anlatılmasını da hakikaten garip
karşıladığımızı ifade edelim.
YENİ NESİL ÇETELER VE UYUŞTURUCU İLE MÜCADELE
Kıymetli yurttaşlarımız, kötü yönetimin sonuçları var. Bu sonuçlardan biri de artan suç oranı
ve yeni nesil çeteler. Ben basın toplantılarında sıklıkla bunu dile getiriyorum. Hem gençliğin
içine düştüğü durum, hem çocukların durumu, hem de bunun Türkiye açısından tehlikesi. Biz
bunu dile getiriyoruz ve mecliste bu konuda araştırma komisyonları kurulması, politika
geliştirmesi gerektiğini söylüyoruz. Verdiğimiz teklifler reddediliyor. Ne yapıyor dediğimizde
iktidar hiçbir şey yapmıyor, izliyor. Ve her geçen günde açılan dava ve iddianamelerde
baktığımızda gerçekten çok çarpık olay var. Şimdi bir tanesiyle ilgili yeni nesil çetelerden
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının bir operasyonu var ve bakın biz söylemiyoruz Savcılığın
tespiti. Diyor ki, yeni nesil mafya olarak tabir edilen, dijital çağın imkanlarını kullanan klasik
mafya yapılanmalarından farklı, teknolojiyi, sosyal medyayı etkin kullanan, özellikle
Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerindeki çok nüfuslu, yoksul ailelerin çocuklarını bu
örgüte dahil eden. Yine aynı şekilde başka ülkelerden gelip de yabancı olup bu ülkede yetişen
gerek Suriyeli, gerek Afgan, gerek Pakistanlı ailelerin çocuklarının bu örgüt tarafından, benzer
örgütler tarafından ele geçirildiği, çocuk yaşta cinayet işlettikleri, adam vurdukları, yaralama
olaylarına karıştıklarına yönelik tespit var. Çünkü kısa zaman içinde güç, prestij, kazanma
hevesi… Tabii iktidar ve ortağı Cumhur İttifakı mafyayla bu kadar iç içe olup fotoğraflar
paylaştıkça da toplumda bunun meşruiyeti de başka bir algıya gidiyor. Bunun da altını
çizelim. Bu kapsamda da mesela geçen yakalanan çeteyle ilgili sekizi yabancı uyruklu. Bakın
bunlardan biri Filistinli, diğerleri Suriyeli. Şimdi burada savcılığın yaptığı tespit önemli. Çünkü
biz defalarca söyledik burada. Aynı zamanda uyuşturucunun, uyuşturucu kullanımının çok
yaygın olması da bu suç örgütlerinin artışında önemli bir etken. Bakın nereden tabii baksak
yargı düzeni dökülüyor. Biz Beylikdüzü’ndeyiz. Hemen şu Büyükçekmece Adliyesi var.
Büyükçekmece adliyesinde adli emanetteki altınları, ilgili ziynet eşyalarını oranın sorumlusu
aldı kaçtı yurt dışına gitti. Bakın görülmüş iş değil. Adliyeler dökülüyor. Geçtiğimiz günlerde
de Gaziantep'te bir olay yaşadık. Gaziantep'te bir katip uyuşturucu satıcısı. Düşünebiliyor
musunuz Adliyenin içerisinde bir katip uyuşturucu satıcısı olarak gözaltına alınıyor. Geniş
kapsamlı bir operasyondan bahsediliyor. Bugün Türkiye'de uyuşturucuyla ilgili bağlantılı 800
bin dosya var. Bunların büyük çoğunluğu içicilik, kullanım ve işin magazinsel boyutunu
merkezine alan iktidarın esas itibariyle uyuşturucuyla mücadele ettiğini söylemek zor. Çünkü
siz sivrisineklerle uğraşıyorsunuz. Halbuki bataklığı kurutmanız lazım. Bu kadar yaygın
uyuşturucu ülkenin her tarafında okul önlerine kadar nasıl geldi?
GENÇLERİN "İYİ OLMA HALİ" RAPORU: GELECEK UMUDU TÜKENİYOR
Hal böyleyken de gençlerin Türkiye'deki durumu gerçekten içler acısı durumda. Bugün
Habitat Derneği'nin 2017'den beri yayınladığı Türkiye'de gençlerin iyi olma hali. Buradan bazı
rakamlar sizlerle paylaşacağım ama şunun da altını çizmeden geçmek istemiyorum. Bakın
2017 yılı Türkiye'de referandumun yapıldığı, iktidar ve ortağının seri yalanlar ve
manipülasyonlarla halkı kandırarak içinde bulunduğumuz rejimin eğer evet denirse ülkenin
ekonomik uçuşa gideceğini, sosyal refah olacağını, eğitim sisteminin iyi olacağını, dünyayla
rekabet eden bir düzene geçeceğimize yönelik, doların düşeceğini, enflasyonun düşeceğini…
Dünya kadar yalan, peş peşe sıralandı. Bakın 2017 referandumdan evet geçti. 2018'de
uygulamaya geçti. Burada 1403 genç 18 – 29 yaş arası ne diyor araştırma? Yüzde 71'i 2017'de
kendisini iyi hissediyormuş gençlerin. Bugün bu oran yüzde 54'e düşmüş. Gelecekten umudu
olan gençlerin sayısı yüzde 67 iken bugün bu oran yüzde 54'e düşmüş. Gençlerin yüzde 63'ü
girişimci olmak isterken bugün bu oran yüzde 36'ya düşmüş. Niye biliyor musunuz? Çünkü
liyakate inanmıyor, eşitliğe inanmıyor. Kendi geleceğini yurt dışında görüyor. Bu tablo
görülüyor ki ülkemizdeki pırıl pırıl genç çocukların gerçekten geleceğe ilişkin umudu yok. Yine
başka bir araştırma gençlerin yaşam memnuniyeti, gençlerin umudu. Çok düşük rakamlarda.
Yani bugün geleceğe ilişkin umutla bakan genç oranı yüzde 16'ya düşmüş durumda. Yüzde
67'lerden yüzde 16'ya düştü. Bakın 2017'den bugüne 8 yıllık bir süre içerisinde. Dolayısıyla
gerçekten çok acı bir tabloyla karşı karşıyayız. Çünkü nüfusumuz yaşlanmaya başladı. Biz
Avrupa'nın en genç ülkelerinden biri olduğunu yıllarca söyledik ama bu avantajımızı
kaybediyoruz ve elimizde bulunan gençleri de istihdama yönlendiremiyoruz. İyi bir yaşam
sunamıyoruz. İyi bir psikoloji altında değiller. O nedenle biz diyoruz ki Cumhuriyet Halk Partisi
olarak muhakkak yetki elimize geçtiğinde ulusal mekanizmalarda, yerel yönetimlerde,
gençlere açık forumlarda, danışma kurulları ve katılımcı bütçeleme mekanizmaları
yaygınlaştıracak, gençleri aktif yurttaş haline getireceğiz. Eğitim sisteminde kreşten
yükseköğretime kadar fırsat eşitliğini hayata geçireceğiz. Engelli gençlerin kamusal yaşamda
olması için pozitif ayrımcılıkları hayata geçireceğiz. Gençlerin ekonomik bağımsızlığını
güvence altına alacak ve beceri uyumsuzluğu ile deneyimsiz kaynaklı engelleri ortadan
kaldıracağız. Gençler için altyapı ve donatı yatırımlarını yaygınlaştıracağız. Mentörlük
uygulaması getireceğiz. Gençlerimizi geleceğe hazırlayacağız. O nedenle de ben buradan
gençlerimize sesleniyorum. Hiç kimse karamsarlığa düşmesin. Hep birlikte mücadele
edeceğiz ve Türkiye'yi muhakkak içinde bulunduğu durumdan çıkartacağız.
DEZENFORMASYON YASASI VE BASKI REJİMİ
Biz bunları söylüyoruz. İktidar ne yapıyor dediğimizde sürekli çeşitli kanunlar çıkartıyor ve
ülkenin aydınlarını, gençlerini, kadınları, gazetecileri baskı altına almaya çalışıyor. Bakın
2002'de bir kanun çıktı. Neymiş? Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak. Çıkarken de adalet
komisyonunda görev yaparken de şiddetle itiraz ettik. Dedik ki siz insanlar konuşmasın
istiyorsunuz. Çünkü neyin doğru neyin yanlış olacağını hangi savcılık hangi veriye göre bunu
belirleyecek de soruşturma açacak? Bugün itibariyle 4590 kişi hakkında bu nedenle
soruşturma açıldığı var. Ve yanında diğer suçlarla birlikte soruşturma açılanlar bu rakama
dahil değil. Bunu kattığınız zaman rakamın daha yüksek olduğunu düşünüyorsunuz. Biz kendi
vatandaşımıza daha iyi bir refah diyoruz. Daha özgür alan sunmaya çalışmamız lazım diyoruz.
İktidar ise nasıl daha fazla baskı yaparım, nasıl gençleri daha fazla işsiz, geleceksiz bırakırım
diye adeta yoğun bir uğraş altında. İktidarın uyguladığı politikaların hangisinde vatandaş
sevgisi var? Hangisinde ülke sevgisi var? Ben size soruyorum. Özelleştirme politikalarında bu
ülkenin ve vatandaşın lehine ne var? Çevre politikalarında vatandaşa, karşı itiraz edeni
tutukluyor. Yap işlet politikalarında Sayıştay raporları var. Vatandaş zararı uğruyor. Eğitim
politikalarında vatandaşın çocukları kötü eğitim alıyor, beslenemiyor. Sağlık politikalarında
ciddi bir hortum düzeni var. Vatandaşa karşı burada. Hukuk politikalarında hukuka güven
yüzde 20'nin altına düşmüş durumda. Dolayısıyla bu kadar çöküş içerisinde bir ortamda bizim
de sıklıkla sandığa çağrı yapmamız meşrudur, haktır. Bu ortamı ancak yeni bir düzen, yeni
kimseler, yeni kurumlar, yeni kurallarla yeni bir başlangıçla olabilecek iştir. Bir an evvel
sandığın gelmesi lazım.
TARIMDA ÇÖKÜŞ: "ÇİFTÇİ TRAKTÖR ALAMIYOR"
Ben yaptığım basın toplantılarında, bütün basın açıklamalarımda ülkenin beka sorunu ne
dediğimizde başlıklardan birinde muhakkak tarıma yer veriyorum. Çünkü üretimde her yıl
geriliyoruz. Dışa bağımlı hale geliyoruz. Hele böyle savaşların olduğu bir dünya düzeninde
aksine kendine yetmemiz lazım. Bugün bakın çiftçimiz kan ağlıyor. Bazı rakamlarla durumu
tespit edebiliyoruz. Ayrı ayrı kurumların araştırmasıyla. Mesela Türk Tarım Alet ve Makinaları
İmalatçıları Birliği yani TARMAKBİR'in verileri var. Neyi gösteriyor size? Traktör alımı, üretimi
ve ithalatı. Bakın, 2025 yılında traktör üretimi bir önceki yıla göre yüzde 41 azalmış. İhracat
ise aynı dönemde yüzde 10 daralmış. Yani sayı da vereceğim. 75 binden 42 bine düşmüş. Bir
önceki yılı alırsanız 2023'ü 90 binlerden bu rakamlara gelmiş. Bakın 90 binlerden 40 binlere
gelmiş. Çiftçiler traktör almıyor. Niye? Üretemiyor, kazanamıyor. Evet bunun biliyoruz ki bazı
nedenleri oldu. Yani doğadan kaynaklı nedenleri de oldu. Zira oldu, kuraklık oldu, sel oldu,
dolu oldu. Ama bunu sadece biz yaşamıyoruz dünyada. Yani iklim değişiklikleri dünyanın her
ülkesinde yaşanan bir şey ve ülkeler bu konuda tedbirler alıyor, ek düzenlemeler yapıyor.
Çiftçiyi destekliyor. Biz diyoruz ki burada yani bu kadar karanlık bir dönem içerisindeyiz.
Çiftçiyi desteklememiz lazım. Banka kredisi vermemiz lazım. Ziraat Bankası çiftçinin
bankasıdır. Yandaşlara, yandaş kanalları ele geçirmek için kurulmuş bir banka değildir. Bu
amaçla kullanılmalıdır. Halbuki ne yapıyorlar biliyor musunuz? Biz bunu söyledikçe efendim
mesela Türkiye'ye en büyük et ithalatı yapan Polonyalı şirket. Bakıyorsunuz hissedarlarından
birinin Adalet ve Kalkınma Partisi gençlik kolları yöneticisi olduğuna yönelik haberler çıktığı
anda erişim yasağı geliyor. Milli güvenlikmiş, bilmem neymiş, şuymuş, buymuş. Niye? İşte bir
yandaş transferi daha deşifre olmasın. Biz bu karanlık tabloya rağmen Cumhuriyet Halk
Partisi olarak diyoruz ki mazotta KDV yüzde 1'e inecek. Faizsiz gübre kredileri sağlayacağız.
Çiftçinin kredi faizlerini sileceğiz. Anaparayı uzun vadeli yapılandıracağız. Başka türlü bu
ülkede üretimin canlanmasına imkan yok.
ENFLASYON VE SOSYAL ADALETSİZLİK
Bugün TÜİK'in açıkladığı rakamlara göre enflasyon artmaya devam ediyor. ENAG ve TÜİK'in
ayrı ayrı rakamları var. Birinin yıllık enflasyon hesabı yüzde 30, bir diğerinin yüzde 54
seviyesinde. Yani farklı hesaplamalar da olsa şunu gösteriyor ki yılbaşı itibariyle açıklanan bir
sonraki yıl yüzde 20'ye düşecek enflasyon, bunun altına düşürecek rakamı tutmayacağı belli
oldu. Yine bugün itibariyle elektrik ve doğalgaza yüzde 25 zam yapıldı. Bunun diğer
alanlardaki yansımaları da kaçınılmaz olacak. Şimdi siz bunu şöyle düşünün değerli
arkadaşlar. Asgari ücretli yaşayan insanlar yaklaşık 11 milyon. Emekliler aldıkları maaşı
düşünün 20 bin lira, 28 bin lira, 22 bin lira. Burada Türk- İş’te yoksulluk ve açlık sınırını sürekli
güncelliyor. Rakamlara bakıyorsunuz. 4 kişilik bir ailenin sadece gıda harcaması yani açlık
sınırı 32 bin 792 lira olmuş. Yani asgari ücretlilerin hadi diyelim ki her iki aileden birinin ayrı
bir geliri olduğunu düşünelim. Yine de böyle baktığınızda 5 – 6 milyon asgari ücretli, 4 kişilik
bir ailesi, emeklisi ülkede milyonlarca açlık sınırının altında yaşayan, yaşam mücadelesi veren
insanlar olduğunu görüyoruz. Yine DİSK-AR'ın işsizlik görünümü raporunda da işsiz sayısının
12 milyon, geniş tanımlı işsiz sayısının 12 milyon 109 bine ulaştığını görüyoruz. Geniş tanım
ne demek? Adam vazgeçmiş iş aramaktan. Hiçbir şey yapamıyor. Umudu kalmamış. Yani
sadece günü idare etmeye çalışıyor. Ve bu rakam Avrupa Birliği rakamları arasında uçurum
var. Bizde yüzde 29,7 olarak çıkıyor. Avrupa bilgisi ülkelerde yüzde 12 çıkıyor.
PIRLANTAYA VERGİ MUAFİYETİ, AKARYAKITA ÖTV
Dolayısıyla yani bu durumda ne yaparsınız? Bir torba yasa çıkıyor. Torba yasada bizim yıllarca
söylediğimiz bir düzenleme var. Kardeşim ülkede vergi almadığın hiçbir şey yok. Her şeyden
ÖTV alıyorsun elmastan, pırlantadan almıyorsun. Ya bu olacak şey mi dedik? En sonunda
torba yasayı getirdiler ama bu rant lobileriyle öyle bir ilişki içindeler ki çıkarmak durumunda
kaldılar. Şimdi akaryakıttan ÖTV alınıyor. Doğalgazdan alınıyor, beyaz eşyadan alınıyor,
otomotivden alınıyor. Ama iş pırlantaya, elmasa gelince anında duruyorlar. Çünkü Adalet ve
Kalkınma Partisi zenginlerin partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi halkın partisidir. Halkın
menfaatlerini düşünür. Çok ilginç. Tarımsal üretim düşüyor. Rakamlar verip anlatıyoruz. İşte
yüzde 9 civarında düşmüş. 2025 yılı. Pırlanta ve elmasın olduğu kıymetli taş ithalatı da geçen
yıl 4 milyar artmış, 28 milyar dolar seviyesine gelmiş. Bu ne demek biliyor musunuz? Halk
yoksullaştıkça çok zengin bir elit zenginleşmeye devam ediyor. Ve bu zenginleşen kesimler
ise pırlantaydı, elmas gibi parasını buralarda yatırımlara çeviriyor.
ORMAN TALANI VE ESRA IŞIK’IN TUTUKLANMASI
Değerli arkadaşlar, tabii çok konu, çok başlık var. Her bir toplantıda ayrı ayrı konulara
değiniyoruz. Ülkemizin sorunları bitmez. Son olarak bir hususa daha değinerek konuşmamı
tamamlamak istiyorum. Şimdi bir yağma düzeni var. En sonda madencilik alanlarında. Sürekli
yeni maden sahaları ilan ediyorlar, açıklıyorlar. Sadece geçen yıl itibariyle 1400'ün üzerinde
maden sahası ve bunlar da ülkedeki milyonlarca hektar alanın yok olması demek. Orman
arazisinin yok olması demek. Su havzalarının zarar görmesi, milli parkların zarar görmesi
demek. Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar yoğun maden sahası veren ve çıkardığı yasalarla da
efendim işte ÇED raporu 3 ay içinde gelmezse ÇED olumlu sayalım. En hızlı, en acil şekilde
yine rant aynı yanda şirketlere peşkeş çekilen bir düzen. Buna itiraz eden bu ülkenin pırıl pırıl
gençleri var. Bunlardan biri de Esra Işık, 25 yaşında. İkizköy Muhtarı Necla Işık'ın kızı. Anne kız
ormanları talan edilmesin, yok edilmesin diye mücadele ediyorlar. Esra Pamukkale
Üniversitesi Psikolojik Danışmanlığı bölümünü bitiriyor ama köyünden, toprağından
kopmuyor. Orada yaşıyor ve bu mücadeleyi verdiği için bu kız çocuğunu da siz tutukladınız.
Bu kadar vicdansızlık olmaz. Ne yaptı bu kız çocuğu? Ne yaptı? Orada yapılan talana, orman
katliamına karşı durdu.
Değerli yurttaşlarımız, ormanlarını kaybeden bir ülke geleceğini kaybeder. Tarım alanını
kaybeden bir ülke gıda güvenliğini kaybeder. Siz eğer suyunuzu siyanüre karşı korumazsanız,
ağır metalle taşocağı tozuyla kirletirseniz o ülke halk sağlığını kaybeder. O nedenle içinde
bulunduğumuz dönem bir yağma düzenidir. Bu mesele aynı zamanda bir demokrasi, hukuk,
gıda güvenliği, halk sağlığı ve egemenlik meselesidir. Biz egemenliğimizi geleceğimiz için,
egemenliğimiz için sonuna kadar mücadele edeceğiz ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak gerek
Örgütlerimiz, İl Başkanlıklarımız, İlçe Başkanlıklarımız, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizdeki
kadrolarımız, Merkez Yönetim Kurulu, Parti Meclis Üyelerimiz, Disiplin Kurulu Üyelerimiz,
yurdun dört bir tarafında halkımızla gerçekleri paylaşmaya, haykırmaya devam edeceğiz. Er
ya da geç bu ülkeye demokrasi gelecek. Bütün bu haksızlıkları, hukuksuzlukları yapanlar da
bunun bedelini ödeyecek.
