“SARAYDA LÜKS İÇİNDE YAŞAYANLAR BELİ BÜKÜLMÜŞ EMEKLİ AMCANIN ÇÖPTEN YEMEK TOPLADIĞININ FARKINDA DEĞİLLER”
“UÇULMAYAN HAVAALANLARININ KULLANILMAYAN OTOYOLLARIN RANTINI SONA ERDİRECEĞİZ”
“İSRAİL’İN SURİYE ÜZERİNDEKİ KONTROLÜNÜN ARTTIĞINI VE TÜRKİYE’NİN GERİ PLANA İTİLDİĞİNİ GÖRÜYORUZ”
“ÖCALAN CUMHUR İTTİFAKI’NI BAŞARIYLA OYALIYOR VE YPG’YE ZAMAN KAZANDIRIYOR”
“PKK TERÖR ÖRGÜTÜNÜ SURİYE ÜZERİNDEN MEŞRULAŞTIRMA GİRİŞİMİ, TÜRKİYE’YE KURULMUŞ BİR SİYASİ TUZAKTIR”
“CUMHUR İTTİFAKI VE ANA MUHALEFET PARTİSİ SURİYE’DEKİ TÜRKMENLERİ YOK SAYIYOR”
Genel Başkan Prof. Dr. Ümit Özdağ, İstanbul’da gerçekleştirdiği Millet Toplantısında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.
Video indirme linki: https://we.tl/t-VN4hMvPSRI
Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Sevgili İstanbullular, sevgili Zafer Partiler, yeni yılın ilk Türk Milleti Toplantısını İstanbul’da gerçekleştiriyoruz. Bizi sosyal medyalarının ve televizyonlarının başında izleyen çok değerli vatandaşlarımıza da sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz. Zafer Partisi kadroları halkımızla birlikte, sizlerle birlikte sahada memleketimizin her sokağını, caddesini, köşe başını Türk milletinin meclisi yapıyoruz. Ocak ayı boyunca da ben İstanbul’da ilçe ilçe dolaşmaya devam edeceğim. Her gün bir ilçede halkla bir araya geliyoruz. Sivil toplum kuruluşlarını ziyaret ediyoruz. AVM’leri, pazarları ziyaret ediyoruz. Esnafın derdini dinliyoruz ve Zafer Partisi’nin çözümlerini anlatıyoruz. Ocak ayı boyunca aynı zamanda Genel Başkan Yardımcılarım 28 ilde sahada olacaklar ve vatandaşlarımızın sorunlarını dinleyecekler. Onları siyasete aktaracaklar. Zafer Partisi’nin çözümlerini anlatacaklar.
Başta terörle müzakerelere ve demografik işgale karşı milli duruşumuz olmak üzere uyuşturucu ve sanal kumara karşı Tertemiz Türkiye Projemizi ve yoksulluğa karşı da ekonomik çözümlerimizi anlatırken Türk halkının sorunlarını onların ağzından dinliyoruz. Biz anlatırken bizi dikkatle dinlediğinizi de görüyor, bundan da büyük bir mutluluk duyuyoruz. Elbette biz de sizi gerçekten büyük bir dikkatle dinliyor, not alıyor ve sizin anlattıklarınız üzerinden de çözüm önerileri geliştiriyoruz. Açlık sınırı altında açıklanan asgari ücretle artık yaşam mücadelesi vermek zorunda kalan açlıkla sınanan işçilerimizin feryatlarını dinliyoruz. Semt pazarında pazarcımızın dükkanını siftahsız kapatan esnafın derdini dinliyoruz. Pazara gelip boş fileyle çaresizce evine dönmek zorunda kalan emeklileri dinliyoruz. Üsküdar’da 72 yaşında emekli olmasına rağmen aç kalmamak için çalışmak zorunda kalan hala esnafın yanında ücretli çalışmaya devam etmek zorunda kalan emeklimizin acısını dinliyoruz.
Aralık ayında enflasyon açıklandı ve SGK BAĞ-KUR emeklilerine yüzde 12 memur ve memur emeklilerine de yüzde 18 zam verildi. İşçilerden sonra memur ve emeklilere de açlık ve yoksulluk reva görülmeye devam ediyor. Aslında 16 milyon 800 bin emekli dul ve yetim yıllardır yok sayılıyor. Kaderlerine terk ediliyorlar. Bu yılbaşında da bu konuda değişen hiçbir şey olmadığını gördük. Çünkü Cumhur İttifakı’nın gündeminde çalışanlar yok. Cumhur İttifakı’nın gündeminde emekli dul ve yetim yok. Cumhur İttifakı’nın gündeminde esnaf sadece Maliye Bakanlığı’nın kestiği cezalarla var. Sarayda lüks içinde yaşayanlar beli bükülmüş emekli amcanın açlık, yoksulluk ve sefaletiyle ilgilenmiyorlar. Çöpten yemek topladığının farkında değiller. Ucuz otel odalarında kuru ekmekle karınlarını doyurmaya çalıştıklarının farkında değiller ve farkında olmamaya da devam edeceklerini her tavırlarıyla gösteriyorlar.
Sevgili işçi kardeşim, tarlasında ürettiği ürünü elinde kalan sevgili çiftçi kardeşim ve bütün emekli kardeşlerim aslında bu sizin kaderiniz değil. ‘Ver yetkiyi, gör etkiyi’ dediler. Yetkiyi bir şekilde atı alan Üsküdar’ı geçer diye ele geçirdiler. Güven ve istikrar sözü vermişlerdi. Sizi açlığa, yoksulluğa ve kuru ekmeğe mahkûm ettiler. Cumhur İttifakı işte böyle bir ortamda Türk halkının ekonomik sıkıntılarının konuşulmasını istemiyor. Yeni iş alanlarının neden açılmadığının sorulmasını istemiyor. Türk sanayisinin rekabet gücünün neden kaybettiğinin konuşulmasını istemiyor. Tekstil başta olmak üzere birçok fabrikamızın neden Mısır’a, Fas’a hatta İtalya’ya, Balkan ülkelerine gittiğinin konuşulmasını ve tekstil endüstrimizin tasfiye edildiğinin konuşulmasını istemiyor. Türk sanayicisinin yüzde 40, yüzde 50 faizlerle kredi alırken Alman sanayicinin yüzde 3 faizle kredi aldığının konuşulmasını istemiyor. Devlet ihalelerinin sürekli neden 5 şirket tarafından alındığının konuşulmasını istemiyor. Bazı mavi kanlı ailelerin, çocuklarının, her birisinin işe girmesine onunla da yetinmeyip birkaç işten para alırken sizin çocuklarınızın işsiz kalmasının konuşulmasını istemiyor. Dünya yapay zekaya dayalı yeni bir sanayi devrimi sürecinden geçerken, Türkiye’de sanayinin çöküş içerisinde olduğunun konuşulmasını istemiyor. Evet, AK Parti Avrupalı emekliler Türkiye’de 5 yıldızlı otellerde tatile gelirken, Türk emeklisinin kendi mahallesindeki kahveye gidip günde 3 tane çay içememesinin konuşulmasını istemiyor.
Sevgili yurttaşlarım, sevgili İstanbullular, sevgili Zafer Partililer,
Ülkemiz zengin bir ülke buna hiç şüphe yok ancak Türk milleti fakir. Çünkü bu ülkenin kaynakları adil dağıtılmıyor. Hepiniz daha güzel bir yaşamı, daha zengin bir yaşamı hak ediyorsunuz. Siz Alman, Fransız, İtalyan veya Amerikan yurttaşlarından geri değilsiniz. Onlar sizden daha zeki ve daha çalışkan değiller. Gelişmiş ülkelerin yurttaşlarının sahip olduğu standartlara siz de sahip olabilirsiniz. Aslında bu ülkede ne yazık ki küçük bir azınlık İsviçre standartlarında yaşarken, büyük bir çoğunluk ise Irak standartlarında yaşamaya mahkûm ediliyor. Neden? Çünkü bu ülkenin kaynakları doğru kullanılmıyor. Neden? Çünkü bu ülkenin kaynakları israf ediliyor. Size Zafer Partisi olarak bütün kadrolarımızla söz veriyoruz. Bu israfa son vereceğiz. Kaynakların israf edilmesini engelleyeceğiz. Sığınmacı ve kaçakları bir sene içinde devletler hukukuna uygun olarak vatanlarına yollayacağız. Sığınmacılara her yıl Türk milletinin cebinden verilen 11 milyar dolar parayı Türk milleti için harcayacağız. Hırsızlığı, yolsuzluğu, talanı durduracağız. Her yıl yurt dışına insani yardım adı altında aktarılan 7 milyar doların aktarılmasını durduracağız. Bu parayı Türk milleti için harcayacağız. Uçulmayan havaalanlarının kullanılmayan otoyolların rantını sona erdireceğiz. Bu şirketleri masaya davet edeceğiz ve memleketin bütün kaynaklarının bir küçük grup rantçı müteahhit tarafından geleceğimizin adeta ipotek altına alınarak sömürülmesine izin vermeyeceğiz.
Değerli yurttaşlarım, bizleri televizyonlarının başında izleyen çok değerli vatandaşlarım, çok değerli Zafer Partili kardeşlerim,
13 milyon sığınmacı ve kaçağın sadece Zafer Partisi’nin vatanlarına yollayacağına duyduğunuz inancı ve güveni biliyorum. Evet, sığınmacı ve kaçakları biz yollayacağız. Ama aynı kararlılıkla ve inançla söylüyorum ki Zafer Partisi’nin iktidarında açlık ve yoksulluk da bitecek. İşçi, memur, köylü, emekli yani orta direk yeniden hakkını alacak ve insanca yaşayabilecek. Asgari ücret seviyesi yoksulluk sınırının altında olmayacak ve standart ücret haline gelmeyecek. En düşük emekli aylığı emeklileri açlığa mahkûm etmeyecek. Onların onurlu bir yaşam sürmesini, emeklilik sürmesini sağlayacak. Ülkemiz tarımda tekrar kendisine yeten ülke haline gelecek. Suyu verimli kullanacağız ve kuraklık sorununa çare bulacağız. Ve size söz veriyoruz. Nasıl Anadolu Kalesi Projesiyle Türkiye’nin demografik işgaline son vereceksek Tertemiz Türkiye Projesiyle de işte öyle uyuşturucu ve sanal kumar baronlarının kökünü kurutacağız. Evlatlarımızı bu pisliğin içerisinden çıkartıp size sağlıklı bireyler olarak annelerine babalarına iade edeceğiz. Sözün özü Zafer Partisi sizlerin zaferi olacak, Türkiye’nin zaferi olacak.
Değerli yurttaşlarım,
Tabi dünyada da önemli ve ülkemizi yakından ilgilendiren gelişmelerin olduğunu görüyoruz. Venezuela Devlet Başkanı’na yapılan operasyonu ibretle izledik. Haramiliğin hukuku yok saydığı, devletin varlığının önemsenmediği, kaba kuvvetin hoyratça ve saldırganca kullanıldığı bir geriye dönüş, bir orta çağ sistemine gidiş söz konusu. Benzer hoyratlık ve saldırganlığın Suriye’de de Gazze’de de izlerini görmüştük. Şimdi Meksika, Paraguay, Küba ve Danimarka-Grönland tehdit ediliyor. Diğer yanda ABD ve İsrail’in İran’a yönelik ikinci bir saldırı için hazırlıklar yaptığı duyuluyor. Karadeniz’in kuzeyinde Rusya ve Ukrayna arasındaki çatışma devam ediyor. Ateşkesten hala uzaktayız. Suriye ise fiilen ABD ve İsrail’in kontrolünde, içerden bölünmüş, dışarıda sınırlarının işgal altına girmeye başladığı bir sürecin içerisinden geçiyor.
Sevgili yurttaşlarım, değerli basın mensupları,
Küresel ve bölgesel güvenlik ve istikrar ağır risk ve tehdit altında. ABD enerji kaynakları ve değerli madenler için silah kullanmakta sakınca görmüyor. Orta Doğu’dan Karadeniz’e, oradan Karayipler’e kadar genişleyen çatışmaların hızla kontrol dışına çıkma potansiyeli var. ABD Grönland’ı gerekirse silahlı güç kullanarak işgal edeceğini söylüyor. Şimdi çok ilginç bir durum. ABD ve Danimarka ikisi de NATO üyesi. NATO anlaşması bir NATO üyesinin saldırıya uğraması durumunda, NATO’ya saldırılara karşı önlem alma görevi veriyor. Şimdi ABD, NATO ülkesi Danimarka’ya Grönland’da saldırırsa ve Danimarkalı askerler de bu sabah almış oldukları emir gereği, Amerikan ordusuna karşı direnç başlatırlarsa, NATO ABD’ye savaş mı ilan edecek? Evet, gelmiş olduğumuz nokta bu. Tabi bir AB yetkilisinin de ABD’nin Grönland’a saldırması durumunda ABD’deki bütün Amerikan üslerine el koyacaklarını ve Amerikan askerlerini geriye yollayacaklarını söylediğini kayda aldık. Bunlar sadece bu aşamada cevaplar değil, cevap bekleyen sorular olmak durumunda.
Değerli basın mensupları, çok değerli yurttaşlarım ve çok değerli Zafer Partililer,
Türkiye’miz gerçekleşecek ve yakın komşumuz İran’da ortaya çıkacak bir çatışmadan da ağır şekilde etkilenebilir. İran, Rusya ve Çin bir tarafta, ABD ve İsrail diğer tarafta, İran coğrafyası üzerinde büyük bir savaşın başlama ihtimali var. Keza Suriye’de artan İsrail etkisi, İsrail tarafından tahrik edilen YPG’nin 1,5 milyonluk nüfusla Suriye topraklarının yüzde 35’ini, devletinin ise yüzde 40’ını kontrol etme talepleri aslında Suriye’nin parçalanması için yapılan hazırlıklardır. Önceki gün Paris’te yapılan üçlü toplantı ile İsrail’in Suriye üzerindeki kontrol ve denetiminin de arttığını ve Türkiye’nin daha geri plana itildiğini ne yazık ki görüyoruz. Anlaşmayla İsrail’in ortak mekanizmalarıyla Suriye’yi siyasi denetim altına alacağı ve Güney Suriye’de askerden arındırılmış ortak ekonomik bölge önerisiyle bölgedeki İsrail varlığının meşrulaştırılmaya çalışıldığını endişeyle izliyoruz. Suriye’nin 1974 Kuvvetler Ayrışması Anlaşması’nın yeniden işler hale getirilmesi düşüncesine karşı İsrail’in bölgedeki varlığının devamı başta güneydeki Dürziler olmak üzere siyasi bölünmeye kapıyı aralamak anlamına geliyor. Biz bunu böyle okuyoruz.
Diğer tarafta Suriye’nin kuzeyinde belirsizlik ve kaos devam ediyor. 10 Mart’ta imzalanan sözde mutabakatın süresi doldu ve PKK, YPG, SDG, Şam merkezli yapıya entegre olmamakta direniyorlar. Üstelik bir süredir aralıklarla devam eden salı günü Halep’te yeniden patlak veren çatışmaların oluşturduğu gerginlik de artıyor. Gelinen aşamada HTŞ, ki şu anda Şam yönetiminin yerine geçiyor, ve PYD arasında daha büyük ve toplu bir iç çatışma riskinin büyüdüğünü görüyoruz. Ve Suriye’nin yeniden bir iç savaşa sürüklenmesi, tekrarlanan sığınmacı akını ve oluşturduğu güvenlik riskleri bakımından oldukça olumsuz bir tablo oluşturuyor Türkiye için.
Diğer yanda PYD, PKK’nın bir ara formülle bile olsa Şam ile entegrasyonu sorunların çözümü değil Türkiye için risk ve tehditlerin artarak devam etmesi anlamına gelecektir. Şöyle bir algı oluşturulmak isteniyor: Aslında Öcalan YPG’nin silah bırakmasını istiyor ama YPG silah bırakmıyor. Değerli yurttaşlarım bu doğru değil. Öcalan’ın, terörist Öcalan’ın stratejisi kendisi ve PKK’yı terörist sıfatından Türkiye Cumhuriyeti’nin meşru ortağı seviyesine çekerken Suriye’de de YPG’nin kontrolündeki bölgede hakimiyet ve Suriye’nin tamamının yönetimine de ortak olmak istiyor. Hem Türkiye’de devlete ortak olacak PKK aracılığıyla hem de Suriye’de YPG aracılığıyla devlete ortak olacak. Abdullah Öcalan denilen teröristin stratejisi budur. Öcalan hiçbir zaman YPG’nin silah bırakmasını istememiştir. Suriye’de üniter devlet modelini kabul etmemiştir. Öcalan Cumhur İttifakı’nı başarıyla oyalıyor ve YPG’ye zaman kazandırıyor. Biz sorumlu muhalefet anlayışı gereği hükümete tekrar uyarılarda bulunuyoruz. PKK, PYD’nin bir koludur ve Şam’a entegre olması onu meşrulaştırmaz ve temizlemez. PKK terör örgütünü Suriye üzerinden meşrulaştırma girişimi, Türkiye’ye kurulmuş bir siyasi tuzaktır. Türkiye bu tuzağa düşmemelidir. Bölgedeki terör örgütleri IŞİD ve PKK’ya karşı toplu ve çok uluslu bir mücadele için diplomatik ve siyasi zeminin oluşturulması gerekir. Çünkü Suriye’de artan gerilim, dış destekli terör örgütleri arasında güç mücadelesinden kaynaklanmaktadır. Oysa Suriye’nin geleceğine sadece Suriye halkı karar vermelidir. Bölgede barış, güvenlik ve kalıcı istikrar için terör örgütlerinin vekil ve taşeron silahlı yapılar olarak kullanılmasına son verilmesi ve Suriye devletinin bütünlüğünün sağlanması çözümün ilk adımı olacaktır. Bununla birlikte çatışmaların artma eğilimi göstermesi halinde bugüne kadar sahipsiz ve ilgisiz bırakılan Batı Türkmeneli’ndeki Türk soydaşlarımıza acilen ve etkili şekilde sahip çıkılması gerekir.
Değerli basın mensupları, çok değerli vatandaşlarım,
Suriye’de üniter devlete yönelik tek tehdit PKK-PYD’den değil, Şam’a yakın güçlerin ve baskı ve saldırıları altında kalan Nusayriler arasında da federe Nusayri bölgesi taleplerinin arttığını görüyoruz. Suriye’den bahsederken Suriye’de sayıları 4 milyon civarında olan Türkmenlerin sürekli yok sayıldığını görüyoruz. Hem Cumhur İttifakı yok sayıyor hem ana muhalefet partisi yok sayıyor. Türkiye’nin güvenlik ve istikrarına yönelik belirsizlik ve tehlikeler artık alarm verme seviyesine ulaşmıştır. Cumhur İttifakı’nın en azından seçimlere kadar ilk vazifesi ısrarla yaptığı yanlışlardan vazgeçerek ülkemizin güvenliğini daha fazla tehdit edici süreçlerin önünü açmamasıdır. Evet, dünyanın değişik ülkelerinde gerçekleşen bütün olumsuzluklardan Cumhur İttifakı sorumlu değildir. Ancak bölgesel birçok gelişmenin ülkemiz için tehdit haline gelmesinin nedeni önce AK Parti’nin sonra Cumhur İttifakı’nın yanlış politikalarıdır. Beşar Esad’ı devireceğiz diye yola çıkmasaydınız bugün ne Türkiye’de milyonlarca Suriyeli olurdu ne bunlara yüz milyarlarca dolar para harcardık ne de Suriye’nin kuzeyinde bir PKK PYD bölgesi başımıza bela olurdu. Doğu sınırımızdan mayınları sökmeseydiniz milyonlarca Afgan ülkemize dolmamış olurdu. TSK’da FETÖ’nün önünü açmasaydınız 15 Temmuz Darbe Girişimi olmazdı ordumuz daha güçlü olurdu. İsviçre ordusunun bile askeri hastanesi var Türk ordusunun askeri hastanesi yok. Hadi bunu da bir dış gerekçeyle açıklayın. Türk ordusu çatışan bir ordu olmasına rağmen terörle mücadele etmesine rağmen düşük yoğunluklu çatışmada yüzlerce şehit binlerce gazi olmasına rağmen neden bu ülkenin askeri hastanelerini kapattınız ve neden açmamakta direniyorsunuz? İçeride uygulanan düşman ceza hukuku politikalarıyla toplumu ayrıştırdınız ve kutuplaştırdınız. Oluşan bu hassas tablo karşısında Zafer Partisi olarak acilen alınması gereken önlemlerin bir kısmını belirledik ve Türk kamuoyu ile paylaşmaktan onur duyuyoruz.
- Düşman ceza hukuku uygulamalarına son verilmeli. Anayasa mahkemesinin kararları uygulanmalı. Yargının bağımsız olduğu inancı ve fiili olarak durumu güçlendirilmeli.
- Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin siyasal sistem içerisinde gasp edilen yetkileri verilmeli.
- Devlet ciddiyeti gereği bakan yardımcılığı denilen siyasi görevlere son verilerek hızla müsteşarlık sistemine dönülmeli.
- Bakanlıklar 2017 öncesindeki yetkilerine kavuşmalı. Saray bürokrasisinin yerini tekrar devlet bürokrasisi almalı.
- Kuvvet Komutanlıkları ve Jandarma Genel Komutanlığı Genelkurmay Başkanlığı’na, Genelkurmay Başkanlığı, Millî Savunma Bakanlığı’na bağlanmalı. Böylece emir komuta hiyerarşisi tekrar tesis edilmeli. Bugün Türk Silahlı Kuvvetleri’nin emir komuta birliği yoktur.
- GATA başta olmak üzere askeri sağlık sistemi tekrar kurulmalı.
- Askeri yargı hızla tekrar göreve başlamalıdır.
- Ülkemizde yaşayan sığınmacı ve kaçakların oluşturduğu tehdit artık Milli İstihbarat Teşkilatı’nın akademisi olan Milli İstihbarat Akademisi tarafından bile devletin istihbarat ve güvenlik kuruluşlarının başa çıkamayacağı bir felaket olarak nitelendirilmektedir. Sığınmacı ve kaçakların vatanlarına dönüş süreci başlamalıdır.
- PKK terör örgütü ve siyasi uzantılarıyla her türlü pazarlık, müzakere sona ermeli, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan komisyon hemen dağıtılmalıdır.
- Sınırlarda tam kontrol sağlanmalı, Ottowa Antlaşmasından çekilerek sınırlarımıza tekrar ivedilikle mayın yerleştirilmelidir.
- Karadeniz’de Montrö Rejimi tavizsiz uygulanmaya devam edilmeli.
- Doğu Akdeniz’de mavi vatandan asla taviz verilmemeli.
- Hava savunma sistemleri hızla hazır seviyeye getirilmelidir. Değerli yurttaşlarım, kıymetli basın mensupları, Zafer Partisi’nin siyaset tarzı günlük, gündelik, kısır siyasi tartışmaların dışında kalarak devlet ciddiyeti ve sorumluluğuyla millet meselelerine önem ve öncelik vermeye odaklıdır. Zafer Partisi iktidara en sert ve etkili muhalefet yapıyor ama çözüm önerilerimizi de ortaya koyuyoruz.
Yükselen güvenlik risklerine karşı az önce açıkladığım önlemlerin bir kısmı, Zafer Partisi’nin kadro, birikim ve programı ile devlet sorumluluğunu yüklenmeye hazır ve memleketi esenliğe çıkaracak vizyona sahip olduğunu gösteriyor.
Değerli basın mensupları, kıymetli Zafer Partililer, çok değerli yurttaşlarım,
İran’a saldırı için hazırlık sayılabilecek gelişmelerin olduğunu biraz önce belirttim. İran’da bir süre önce başlayan sokak gösterileri ve tepkiler ülke geneline yayılmaya başlandı. Diğer yanda eğer gerçekleşirse ikinci saldırının 12 günlük ilk savaştan daha farklı ve sert geçeceği kuvvetle muhtemel böyle bir durumda İran’dan Türkiye’ye çok büyük bir nüfus hareketinin gerçekleştirilmesi hiç sürpriz olmaz. O halde bugünden tüm önlemlerin alınması ve bunun önlenmesi hayati bir önlem taşıyor. Ayrıca PKK’nın İran’ın Güney Azerbaycan bölgesinde Türklere yapabileceği saldırılar konusunda da şimdiden düşünmekte ve önlem almakta fayda var. Zira Türkiye’nin artık bir ilave sığınmacı veya kaçağı alacak kapasitesi ve tahammülü kalmamıştır.
Değerli basın mensupları, değerli Zafer Partililer,
Olağanüstü kritik ve zor günlerden geçiyoruz. Birlik ve beraberlik devlet ciddiyeti ve devlet hakkına ihtiyacın arttığı günlerde biz Zafer Partisi olarak bu temelde Türkiye’nin bu kritik kavşakta Cumhur İttifakı’nın önünü görmeyen politikaları tarafından yeni badirelere sürüklenmesiyle mücadele etmeye devam edeceğiz. O yüzden iktidar partisinin milletvekili transferiyle anayasa değişikliğine yeterli sayıda milletvekili toplama çalışmasından başka gündeminin olmadığını görüyoruz. İç siyasi hesaplar devlet ve milletimizin güvenliği ve bekasının önüne geçmemeli. Biz Zafer Partisi olarak devletimizin güvenliği ve milletimizin esenliği için yapılan yanlışları ısrarla ve tekrar tekrar söylerken geleneksel Türk devlet aklı bağlamında çözümlerimizi anlatmaya da devam ediyoruz. Takdir tabii ki Türk milletinindir ve biz de Türk milletinin zaferi için çalışmaya devam edeceğiz.”
Genel Başkan Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Beyin göçü ile gidenleri nasıl geri getireceksiniz?” sorusuna verdiği cevap:
“Bizim zafer turizm politikamızla, sığınmacı ve kaçakları vatanlarına devletler hukuku içerisinde geri yollama politikamızın aynı zamanda bir de Zafer Havayolları politikası var. O da Türkiye’den ayrılmış parlak beyinleri dünyanın değişik yerlerine gitmiş parlak beyinlerin ülkemize geri dönmesini sağlamaya yönelik. Zaman zaman ben de bu soruyla karşı karşıya kalıyorum. Neden geri dönsünler diyorlar. Bu insanlar Türkiye’yi sevdikleri için gittiler. Sevmedikleri için gitmediler. Bu ülkede yapılanlardan ve devlet aklına, millet vicdanına uygun düşmeyen uygulamalardan, liyakatsizlikten, hukuksuzluktan yılarak gittiler. Bakın zaman zaman Cumhur İttifakı yetkilileri de diyorlar ki ya bu doktorlar gidiyorlar ama aslında doktorlar iyi maaş alıyorlar. Evet bugün Türkiye’de devlette çalışan bir doktorun almış olduğu maaş Almanya’da almış olduğu maaşla aşağı yukarı aynı. Ama Almanya’da doktora sorduğunuz zaman neden gittiğini bir Türk doktora çünkü diyor hastaneye giderken dövülmeyeceğimi biliyor. Başka bir şey söylemeye gerek var mı? Türk doktorlar geri dönecekler Almanya’dan çünkü Zafer Partisi’nin yönettiği bir Türkiye’de hastanede hiç kimse bir Türk doktoru dövemeyecek. Onun için geri dönecekler.”

