Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Yıldırım Kaya Eğitimci / Siyasetçi
Yıldırım Kaya Eğitimci / Siyasetçi

RAPOR YETMEZ: SOMUT YOL HARİTASI OLMADAN BARIŞ İNŞA EDİLEMEZ

19 Şubat 2026
Yıldırım Kaya
[email protected]

Barış, iyi niyetle başlar; hukukla kalıcı olur.

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmaları bu anlamda önemli bir adımdır. Farklı görüşlerin bir masa etrafında buluşabilmesi, ortak başlıklar üzerinde mutabakat aranması başlı başına kıymetlidir. Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri, konuşabilme iradesidir.

Ancak konuşmak yetmez. Barışın kurumsallaşması için hukuki ve siyasi zeminin güçlendirilmesi gerekir. Dünya deneyimleri bize açık bir gerçeği gösteriyor: Kalıcı barış, güçlü bir yasal çerçeveye dayanmadıkça ayakta kalamaz.

Öncelikle hukuk devleti ilkesinin tartışmasız uygulanması şarttır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ve Anayasa Mahkemesi’nin kararları eksiksiz hayata geçirilmelidir. Yargı kararlarının uygulanması anayasal bir zorunluluktur. Hukukun üstünlüğü sağlandığında toplumda güven duygusu güçlenir; güven güçlendikçe barış kök salar.

1998’de Kuzey İrlanda’da imzalanan Hayırlı Cuma Anlaşması bunun en somut örneklerinden biridir. Bu anlaşma bir temenni metni değil; güç paylaşımını, silahsızlanmayı ve kimlik haklarını anayasal güvenceye bağlayan bir hukuki çerçeveydi. Silahların bırakılması bağımsız mekanizmalarla denetlendi, siyasal alan genişletildi ve demokratik temsil garanti altına alındı. Barış, ancak hukukla bağlandığında kalıcı hale geldi.

1- Demokratik siyasal alan genişletilmelidir. Yeni bir Siyasi Partiler Kanunu ve seçim yasalarının hazırlanması bu açıdan önemlidir. Parti içi demokrasinin güçlendirilmesi, temsilde adaletin sağlanması, basın ve ifade özgürlüğünün güvence altına alınması barışın siyasi omurgasını oluşturur. Siyasetin alanı daraldıkça gerilim artar; siyaset güçlendikçe çatışma zeminleri zayıflar.

2- Bu çerçevede yalnızca seçim sistemi değil, aynı zamanda bir Siyasi Etik Kanunu da çıkarılmalıdır. Siyasetin finansmanı, kamu kaynaklarının kullanımı ve şeffaflık açık kurallara bağlanmadan demokratik güven tam anlamıyla sağlanamaz. Etik ilkeler yaptırımlı hale gelmeli; siyaset toplum nezdinde yeniden güven kazanmalıdır.

3- Toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkı demokratik standartlara uygun düzenlenmeli; eleştiri suç olmaktan çıkarılmalıdır. Demokratik toplum, eleştiriyi bastırarak değil, eleştiriyi dinleyerek güçlenir.

5- Yerel yönetimlere ilişkin düzenlemeler de netleşmelidir. Seçilmişlerin görevden alınması istisnai ve açık hukuki kriterlere bağlı olmalıdır. Sandığın iradesi korunmadan barış duygusu kök salamaz. Kayyım uygulamalarına son verilerek, görevlerinden uzaklaştırılan Başkanlar görevlerine iade edilmeliler.

6- Barışın hukuki zemini kültürel hakları da kapsamalıdır. Ana dil eğitimi anayasal güvenceye alınacak mı? Yerel yönetimlerin yetkileri genişletilecek mi? Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki çekinceler kaldırılacak mı? Bu sorular çatışma üretmek için değil, kalıcı çözüm üretmek için sorulmaktadır. Kültürel haklar tanınmadan demokratik barış tamamlanmaz.

7- Silah bırakma süreci açık ve şeffaf bir hukuki çerçeveye kavuşturulmalıdır. Sürecin kim tarafından yürütüleceği, nasıl denetleneceği, teslim edilen silahların nasıl kayıt altına alınacağı netleştirilmelidir. Belirsizlik güvensizlik üretir; açıklık güven üretir. Kuzey İrlanda deneyimi gösterdi ki silahsızlanma bağımsız ve güvenilir mekanizmalarla yürütüldüğünde toplumsal meşruiyet kazanır.

Ancak barış yalnızca hukuki bir mesele değildir; aynı zamanda toplumsal bir yüzleşmedir.

Apartheid rejimi sonrasında Güney Afrika’da kurulan Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu, intikamı değil hakikati esas aldı. Failin konuştuğu, mağdurun dinlendiği, arşivlerin açıldığı bir süreç yürütüldü. “Acılar yarıştırılamaz” ilkesi toplumsal vicdanın temel taşı oldu. Hakikatle yüzleşme olmadan güven inşa edilemeyeceği görüldü.

9- Bu ülkede şehit aileleri var. Bu ülkede evlatlarının kayıp olduğunu yıllardır soran Cumartesi Anneleri var. Bu ülkede çocuklarının yaşamını yitirmesini istemeyen Barış Anneleri var. Gerçek barış, bütün bu acıları birlikte görmeyi gerektirir.

9- Şehit ailelerinin onuru korunmalı; kaygıları açık diyalogla ele alınmalıdır. Gazilere yönelik sosyal ve psikolojik destek güçlendirilmelidir. Barış, onların fedakârlığını yok sayarak kurulamaz.

10- Cumartesi Anneleri’nin soruları cevapsız kalmamalıdır. Kayıp dosyaları yeniden incelenmeli, hakikatle yüzleşme mekanizmaları oluşturulmalı, arşivler şeffaf biçimde açılmalıdır. Dağda yaşamını yitirenlerin cenazelerinin ailelerine insan onuruna uygun biçimde teslim edilmesi insani bir sorumluluktur. Kimlik tespitleri bilimsel yöntemlerle yapılmalı; süreç hukuk ve saygı çerçevesinde yürütülmelidir. Ölüm üzerinden siyaset yapılmaz; cenaze insanidir.

Barış aynı zamanda sosyal adalet meselesidir.

Kolombiya’da yıllarca süren çatışmaların ardından yapılan barış anlaşmasında yalnızca silah bırakma değil; kırsal kalkınma, toprak reformu ve eski savaşçıların siyasete katılımı da düzenlendi. Çünkü ekonomik eşitsizlik giderilmeden, yerel kalkınma sağlanmadan ve siyasal katılım kanalları açılmadan barışın kalıcı olmayacağı görüldü.

11- Bizim için de mesele yalnızca güvenlik başlığı değildir. Koruculuk sisteminin dönüşümü sosyal uyum ve istihdam planlarıyla birlikte ele alınmalıdır. Boşaltılan köylere dönüş ekonomik destek ve yeniden imar programlarıyla desteklenmelidir. Yerel kalkınma planları hazırlanmalı; gençlerin istihdama erişimi artırılmalıdır. Barış, sosyal adaletle güçlenir.

Komisyon önemli bir irade ortaya koymuştur. Bu iradenin kıymeti büyüktür. Ancak dünya örnekleri açık bir gerçeği göstermektedir:

Barış niyetle başlar, hukukla kurumsallaşır, yüzleşmeyle derinleşir ve sosyal adaletle kalıcı olur.

Şimdi yapılması gereken, bu iradeyi somut kanun tekliflerine dönüştürmek ve topluma açık bir yol haritası sunmaktır. Takvimi belli, denetimi net, şeffaf bir süreç inşa edilmelidir.

Türkiye’nin ihtiyacı gerilim değil, güven ortamıdır.
Türkiye’nin ihtiyacı çatışma değil, ortak gelecektir.

Şiddetin tamamen hayatımızdan çıktığı, ülkemizde ve bölgemizde barışın kökleştiği bir yarın mümkündür.

Barış hemen şimdi…

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER