Ekrem İmamoğlu’nun siyaset yapma biçimi ve gelecek planları, günümüz Türkiye siyasetinin en çok
tartışılan ve en dinamik başlıklarından biri. Sahadaki pratikleri, yaptığı açıklamalar ve karşı karşıya
kaldığı hukuki-siyasi süreçler incelendiğinde tablo netleşiyor: İmamoğlu’nun alametifarikası; kapsayıcı ve
popülist olmayan bir kitle siyaseti yürütmeye çalışmasıdır. CHP seçmeniyle sınırlı kalmayıp toplumun
farklı kesimlerine hitap edebilen bir profil çiziyor. Siyaset dilinde de kimlik siyasetinden ziyade adaleti ön
plana çıkarıyor. Kendisine yönelik hukuki engellemeleri, davaları ve diploma tartışmalarını doğrudan
halkın iradesine yapılmış bir müdahale olarak konumlandırıyor. “Adalet millete aittir, ben milletle
konuşuyorum” diyerek elit ya da tamamen bürokratik bir savunma yerine, meşruiyetini halk desteğinden
alan dik bir duruş sergilemeyi tercih ediyor.
İmamoğlu’nun gelecek planları gizli bir ajandada değil, kendisi tarafından açıkça deklare edilmiş bir
rotada ilerliyor. Kendisinin de sıkça vurguladığı üzere Cumhurbaşkanlığı adaylığı iddiasını kesin bir
şekilde devam ettiriyor. Bu iradeyi kendi isteğiyle değil, milyonların iradesiyle üstlendiğini belirterek
adaylığını tabana dayandırıyor. Önündeki en büyük risk; diploma iptali ve devam eden yargı sürecidir ki
bunlar kendisini hukuken zorlayabilir. Ancak bu durum; mağduriyet ve adalet temalı toplumsal desteğini
daha da konsolide etme potansiyeline sahip. Zamanlama, onun siyasi kaderini belirleyecek. Eğer hukuki
engelleri aşmayı ya da bu engelleri büyük bir toplumsal dalgaya dönüştürmeyi başarırsa, gelecekteki bir
genel seçimde Cumhurbaşkanlığının en güçlü figürlerinden biri olacaktır.
Ekrem İmamoğlu’nun kendisine yönelik açılan davalardaki tutumu, savunma dili ve sergilediği
davranışlar incelendiğinde; ortaya stratejik, meydan okuyan ve kitleleri mobilize etmeye odaklı bir siyasi
tablo çıkıyor. Bu davranış biçimi, davanın doğuracağı olası bir cezayı kişisel bir mağduriyetten çıkarıp
kolektif bir haksızlığa dönüştürüyor. Seçmeni de bu davanın bir parçası ve mağduru haline getirerek
arkasındaki toplumsal desteği sıkılaştırıyor. Mahkeme süreçlerinde savunmacı, alttan alan ya da uzlaşmacı
bir ton tercih etmiyor. “Bedel ödemeye hazırım” diyerek korkusuz bir profil çiziyor. O, mahkeme
salonunda sanık sandalyesinde oturan bir siyasetçi gibi değil; aksine sistemi, mevcut iktidarı ve yargı
mekanizmasını yargılayan bir iddia makamı gibi konumlanıyor.
Hakkındaki siyaset yasağı riskini, arkasındaki rüzgarı büyütecek bir yakıt olarak kullanıyor. Bu
durum onu hukuken kırılgan hale getirse de siyaseten ülkenin en güçlü aktörlerinden biri konumuna
yükseltiyor. Zamanın neler getirip neler götüreceğini hep birlikte yaşayarak öğreneceğiz.

YORUMLAR