Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

COP31: Uygulama zirvesi mi, yeni bir vaatler toplantısı

COP31, 9–20 Kasım 2026’da Antalya’da yapılacak. Bu zirve için sıkça

COP31, 9–20 Kasım 2026’da Antalya’da yapılacak. Bu zirve için sıkça “uygulama COP’u” deniyor. Yani amaç, ülkelerin iklim konusunda daha önce verdikleri sözleri hayata geçirmelerini konuşmak. Bu önemli bir hedef. Çünkü dünyada iklim kararları ve taahhütleri var; asıl sorun, bunların yeterince hızlı ve adil biçimde uygulanmaması.

Geçmiş zirvelerde neler kararlaştırıldığına kısaca bakalım. COP27’de iklim değişikliğinin yol açtığı kayıp ve zararlar için bir fon kurulması kabul edildi. COP28’de ülkeler enerji sistemlerinde fosil yakıtlardan uzaklaşma yönünde karar aldı. COP29’da gelişmiş ülkelerin, gelişmekte olan ülkelere sağlayacağı iklim finansmanı için 2035’e kadar yılda 300 milyar dolarlık bir hedef belirlendi. Fakat bu rakam, gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaç duyduğunu söylediği miktarın çok altında bulundu ve paranın hangi kaynaklardan, ne ölçüde kamu desteğiyle sağlanacağı tartışmalı kaldı.

COP30’da ise küresel uyum hedeflerine ilişkin göstergeler kabul edildi; uyum finansmanının 2035’e kadar en az üç katına çıkarılması çağrısı yapıldı. Adil geçiş konusunda Belém Eylem Mekanizması kuruldu. Bunun anlamı, enerji ve ekonomi dönüşürken işçilerin, yerel toplulukların ve kırılgan kesimlerin geride bırakılmaması için ortak çalışma zemini oluşturulmasıdır. Ancak mekanizmanın nasıl işleyeceği, hangi kaynaklarla destekleneceği ve sahada nasıl sonuç vereceği hâlâ belirleyici sorular.

COP30’da Küresel Uygulama Hızlandırıcısı da başlatıldı. Bu girişim, ülkelerin ulusal iklim planlarını ve uyum planlarını uygulamasına yardımcı olmayı amaçlıyor. Fakat adı “hızlandırıcı” olsa da bu, ülkeleri cezalandıran ya da sözlerini zorla yerine getiren bir mekanizma değil; iş birliğine ve gönüllü katılıma dayanıyor. Dolayısıyla COP31’de önemli olan yalnızca yeni toplantılar düzenlemek değil, ülkelerin uygulamada ne yaptığını, hangi kaynağı sağladığını ve hangi hedefte geride kaldığını açıkça izlemek olacak.

COP31’in önündeki en zor konulardan biri de fosil yakıtlardan çıkış. COP30’da fosil yakıtlardan uzaklaşmaya yönelik bir yol haritası için destek vardı; ancak bu yol haritası resmî COP kararına giremedi. Brezilya başkanlığı, fosil yakıtlardan çıkış ve ormansızlaşma konusunda COP sürecinin dışında yol haritaları hazırlayacağını duyurdu. Bu nedenle Antalya’da ülkelerin bu konuda ortak ve somut bir adım atıp atamayacağı yakından izlenecek.

Bu kararlar Türkiye’de yaşayan insanları da ilgilendiriyor. Kuraklık ve sel risklerine karşı alınacak önlemler tarımı, suya erişimi ve yerleşimleri etkiliyor. Enerji politikaları elektrik üretiminin biçimini; sanayi dönüşümü ise iş alanlarını ve çalışma hayatını etkileyebilir. Ama şunu da doğru kuralım: Bir COP kararı tek başına elektrik faturasını düşürmez, su sorununu çözmez ya da yeni istihdam yaratmaz. Bunlar, kararların Türkiye’de hangi politikalarla ve kimin yararına uygulandığına bağlıdır.

Burada eleştirel sorular sormamız gerekiyor. COP toplantılarında devletler müzakere ediyor; fakat iklim krizinin sonuçlarını ilk yaşayan köylüler, işçiler, yerel halklar, gençler ve çevre örgütleri karar süreçlerinde ne kadar etkili olabiliyor? Halkların ve yerel toplulukların salonda bulunması elbette önemlidir; asıl ölçü, onların sözlerinin kararlara ne ölçüde yansıdığıdır. COP30’da yerli toplulukların görünürlüğü artmış olsa da müzakerelerde etkilerinin sınırlı kaldığına dair eleştiriler dile getirildi.

Bir başka temel mesele de iklim krizine yol açan sektörlerin zirvelerdeki etkisi. Fosil yakıt şirketlerinin ve kirletici sektörlerin temsilcileri iklim görüşmelerine katılırken, bu katılımın çıkar çatışmalarından nasıl korunacağı ve kararları nasıl etkilediği şeffaf biçimde sorgulanmalı. İklim finansmanını özel sermayeye açmak tek başına çözüm değildir. Bu finansman hangi projelere gidiyor, borç mu yaratıyor, yerel halkın yaşamını ve doğayı koruyor mu, yoksa yeni kâr alanları mı açıyor? Bu soruların cevabı kamuya açık olmalı.

Peki COP toplantıları bir kandırmaca mı, yoksa dünyanın geleceği için yararlı bir zemin mi?

Bence bu iki uçtan birini seçmek doğru değil. COP’lar, neredeyse bütün ülkelerin aynı masada bulunduğu, ortak karar alınabilen önemli bir diplomasi zemini. Kayıp ve zarar fonu, fosil yakıtlardan uzaklaşma hedefi ve adil geçiş mekanizması gibi başlıklar bu müzakereler sayesinde uluslararası gündeme girdi. Ancak bu başarılar, kararların kendiliğinden uygulanacağı anlamına gelmiyor. Finansman yetersiz kalır, fosil yakıtlardan çıkış ertelenir, verilen sözlerin hesabı sorulmaz ve etkilenen topluluklar kararların dışında tutulursa zirveler, gerçek değişimin yerine geçen bir görüntüye dönüşebilir.

Bu nedenle COP31’in başarısını güzel açıklamalarla değil, somut sonuçlarla ölçmeliyiz: Taahhütler uygulanıyor mu? İklim finansmanı gerçekten ihtiyaç duyan ülkelere ve topluluklara ulaşıyor mu? Fosil yakıtlardan çıkış için açık bir yol çiziliyor mu? İşçiler, yerel halklar ve çevre örgütleri karar süreçlerinde etkili olabiliyor mu? Kirletenler sorumluluk üstleniyor mu?

Antalya’da bu sorulara verilecek yanıtlar, zirvenin gerçekten bir uygulama COP’u olup olmadığını gösterecek. İklim müzakereleri ancak halkların yaşamını, doğayı ve gelecek kuşakların hakkını merkeze alır; taahhütleri ölçülebilir ve denetlenebilir biçimde uygularsa anlam taşır. Aksi hâlde, dünyayı kurtardığını söyleyen ama krizin yükünü yine halkların üzerine bırakan bir toplantı olarak kalır.
Biz BODRUM ÇEVRE PLATFORMU OLARAK TAKİPTEYİZ

Av Remzi KAZMAZ

blank