Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Leyla Bilgi
Leyla Bilgi

531 görevli, onlarca ekip, dedektörler… Sahi ne oldu alınan önlemlere?

Manisa’nın Turgutlu ilçesinde bir okulun önünde silah sesi duyuldu, öğrenciler yaralandı. 11 çocuğun yaralandığı, iki öğrencinin durumunun ağır olduğu açıklandı. Daha da vahimi, olay öğrencilerin okula giriş yaptığı saatlerde meydana geldi. Şimdi herkes saldırıyı gerçekleştirdiği belirtilen çocuğun nasıl yakalandığını, silahın nereden geldiğini, aile sorumluluğunun ne olduğunu konuşuyor. Elbette bunların tamamı soruşturulmalı. Ancak bence bundan çok daha büyük bir soruyu da sormamız gerekiyor: Sahi ne oldu alınan önlemlere?

Çünkü daha birkaç gün önce okullarda güvenliğin artırılması için alınan tedbirler kamuoyuna anlatıldı. Okul çevrelerinde güvenlik önlemlerinin artırılacağı, ekiplerin görevlendirileceği, risk analizlerinin yapılacağı, öğrencilerin güvenliğinin sağlanacağı açıklandı. Milli Eğitim Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı başta olmak üzere ilgili kurumlar arasında iş birliği protokolleri gündeme geldi. Manisa’da da yüzlerce okul için güvenlik tedbirleri açıklandı. Rakamlar verildi, personel sayıları duyuruldu, denetimlerden söz edildi. Bütün bunlar yapılırken vatandaşın aklındaki en temel beklenti aslında çok basitti: Çocuğunu sabah okula gönderen anne ve baba, çocuğunun okul kapısından içeri güvenli şekilde gireceğinden emin olmak istiyordu.

Ama Turgutlu’da yaşanan olay bize güvenlik meselesinin rakamlardan ibaret olmadığını gösterdi. Bir şehirde yüzlerce güvenlik görevlisi planlanabilir, onlarca ekip okul çevrelerinde görevlendirilebilir, dedektörlerden ve kameralardan söz edilebilir. Fakat bütün bunlara rağmen öğrenciler okula giderken silahlı bir saldırıyla karşılaşıyorsa, artık sadece “kaç personel görevlendirildi?” sorusunu sormak yetmez. O personel nerede, hangi saatte, hangi risk için görev yapıyor ve gerçekten sahada neyi önlüyor? Asıl mesele budur.

Okul güvenliği yıllardır neredeyse sadece okulun kapısına indirgeniyor. Kapıya güvenlik görevlisi koyduk, girişte kontrol yaptık, dedektör kullandık, kamera taktık… Peki öğrencinin okul kapısına ulaşana kadar geçtiği sokaklar ne olacak? Çocuğun okuldan birkaç yüz metre uzaklıktaki yürüyüş güzergâhı kimin sorumluluğunda? Servis durağı, okulun arka sokağı, okul çevresindeki boş alanlar, parklar ve ara yollar nasıl denetleniyor? Turgutlu’daki saldırı tam da bu soruyu önümüze koyuyor. Çünkü çocukların güvenliği yalnızca okul binasının kapısında başlamıyor. Çocuk evden çıktığı anda devletin güvenlik sorumluluğu açısından dikkate alınması gereken bir risk alanına giriyor.

Burada dedektör meselesi de ayrıca tartışılmalı. Dedektör elbette bir güvenlik aracıdır ve doğru yerde, doğru yöntemle kullanıldığında caydırıcılık sağlayabilir. Ancak dedektörün bir okulun kapısında bulunması, okulun çevresindeki bütün riskleri ortadan kaldırmıyor. Üstelik silah taşıyan kişinin okula girmesine gerek kalmadan okul çevresinde saldırı gerçekleştirebildiği bir tabloda, sadece kapı güvenliğine odaklanmanın yeterli olup olmadığı sorgulanmak zorunda. Güvenlik teknolojisini artırmak başka, güvenliği bütüncül olarak sağlamak başka. Turgutlu olayı, ikinci başlığın çok daha fazla konuşulması gerektiğini gösteriyor.

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamalarında soruşturmanın akran zorbalığı iddiasını da kapsadığı belirtildi. Silahın çocuğun eline nasıl geçtiği, nasıl muhafaza edildiği ve ailelerin gözetim sorumluluğu da araştırılıyor. Bu başlıkların tamamı son derece önemli. Ancak burada da yalnızca saldırıdan sonra sorumluları bulmaya odaklanmak yeterli olmayacaktır. Asıl başarı, silah ateşlendikten sonra faili yakalamak değil, o silahın ateşlenmesini mümkün kılan zinciri önceden fark edip kırabilmektir. Bunun için de okul, aile, rehberlik birimleri, kolluk ve sosyal hizmetler arasındaki mekanizmanın gerçekten çalışıp çalışmadığı ortaya konulmalıdır.

Üstelik olayın zamanlaması kamuoyunun sorularını daha da artırıyor. Okulların açılmasının üzerinden henüz çok kısa bir süre geçmişken güvenlik tedbirleri yeniden ve yüksek sesle gündeme getirildi. Bakanlıklar arasında protokoller imzalandı, valilikler tedbir toplantıları yaptı, okul çevrelerinde güvenlik planları açıklandı. Ardından Turgutlu’da öğrencilerin okula gittiği saatlerde silahlı saldırı gerçekleşti. Bu tablo, tek başına “önlemler yetersizdi” sonucunu kanıtlamaz. Fakat alınan önlemlerin sahada nasıl uygulandığının çok daha ciddi biçimde sorgulanmasını gerektirir.

Tam da bu nedenle Turgutlu’daki soruşturmanın yalnızca saldırganın ve ailesinin sorumluluğuna odaklanmaması gerekiyor. Elbette adli soruşturma kendi sorumluluk alanında yürütülecek. Fakat bunun yanında idari soruşturmanın da çok açık sorulara cevap vermesi gerekiyor. O okulun güvenlik planı neydi? O gün planlanan personel görev başında mıydı? Okul çevresinin güvenlik değerlendirmesi yapılmış mıydı? Daha önce herhangi bir tehdit, zorbalık veya güvenlik ihbarı olmuş muydu? Varsa bu bilgiler kimlere ulaştırılmıştı? Okul yönetimi, rehberlik servisi ve kolluk arasında nasıl bir iletişim vardı? Ve bütün bunların sonunda, saldırı neden önceden fark edilemedi?

Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfettiş görevlendirmesi ve öğrencilerle öğretmenlere yönelik psikososyal destek çalışmalarının başlatılması önemli. Fakat kamuoyunun beklediği şey yalnızca “inceleme başlatıldı” cümlesi olmamalı. İncelemenin sonunda gerçekten neyin eksik olduğu, hangi prosedürün çalışmadığı veya hangi uygulamanın yetersiz kaldığı açık biçimde ortaya konulmalı. Çünkü aksi halde her olayın ardından birkaç gün boyunca tedbirleri konuşup sonra eski düzene dönmekten başka bir sonuç çıkmaz.

Çünkü anne babalar çocuklarını okula gönderirken “Bugün kaç tane protokol imzalandı?” diye düşünmüyor. “Kaç dedektör alındı?” diye de düşünmüyor. “Kaç güvenlik görevlisi görevlendirildi?” sorusunun cevabı da onları tek başına rahatlatmıyor. Onların tek bir beklentisi var: Çocukları okuldan sağ salim eve dönsün.

Ve belki de artık şu soruyu yüksek sesle sormanın zamanı geldi:

Sahi ne oldu alınan önlemlere?

Çünkü çocuklarımızı korumak için alınan tedbirlerin varlığı değil, onların çocuklarımızı gerçekten koruyup korumadığı önemlidir. Turgutlu’daki olayın en ağır tarafı da burada yatıyor. 11 öğrencinin yaralanması yalnızca bir adli vaka olarak görülürse, asıl ders kaçırılmış olur. Bu olay, okul güvenliği sisteminin bütün parçalarının yeniden masaya yatırılması için ciddi bir uyarı olarak ele alınmalıdır.

Yoksa bugün Turgutlu’yu konuşuruz, yarın başka bir okulun adını.

Sonra yine toplantılar yapılır.

Yine tedbirler açıklanır.

Yine rakamlar verilir.

Ve yine birileri çıkıp aynı cümleyi kurar:

“Gerekli tüm önlemleri aldık.”

İşte artık vatandaşın duymak istediği cümle bu değil.

Yurttaş, “Aldığımız önlem işe yaradı ve çocuğun başına bir şey gelmeden riski önledik” cümlesini duymak istiyor.

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER