Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

DİSK Basın-İş’ten Cafer Mahiroğlu’na sert tepki

DİSK Basın-İş, Halk TV Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu’nun açıklamalarına sert tepki gösterdi. Sendika, ekonomik krizin faturasının gazetecilere kesilemeyeceğini savunurken, Mahiroğlu’nun açıklamalarını “iktidar diliyle benzerlik gösteren hezeyanlar” olarak nitelendirdi.

DİSK Basın-İş, Halk TV Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu’nun açıklamalarına

Halk TV’de son dönemde yaşanan istiflar sonrası Halk TV Yönetim Kurulu başkanı Cafer Mahiroğlu, yaptığı paylaşımla biranda dikkatleri üzerine çekti. Gelen tepkilerden sonra canlı yayına katılan Cafer Mahiroğlu, sosyal medya paylaşımı nedeniyle özür dileyerek “soğukkanlılığımı koruyamadım, ben de insanım” dedi.

Canlı yayının ardından DİSK Basın-İş, Cafer Mahiroğlu’nun yayındaki açıklamalarına sert tepki gösterdi. Sendika tarafından yapılan açıklamada, Mahiroğlu’nun ifadelerinin “iktidar diliyle benzerlik gösteren hezeyanlarla dolu” olduğu savunuldu.

DİSK-Basın-İş’in açıklaması şöyle oldu:

“Cafer Mahiroğlu’nun açıklamaları, iktidar diliyle benzerlik gösteren hezeyanlarla dolu. Halk TV’nin ekonomik baskı altında olması gerçeği, bu durumun faturasının çalışanlara kesilmesini asla meşrulaştırmaz. Cafer Bey, krizin bedelini gazetecilerden mi çıkarmak istiyor?

Bugün gazetecilerin talebi çok açık: İnsanca yaşayacak bir ücret, güvenceli çalışma koşulları ve editoryal bağımsızlık.

Ancak yayın boyunca bu taleplerin hiçbirine gerçek bir yanıt verilmedi. Mesele bilinçli bir biçimde, ‘başka kanallarla anlaşan ekran yüzleri’ tartışmasına indirgendi. Oysa sorun birkaç isimden ibaret değil; asıl mesele, içeride açlık sınırının altında çalışan emekçilerin varlığıdır. Patronluk yalnızca şirket hissesine sahip olmak değil, çalışma düzeni üzerindeki güç ilişkisini de yönetmektir. İş barışını sağlamak ve ücret sorumluluğunu yerine getirmek işverenin temel yükümlülüğüdür.

‘100 bin lira verilse mutlu olmayacaklar’ denilen bir ortamda, çalışanlara reva görülen ücretin yaklaşık 40 bin TL olması tabloyu netleştiriyor. İnsanlar lüks değil, hayatlarını sürdürebilecekleri bir ücret talep ediyor. Bugün İstanbul’da 40 bin lira ile bir gazetecinin nasıl ayakta kalacağına dair tek bir somut cevap verilmiş değil.
Üstelik Mahiroğlu, ‘Giden arkadaşlar yok pahasına çalışmıyordu’ dedi. Mesele yalnızca gidenler değil; içeride kalanların her geçen gün ağırlaşan koşullarıdır.
Editoryal bağımsızlık da yalnızca ‘prompter müdahalesi’ tartışmasına indirgenemez. Keyfi yayın yasakları, kara listeler ve konuk tercihlerine yapılan birebir müdahaleler de bu sorunun bir parçasıdır. Gazetecilik; patronların siyasi ve ekonomik hassasiyetlerine göre şekillendirilemez.
Açıklamadaki bir diğer vahim nokta ise sendikamızı hedef alarak sendikal örgütlenmeye yönelik yaklaşım. ‘Gücünüz bize mi yetiyor?’ diyerek sendikal mücadeleyi küçümsemek, sendikanın işlevinin kavranmadığını gösteriyor. Sendika, tam da güçsüz bırakılan emekçilerin ortak gücü ve patron karşısında tek başına bırakılan gazetecinin savunma aracıdır.
Hak talebini ‘tehdit’ olarak görmek de aynı çarpık anlayışın sonucudur. ‘Bana tehditle gelirseniz…’ diyerek çalışanların taleplerini kriminalize etmek, emek mücadelesini bastırma refleksidir. Oysa asıl tehdit; düşük ücret, güvencesizlik ve ‘ses çıkarırsanız kapı orada’ zihniyetidir.”