Günlük konuşmaların içine neredeyse fark etmeden yerleşmiş bazı cümleler vardır. “Kadınlar çok konuşur”, “Erkekler duygularını belli edemez”, “Kadınlar detaycıdır”, “Erkekler daha mantıklıdır” gibi ifadeler, çoğu zaman sohbeti ilerleten küçük genellemeler gibi görünür. Oysa bu cümleler, ilişkilerin içine sessizce taşınan bir dili barındırır: Etiketleyen dil. Etiketler, insanı anlamayı kolaylaştıran kısa yollar gibi sunulsa da, çoğu zaman insanı tanımaktan çok onu sınırlayan kalıplara dönüşür. Çünkü insan; geçmişi, kırılganlığı, değerleri, korkuları ve ihtiyaçlarıyla tekil bir dünyadır. Onu yalnızca cinsiyeti üzerinden tanımlamak, bu dünyayı tek bir çerçeveye sıkıştırmak anlamına gelir.
İlişki içinde bu kalıplar zamanla görünmez bir baskı yaratır. Kadın “fazla duygusal” görünmemek için kendini geri çekerken, erkek “zayıf” görünmemek için duygularını içine atmaya başlar. Bu süreç çoğu zaman bilinçli yaşanmaz; ancak kişi, zamanla olduğu gibi var olmaktan uzaklaşıp olması gerektiği düşünülen hâle doğru kayar. Böylece ilişki iki insanın temas ettiği bir bağ olmaktan çıkar; iki rolün karşılıklı oynandığı bir sahneye dönüşür. Konuşmalar sürer ama anlaşıldığını hissetme duygusu giderek azalır.
Etiketleyen dil, iletişimi derinleştirmek yerine varsayımları büyütür. “Kadınlar trip atar” diye düşünen biri, partnerinin ihtiyacını ciddiye almak yerine onu küçümsemeye daha yatkın olur. “Erkekler konuşarak çözemez” inancı ise karşı tarafa ifade alanı açmayı gereksiz kılar. Böylece ilişkide duyulmak değil, susturulmak çoğalır. Oysa her bireyin kırıldığı yer, sevildiğini hissetme biçimi ve yakınlığa duyduğu ihtiyaç birbirinden farklıdır. Cinsiyet bu duyguları belirlemez; yalnızca toplumun onları nasıl okumayı öğrendiğini şekillendirir.
Cinsiyetçi kalıplar çoğu zaman sorumluluktan kaçmanın da konforlu bir yoludur. “Erkekler böyledir”, “Kadınlar şöyledir” gibi cümleler, kişinin kendi davranışını sorgulama ihtiyacını ortadan kaldırır. Sorun artık “ne yaptım” değil, “benim cinsiyetim böyle”ye dönüşür. Böylece empati kurmak, iletişim becerilerini geliştirmek ve öz eleştiri yapmak geri planda kalır. Oysa ilişkilerde iyileşme, ancak bireysel sorumluluk alındığında mümkün olur.
Yakınlık, benzerlikten değil, farklılığı anlayabildiğimiz ölçüde güçlenir. Gerçek bağ, karşımızdakini bir kategori olarak değil, kendi iç dünyası olan bir insan olarak görebildiğimiz yerde başlar. “Kadın olduğu için” ya da “erkek olduğu için” değil; “bu kişi böyle hissettiği için” yaklaşabildiğimizde ilişki derinleşir. Etiketleri bıraktığımızda, duygular daha görünür, ihtiyaçlar daha duyulur, insanlar daha gerçek olur. Çünkü ilişki bir kadınla bir erkek arasında değil, iki insan arasında yaşanır. İnsan bir kalıba sığmaz; sığdırılmaya çalışıldığında ya susar ya da uzaklaşır. İlişkilerimizi daha güvenli, daha yakın ve daha samimi kılmak istiyorsak, kalıpları değil merakı, varsayımları değil iletişimi beslemeliyiz. Çünkü ilişkiler etiketle değil, insanla kurulur.
Aleyna SEMERCİOĞLU & 03.01.2026





YORUMLAR