“HANİ PKK BÜTÜN UNSURLARIYLA DAĞILACAKTI?”
Prof. Dr. Ümit Özdağ, Üsküdar İlçe Başkanlığımızın açılış töreninin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.
Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Değerli basın mensupları Zafer Partisi 2026 çalışma yılını İstanbul’dan başlattı ve Genel Merkez Kadrolarımızın önemli bir bölümü benim başkanlığımda önümüzdeki 25-26 günü İstanbul’da 39 ilçeyi kapsayacak bir çalışma çerçevesinde geçirecek ve bugün Üsküdar’da çalışmalarımıza başladık. Ay sonuna kadar çalışmalarımızı İstanbul’da sürdüreceğiz. İstanbul Türkiye’nin ekonomik, sosyal ve kültürel merkezidir. İstanbul’da siyaset Türkiye’yi şekillendiren siyasettir. 10 milyona yakın seçmeniyle ve geriye kalan 80 ilde temsil yeteneğiyle İstanbul siyaseti büyük bir önem taşımaktadır.
Biz de Zafer Partisi olarak kurulduğumuz günden bu yana İstanbul çalışmalarımıza büyük bir önem veriyoruz. Ve 2026’da da bu önemi arttırarak sürdürme kararı içerisindeyiz. Ancak bugüne ne yazık ki üzücü bir haberle başladık çünkü ülkemizde 16 milyon insanı hatta şimdi 16 milyon 800 bini aştığı insanı ilgilendiren olumsuz bir haberi duyduk. SGK ve BAĞ-KUR emeklileriyle memur emeklilerine yapılan zamlar açıklandı. SGK ve BAĞ-KUR için yüzde 12,19 ve memur emeklileri için de 18,61 oranında zam yapılmış. Böylece en düşük emekli maaşı 18 bin 840 liraya yükselmiş durumda.
Emekli 2025 senesinde olduğu gibi ne yazık ki açlıkla sefaletle sınanmaya devam edecek. Bu milli gelirden emeklinin aldığı payın, dulun yetimin aldığı payın düşüş yaşadığı 9. sene sefaletin açlığın arttığı 9. sene ve görüyoruz bazı emekli yurttaşlarımız Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de, büyük şehirlerde geceleri ısınmak için kamu kuruluşlarına sığınmak zorunda kalıyorlar. İnanılır gibi değil. Çünkü diğer ihtimal sokakta kalmak ya da ne yazık ki olağanüstü kötü şartlarda tek başlarına çok ucuz otellerde yaşayan binlerce emeklinin varlığını görüyoruz ve üzülüyoruz. Bu insanca yaşayabilecekleri bir ücret değil ve emekli bunu hak etmiyor, dul yetim bunu hak etmiyor. Asgari ücretten oluşturduğu hayal kırıklığı devam ederken şimdi emekli dul ve yetimlerin karşı karşıya olduğu bu durumu kabul etmek normal karşılamak mümkün değil.
Değerli basın mensupları,
Sadece Türkiye’de bu olumsuz gelişme değil, uluslararası ilişkiler alanında da olumsuz gelişmelerin yaşandığını görüyoruz. Mozart’ın bir operası vardır ve hepinizin aklındadır saraydan kız kaçırma. Şimdi Trump’ın saraydan cumhurbaşkanı kaçırmasını görüyoruz. Venezuela Cumhurbaşkanı’nın bir grup Amerikan askeri tarafından anlaşılan Venezuela’daki bazı çevrelerle iş birliği yapılarak kaçırılması devletler hukuku açısından demokrasi açısından kabul edilebilir değildir. 1648’de Westfalya barışıyla modern milli devletlerin temeli atılmış ve egemenlik hakları kabul edilmiştir. Bu 1648’den beri devam eden sistemin yıkıldığını ve tekrar orta çağa döndüğümüzü gösteren bir eylemdir.
Sadece Maduro’yu tutuklamakla kalmayıp New York sokaklarında bir kamyonetin arkasına yerleştirip, kamyonetin kapısını açıp New Yorklulara ve bu arada dünya basınına görüntü servis etmek de herhalde en son Orta Çağ’da bir komutan diğerini yakaladığı zaman yönettiği şehre getirdiğinde kafes içerisinde sergilemesiyle karşılaştırılabilecek bir şeydir. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra yenik Almanya’nın Nazi liderlerine bu yapılmamıştı. Ve Trump’ın şimdi Grönland’ı Danimarka’dan istediğini görüyoruz. Merak ediyoruz, acaba Danimarka kralını da mı kaçıracaklar? Ve Grönland’ı öyle mi Danimarka’dan isteyecekler? Tabii Avrupa Birliği ülkeleri Venezuela Cumhurbaşkanı’nın kaçırılması eylemini alkışladılar bütün hukuk dışılığına rağmen.
Şimdi Amerika Birleşik Devletleri bir Avrupa Birliği ülkesi olan Danimarka’ya ait Grönland’a el koyarsa Avrupa Birliği üyesi ülkeler ne yapacaklar merak etmiyor değiliz. Ama Danimarka Başbakanının Trump’ın bu talebine ‘ama hukuka aykırı’ demesini de trajikomik buluyoruz ve Danimarka Başbakanı’na buradan sesleniyoruz. Sayın Başbakan hukuka aykırılıktan bahsederken aynı gün Maduro’nun yakalanmasını hukuka uygun olarak alkışladığınızı da unutmayın.
Çok değerli basın mensupları,
Bir başka önemli gelişme hiç şüphesiz İran’daki gelişmedir. İran’da rejimin kötü yönetimi ve ambargolar neticesinde ve kuraklık neticesinde ortaya çıkan büyük bir toplumsal huzursuzluk olduğunu görüyoruz. Bu toplumsal huzursuzluk şimdi sokaklara taşmış durumda ve rejimin devrilmesine doğru evrilebilecek bir süreç olarak bazı ülkeler, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere, tarafından sürdürülmek isteniyor. Doğrusu İran’da ortaya çıkacak bir iç savaş ve savaş tehdidinin Türkiye’yi yakından ilgilendirdiğini görüyoruz ve İran’ın da böyle bir durumda içinde tutmuş olduğu çok sayıda milyonlarca Afgan’ı Türkiye sınırına doğru zorlayacağını görüyoruz. Bundan dolayı AK Parti hükümetine sesleniyoruz. Türkiye-İran sınırındaki önlemler sınırın geçilmez hale gelmesini sağlayacak şekilde arttırılmalı. 3 metrelik, 4 metrelik duvarlar yüz binlerce kişi sınıra doğru ilerlerse hiçbir işe yaramaz. Ve mevcut önlemlerin işe yaramaması durumunda yeni yüz binlerce sığınmacıyı Türkiye üstlenmek zorunda kalır. Şimdiden en caydırıcı ve etkili önlemleri almakla yükümlüsünüz.
Bir gelişme de Suriye’de devam eden YPG PKK’yla Şam hükümeti arasında Paris’te sürdürülen İsrail, Suriye görüşmelerine paralel olarak Şam’da gerçekleştirilen görüşmeler YPG’nin taleplerinden anlıyoruz ki Cumhur İttifakı’nın Öcalan ve PKK’yla müzakereleri başlattığı andan itibaren Türk milletine yapmış olduğu açıklamaların hiçbirisi gerçek değildir. YPG dağılmayacak, dağılmaya niyeti yok, silah bırakmayacak, bireysel olarak Şam rejimine katılmayacak ve üniter devlete dönüşü kabul etmiyor. Nüfusun çok küçük bir bölümünü oluşturan yani 1,5 milyonluk bir nüfusla ülkenin yüzde 35’ini kontrol ediyorlar. PKK YPG ülkenin yüzde 35’ini kontrol ederken iktidarın yüzde 40’ını talep ediyor. Hem Şam’ın kendi işgal ettiği bölgeye askeriyle, polisiyle, memuruyla girmesini engelliyor hem de PKK, YPG temsilcilerinin Şam’da, hükümette ve askeri ve sivil bürokraside üst düzeyde olmasını arzu ediyor.
Bunun Türk halkına Cumhur İttifakı tarafından nasıl anlatılacağını Zafer Partisi olarak çok merak ediyoruz. Hani PKK bütün unsurlarıyla dağılacaktı. Hani KCK, YPG, PEJAK, PCDK da PKK’yla birlikte varlığına şartsız son verecekti. Durumun her geçen gün Türkiye’nin olağanüstü şekilde aleyhine geliştiğini artık vicdanlı AK Partililer bile görüyor ve ifade ediyorlar. Bunlardan bir tanesi eski milletvekili ve gazeteci Şamil Tayyar yapmış olduğu açıklamada hadisenin Türkiye’nin aleyhine geliştiğini ifade ediyor. Biz de iktidarı Zafer Partisi olarak bir kez daha uyarıyoruz. PKK’ya ve Öcalan’a güven olmaz. Terörle müzakere edilerek sonuç alınmaz. Terörle ancak mücadele edilerek sonuç alınır.”
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın bir aylık İstanbul Programının içeriği hakkında gelen soruya verdiği cevap:
“İlçe ilçe dolaşacağız ve her ilçede pazar yerlerini, AVM’leri, sivil toplum örgütlerini ve önde gelen kamuoyu önderlerini ziyaret edeceğiz. Bir araya geleceğiz. İstanbul’un sorunlarını ve İstanbul’dan Türkiye’nin sorunlarını dinlerken aynı zamanda kendi çözüm önerilerimizi de anlatacağız. Tertemiz Türkiye projesiyle organize suç, uyuşturucu ve sanal kumarla yapılması gereken mücadeleyi anlatacağız.
Nasıl İstanbul 10 milyonluk seçmen, 20 milyonluk yabancılarla birlikte nüfusuyla Türkiye’nin en büyük şehri ise ne yazık ki organize suç örgütlerinin yoğunluğunda uyuşturucu ve sanal kumarda da en ağır bu sorunu yaşayan kent olmak durumunda. Onun için uyuşturucuyla, organize suçla, sanal kumarla mücadelenin sıklet merkezinin de İstanbul olması gerektiğini biliyoruz. Bu görüşümüzü de muhataplarımıza aktaracağız.”
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın, uyuşturucu ve sanal kumara yönelik yapılan operasyonlar ve gözaltına alınan isimler hakkında gelen soruya verdiği cevap:
“Öncelikle bu operasyonların uyuşturucu kullanmanın adeta normal kabul edildiği bir ortamda bunun normal olmadığını göstermesi açısından önemli olduğunu düşünüyoruz. Ancak bu ortamın ortaya çıkmasının sorumlusu AKP iktidarıdır. Zafer Partisi iktidardayken Türkiye’de uyuşturucu yaygın hale gelmedi, sanal kumar yaygın hale gelmedi ve bir yerde organize suç örgütü, uyuşturucu ve kumar varsa bunun muhakkak bürokrasi ve siyaset içerisinde uzantıları vardır ve en fazla da iktidar içerisinde uzantıları vardır. Bütün dünyada durum böyledir.
Biz bugün yapılan mücadelenin bu meseleyle başa çıkma amacıyla yapıldığını düşünmüyoruz. Çünkü başa çıkma amacıyla ve bu sorunu ortadan kaldırma amacıyla yapılsa dediğiniz gibi kullanıcılar içeri alınırken üreticiler ve dağıtıcılar serbest kalmazlar. Baronları hedef almayan bir mücadelenin başarı şansı yoktur. Mevcut hukuki düzenleme yetersizdir.
Mevcut hukuki düzenlemeyi değiştirmeyen bir mücadelenin başarıya ulaşması mümkün değildir. Biz Zafer Partisi olarak Tertemiz Türkiye Projesi çerçevesinde hem hukuki mevzuatın değişmesi gerektiğini hem mücadele eden birimlerin imkân ve kabiliyetlerinin artması gerektiğini hem de toplumsal bir mücadelenin gerçekleştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz ve bunu her fırsatta kamuoyuyla paylaşacağız.”

