Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

CHP’li Orhan Sarıbal’dan tarım ve sanayi çıkışı: ‘Üretici de fabrika da kaybediyor’

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Cumhuriyet’in 103. yılı dolayısıyla Türkiye’nin tarım ve sanayi politikalarını değerlendirdi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Cumhuriyet'in

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne tarım ve sanayi politikalarında yaşanan değişimi gündeme taşıdı. Cumhuriyet’in ilk yıllarında tarımsal üretimin yalnızca gıda ihtiyacını karşılamak için değil, sanayileşmenin temel kaynaklarından biri olarak değerlendirildiğini belirten Sarıbal, bugünkü politikaların üreticiyi giderek daha zor durumda bıraktığını ifade etti.

Nazilli Basma Fabrikası’nın kuruluş sürecini örnek gösteren Sarıbal, geçmişte narenciye ihracatından elde edilen gelirle sanayi yatırımlarının finanse edildiğini hatırlattı. Bugün ise Mersin, Antalya ve Adana gibi narenciye üretiminin yoğun olduğu bölgelerde üreticilerin ürünlerini değerinde satamadığını belirtti. Geçmişte tarımsal ürünlerin fabrikaların kurulmasına kaynak oluşturduğunu, bugün ise üreticinin maliyetlerini karşılamakta zorlandığını söyleyen Sarıbal, bu değişimi Cumhuriyet’in kalkınma anlayışından uzaklaşılmasının sonucu olarak değerlendirdi.

Nazilli Basma Fabrikası narenciye geliriyle kuruldu

Nazilli Basma Fabrikası’nın Sovyet kredisiyle kurulduğunu ve 1937 yılında üretime başladığını hatırlatan Sarıbal, kredi geri ödemesine ilişkin anlaşmada narenciye ürünlerinin önemli bir yer tuttuğuna dikkat çekti. Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde tarım ve sanayinin birbirini tamamlayan iki temel alan olarak ele alındığını belirten Sarıbal, şeker pancarı üretimiyle şeker fabrikalarının, pamuk üretimiyle tekstil sanayisinin birlikte geliştirildiğini anlattı. Bu modelde çiftçinin üretim kapasitesinin artırılmasının yanı sıra sanayinin hammadde ihtiyacının da yerli kaynaklarla karşılanmasının hedeflendiğini vurgulayan Sarıbal, bugünkü tabloya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

“İşte o Cumhuriyet’le bu Cumhuriyet arasındaki temel fark.”

Cumhuriyet döneminde çiftçi ve sanayi birlikte desteklendi

Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında üreticiyi güçlendirmek amacıyla hayata geçirilen uygulamalara değinen Sarıbal, Atatürk’ün 1 Mart 1922’de Meclis kürsüsünden yaptığı konuşmada köylünün ülkenin kalkınmasındaki önemini vurguladığını hatırlattı. Aşar vergisinin kaldırılmasıyla çiftçinin üzerindeki ekonomik yükün hafifletildiğini belirten Sarıbal, kamu kaynaklarının tarımsal üretimi geliştirmek için kullanıldığını söyledi. Şeker fabrikalarının kurulmasıyla pancar üreticilerine makine ve ekipman desteği sağlandığını, üretim sırasında ortaya çıkan yan ürünlerin hayvancılıkta değerlendirildiğini ifade eden Sarıbal, böylece tarım, sanayi ve hayvancılık arasında bütünleşik bir üretim modeli oluşturulduğunu kaydetti. Bursa Merinos Fabrikası’nın hammadde ihtiyacını karşılamak amacıyla hayvancılıkta ıslah çalışmalarının yürütüldüğünü de hatırlatan Sarıbal, Cumhuriyet’in sanayileşme hamlesinin yalnızca fabrika kurmakla sınırlı kalmadığını, üreticinin de bu sürecin bir parçası haline getirildiğini vurguladı.

Özelleştirmeler tarım ve sanayi arasındaki bağı kopardı

Şeker, yem, süt, gübre ve tütün sektörlerinde gerçekleştirilen özelleştirmeleri eleştiren Sarıbal, kamunun üretim ve pazarlama süreçlerinden çekilmesinin çiftçinin ekonomik gücünü zayıflattığını savundu. Tütün sektöründe Reji’nin tasfiye edilmesinin ardından oluşturulan kamusal denetim mekanizmalarıyla TEKEL’in özelleştirilmesi sürecini karşılaştıran Sarıbal, üretim ve ticaret alanında uluslararası şirketlerin etkisinin arttığını söyledi. Kayseri’de 73 yıllık geçmişe sahip Orta Anadolu Mensucat’ın üretimini durdurmasına da değinen Sarıbal, tekstil sanayisindeki kayıpların pamuk üreticisini de doğrudan etkilediğini belirtti. Tarımın gübre, yem ve diğer temel girdilerde dışa bağımlı hale gelmesinin üretim maliyetlerini artırdığını ifade eden Sarıbal, yerli sanayi kapasitesinin korunmasının tarımsal üretimin geleceği açısından da önemli olduğunu dile getirdi.

Çiftçinin ürününü alacak kamusal yapı zayıflatıldı

Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde çiftçinin finansmana, üretim girdilerine ve pazara erişimini kolaylaştırmak amacıyla kooperatiflerin desteklendiğini anlatan Sarıbal, Tarım Kredi ve tarım satış kooperatiflerinin tarihsel rolüne dikkat çekti. Atatürk’ün 1936 yılında Silifke’de bir tarım kredi kooperatifine ortak olmasını hatırlatan Sarıbal, çiftçinin örgütlenmesinin ve üretim gücünün artırılmasının Cumhuriyet’in kalkınma politikalarının önemli unsurlarından biri olduğunu söyledi. 1932 yılında Ziraat Bankasına buğday alım görevi verilmesini ve 1938’de Toprak Mahsulleri Ofisinin kurulmasını da değerlendiren Sarıbal, devletin çiftçinin ürününü satın alması, depolaması ve piyasayı düzenlemesi gerektiğini savundu. Toprak Mahsulleri Ofisinin bugünkü politikalarını eleştiren Sarıbal, çiftçinin ürününü değerlendirecek kamusal mekanizmaların yeniden güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Toprak reformunun tamamlanamaması tarımda kırılma yarattı

Türkiye’de tarımsal üretimin gelişmesi için toprak mülkiyetinin de önemli olduğunu belirten Sarıbal, Atatürk’ün 1937 yılında Meclis açış konuşmasında dile getirdiği “Bir defa, memlekette topraksız çiftçi bırakılmamalıdır” sözünü hatırlattı. 1945 yılında çıkarılan Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’nun büyük toprak sahiplerinin direnciyle karşılaştığını belirten Sarıbal, reformun kapsamlı biçimde hayata geçirilemediğini söyledi. Toprak mülkiyetindeki eşitsizliklerin giderilememesini tarım politikalarının önemli kırılma noktalarından biri olarak değerlendiren Sarıbal, 12 Eylül 1980 sonrasında uygulanan ekonomi politikaları ve sonraki yıllardaki özelleştirmelerin tarımda kamusal desteği daha da azalttığını savundu.

“Cumhuriyet’i söylemek yetmez, içini doldurmak gerekir”

Cumhuriyet’in yalnızca bir yönetim biçimi olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Sarıbal, laiklik, demokrasi, sosyal devlet ve hukuk devleti ilkelerinin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini ifade etti. Laikliğin inanç özgürlüğünün, demokrasinin ise eşit yurttaşlığın ve seçme hakkının güvencesi olduğunu söyleyen Sarıbal, sosyal devletin barınma, eğitim, sağlık ve gıdaya erişim gibi temel hakları koruması gerektiğini vurguladı. Seçim kazanmanın sınırsız yetki anlamına gelmediğini belirten Sarıbal, seçilmiş belediye yönetimlerine yönelik müdahaleleri ve hak arama özgürlüğüne getirilen kısıtlamaları da eleştirdi. Sarıbal, Cumhuriyet’in temel değerlerinin hayata geçirilmesi gerektiğini belirterek, “Sadece Cumhuriyeti söylemek yetmez. İçini sahici bir şekilde doldurmak gerekir” dedi.

Süt üreticisinin gelir kaybı hayvancılığı tehdit ediyor

Tarım sektöründeki sorunların hayvancılık alanında da ağırlaştığını belirten Sarıbal, çiğ süt üreticilerinin artan maliyetler karşısında yeterli gelir elde edemediğini söyledi. Çiğ süt tavsiye fiyatının 1 Mayıs’tan bu yana litre başına 24 lira 30 kuruş seviyesinde kaldığını hatırlatan Sarıbal, yem, akaryakıt, elektrik ve nakliye giderlerindeki artışın üreticinin kazancını erittiğini ifade etti. Kilogramı 22 liraya ulaşan yem maliyetine dikkat çeken Sarıbal, bir litre süt karşılığında en az 1,5 kilogram yem alınabilmesi gerektiğini belirtti. Bu hesabın litre başına 33 liralık süt fiyatına karşılık geldiğini söyleyen Sarıbal, mevcut fiyatların üreticiyi zarara uğrattığını savundu. Süt üreticisinin gelir kaybının devam etmesi halinde süt hayvanlarının kesime gönderilebileceği uyarısında bulunan Sarıbal, bunun ilerleyen dönemde kırmızı et üretimini de olumsuz etkileyeceğini dile getirdi.

“Türkiye gıda ihtiyacını ithalata bağlayamaz”

Yerli üreticinin desteklenmesi yerine ithalata yönelinmesini eleştiren Sarıbal, Türkiye’nin gıda güvenliğinin dışa bağımlı politikalarla sağlanamayacağını ifade etti. Üreticinin maliyetlerini karşılayabileceği bir fiyat politikası oluşturulması, tarımsal sanayinin korunması ve kamunun üretim süreçlerinde yeniden etkin rol üstlenmesi gerektiğini belirten Sarıbal, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

“Bir devlet, kendi toplumunun gıda hakkını, gıda ihtiyacını yabancı tekellere ve ithalata bağlayamaz.”