Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Aleyna Semercioğlu
Aleyna Semercioğlu

Mükemmeliyetçilik

Mükemmeliyetçilik çoğu zaman olumlu bir özellik gibi sunulur. Disiplinli olmak, detaycı olmak, yüksek standartlara sahip olmak… Bunlar kulağa güçlü yanlar gibi gelir. Ancak mükemmeliyetçilik her zaman başarıyı besleyen bir özellik değildir. Bazen insanın potansiyelini genişletmek yerine daraltır. Çünkü mesele yalnızca yüksek hedefler koymak değildir; bu hedeflerin arkasında yatan anlamdır.

Bir insan neden kusursuz olmak ister? Hata yapmak neden bu kadar tehditkâr gelir? Çoğu zaman bunun kökeni erken dönem deneyimlere dayanır. Koşullu kabul ortamında büyüyen bireyler, değer görmenin belirli performanslara bağlı olduğu mesajını içselleştirebilir. “Başarılıysan değerlisin”, “Hata yaparsan eleştirilirsin”, “En iyisi olmalısın” gibi açık ya da örtük mesajlar zamanla kişinin iç sesi haline gelir. Yetişkinlikte artık kimse bunları söylemese bile, birey kendi içinde sürekli denetleyen, yargılayan bir ses taşır.

Bu iç ses genellikle şefkatli değildir. Başarıyı küçümser, eksikleri büyütür. Yapılanı değil yapılmayanı görür. Böylece kişi ne kadar üretirse üretsin, içsel bir yeterlilik hissine tam olarak ulaşamaz. Çünkü standart sürekli yukarı taşınır. Ulaşılan hedef bir sonraki hedefin gölgesinde kalır.

Mükemmeliyetçilik yalnızca yüksek standartlar koymakla sınırlı değildir; hata yapmaya karşı aşırı hassasiyetle de ilgilidir. Hata, sıradan bir öğrenme parçası olmaktan çıkar ve kimliğe yönelik bir tehdit haline gelir. “Yanlış yaptım” düşüncesi kolayca “Ben yetersizim” inancına dönüşebilir. Bu dönüşüm ne kadar hızlıysa, kişi o kadar yoğun bir kaygı yaşar.

Bu yapı zamanla farklı alanlarda kısıtlayıcı hale gelir. Erteleme davranışı bunlardan biridir. Kusursuz olmayacaksa başlamamak daha güvenli gelir. Hazırlık süreci uzar, planlar yapılır, detaylar tekrar tekrar gözden geçirilir; ancak adım atmak zorlaşır. Çünkü asıl korku başarısız olmak değil, yetersiz görünmektir. Bazen de tam tersi olur; kişi durmaksızın çalışır, dinlenmeyi erteler, sürekli üretir. Ancak bu üretim sağlıklı bir motivasyondan değil, içsel bir baskıdan beslenir.

Mükemmeliyetçilik karar verme süreçlerini de zorlaştırır. Her kararın en doğru karar olması gerekir. Alternatifler çoğaldıkça kaygı artar. Küçük seçimler bile zihinsel yorgunluk yaratabilir. Çünkü hata yapma ihtimali tahammül edilemez bir risk gibi algılanır.

Bir diğer görünmeyen sonuç ise başarıdan haz alamamaktır. Hedefe ulaşıldığında kısa süreli bir rahatlama olur; fakat bu duygu kalıcı değildir. Zihin hızla yeni bir eksik bulur. Böylece kişi sürekli bir “henüz yeterli değil” duygusuyla yaşamaya başlar. Bu kronik yetersizlik hissi zamanla tükenmişlik, anksiyete ve depresif belirtilerle ilişkilendirilebilir. Araştırmalar da özellikle katı ve öz-eleştirel mükemmeliyetçiliğin psikolojik zorlanmalarla anlamlı düzeyde bağlantılı olduğunu göstermektedir.

Burada önemli olan nokta, yüksek standartlara sahip olmanın tek başına sorun olmadığıdır. Gelişmek istemek, çaba göstermek, sorumluluk almak sağlıklı özelliklerdir. Ancak esneklik kaybolduğunda ve değer algısı yalnızca performansa bağlandığında sorun başlar. Sağlıklı bir gelişim anlayışı hatayı sürecin doğal bir parçası olarak görür. Zararlı mükemmeliyetçilik ise hatayı kimliğe mal eder.

Belki de asıl soru şudur: Mükemmel olmaya çalışırken neyi kaybediyoruz? Dinlenme hakkımızı mı, hata yapma özgürlüğümüzü mü, yoksa kendimize göstereceğimiz şefkati mi? İnsan zihni hatayı tehdit olarak kodladığında öğrenme alanı daralır. Oysa gelişim, kontrollü hatalar ve deneyimlerle mümkündür. Hata davranışa aittir; kimliğe değil. Bu ayrımı yapabilmek psikolojik esnekliğin temelidir.

Mükemmeliyetçilik çoğu zaman başarı maskesi takar. Ancak bu maskenin altında çoğu zaman kırılganlık, onay ihtiyacı ve reddedilme korkusu bulunur. İyileşme belki de standartları sürekli yükseltmekten değil, “yeterince iyi” olabilmeyi kabul etmekten geçer. Çünkü bazen insanı özgürleştiren şey kusursuzluk değil, insani olma halini sahiplenebilmektir.

Aleyna SEMERCİOĞLU  &  25.02.2026

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER