Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Bülent Eryılmaz
Bülent Eryılmaz

Resim ve ATATÜRK

– Ben Atatürk’ün hususi fotoğrafını çekmezdim. Portre yapmazdık. Hadise içerisinde resimlerini alırdım.
– Hiçbir zaman biçimsiz pozunu almadım. Olmazdı da zaten.
**
Ben Atatürk’ün hususi fotoğrafını çekmezdim. Portre yapmazdık. Gazeteciydim. Hadise içerisinde resimlerini alırdım. Bunu da alırken Atatürk hiçbir zaman mani olmazdı. Ben resim alacağım zaman, resim alacağım anı bilerek, hareket edeceğimden emin olarak konuşmasını yapardı. Ben de bu esnada en münasip pozunu yakalardım.
Hiçbir zaman biçimsiz pozunu almadım. Olmazdı da zaten. Hiçbir defa resimleri kontrol etmek veya şu şekilde resim çek diye direktif verilmemiştir Atatürk tarafından. Atatürk’ün bana itimadı da vardı.
O devirde flaş yoktu. Gece veyahut da ışık müsait olmayan yerde Atatürk’ün resmini alırken, magnezyum kullanılmazdı. Çünkü magnezyum patlayıverince gayri ihtiyari gözlerini kapatırdı. Onun için magnezyumla resim alınmasını istemezdi.
Ben resimlerimi ona her zaman götürüp göstermezdim. Bir vesile ile mesela çiftlikte çekmiş olduğum resimlerden bir grup yanımda vardı. Gazeteme gönderecektim. O esnada kendisine resimleri göstermek aklıma geldi. Hepsini de gayet neşeli olarak seyretti. Gülerek ve hiçbir tanesinde kusur görmeden seyretti ve bana ‘güzel’ diye iade etti.
Resmini alırken de daima bir tesir altında olurdum. Onu bir türlü izah edemem. Ben bu tesiri başka hiç kimsede görmedim. Birçok kralların resimlerini çektim, birçok başvekilin resimlerini çektim, birçok devlet büyüklerinin resimlerini çektim. Atatürk’teki elektriklenmeyi hiçbirisinde görmedim, olmadım.
1932 senesinde Birinci Tarih Kongresi sırasında Marmara Köşkü’nde bir çay verildi. Ben de gittim. Orda resim çekmek için münasip bir poz bekliyordum. Atatürk beni gördü. Etrafını almış olan tarih profesörlerine döndü, ‘Bu memlekette’ dedi:
Bütün istibdatları yıktık, yalnız şu Cemal’in istibdadından kurtulamadık. Söyle bakalım, nasıl resim çekmek istiyorsun, nerde duralım nasıl duralım?
Ben tabi ezildim büzüldüm, ‘Nasıl emrederseniz Paşam’ dedim. Çünkü böyle bir iltifatı beklemiyordum. ‘Etrafınıza gelsin profesörler, öyle bir resim çekeyim’ dedim. ‘Peki haydi gelin bakalım’ dedi. Benim en güzel hatıralarımdan bir tanesi bu.
1929’da Tahtakale yangını başlamıştı. Ben o vakit askerliğimi yapıyordum muhafız taburunda. Yangın olduğunu görünce hemen makinemi aldım, koştum. Yangının resimlerini almaya çalışıyordum. O esnada ‘Gazi geliyor’, dediler. Hemen ben de vaziyetimi aldım. Geldi, yangının aydınlığından istifade ederek Atatürk’ü tesbite çalışıyordum. O esnada bana şunu söyledi:
Başıbozukluk, paçandan akıyor.
Bana bunu söylediği zaman gece saat 3’dü. Hemen bir esas vaziyeti aldım. Şöyle bir baktım, meğersem tozluğumun bağı çözülmüş, sarkıyor. Hemen oradan yok oldum, bağı bağladım, tekrar geldim, başladı gülmeye. Öyle bir hengâmede, öyle bir anda asker kıyafetiyle bir gazetecinin tozluğunun bağının çözüldüğünü görüyor… Kimsede ben bu dikkati görmedim.
1938 senesi ilkbaharında Kırşehir’in Köşker nahiyesinde zelzele olmuştu. Zelzele yerini öğrendik. Ulus’ta da çalışıyordum. Ulus bizi bir muhabir arkadaşla Kirşehir’in Köşker nahiyesine yolladı ve şafak sökerken zelzele sahasına geldik. İniltiler, ahlar, vahlar, yangınlar… Böyle bir manzara… Ve oraya giden ilk yardım diyeceğim veyahut da zelzeleden sonra ilk giden kimse olmak dolayısı ile hemen etrafımızı aldılar. Bizim kim olduğumuzu sordular. Sağ kalanlar, kimi yaralı, kimi yarasızdı. Gazeteci olduğumuzu öğrendikten sonra köylülerin bize sordukları sual şu oldu: ‘Atatürk’e hasta diyorlar. Nasıl hastalığı?’ Orada bütün tüylerim diken diken oldu. Ve bir de orada duyduğum heyecanı hiçbir zaman unutamayacağım.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER