Türkiye’de işsizlik verilerine bakarken iki temel pencere bulunuyor. Resmi kurum olan TÜİK’in dar tanımlı
verileri ve sendikaların hesapladığı geniş tanımlı (atıl işgücü) veriler. Bu iki veri arasındaki makas, piyasanın
gerçek yükünü anlamak için kritik önem taşıyor. Resmi işsiz sayısı yaklaşık 2 milyon 883 bin kişi. Genç nüfusta
işsizlik (15-24 yaş arası) %14, genç kadınlarda ise bu oran %21,8’e kadar fırlıyor. İstihdam oranı ise %48; yani
çalışabilir yaştaki nüfusun yarısından fazlası istihdam edilmiyor.
Resmi verilerde iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar dar tanımlı işsiz sayılmıyor. Ancak atıl işgücü (geniş
tanımlı işsizlik) oranlarına bakıldığında manzara değişiyor. Geniş tanımlı hesaplamalara göre Türkiye’de işsiz veya
eksik istihdam edilen kişi sayısı 12 milyonun üzerinde. Buna rağmen her ayın başında gözümüz kulağımız
Ankara’dan gelecek o tek haneli rakama dönüyor.
İşsizlik %8,2’ye geriledi ya da aynı kaldı… Kağıt üstünde, bir ekonomi yönetimi için tek haneli işsizlik gurur
kaynağı kabul edilir. Ancak sokağa çıktığımızda; bir kafede kahve dolduran üniversite mezunu gençle göz göze
geldiğimizde ya da evladına harçlık veremediği için erken uyumayı seçen babanın omzundaki yükü gördüğümüzde,
o “yüzde 8” büyüsünü yitiriyor. Çünkü istatistik bilimi, bazen gerçeği gizlemenin en kibar yoludur.
Çözüm; istatistiksel tanımlarla oynayarak kağıt üzerinde başarı hikayeleri yazmak değil, sanayide ve tarımda
gerçek üretim alanları yaratmaktır. Eğitim sistemini piyasanın ihtiyaçlarına göre baştan aşağı reform
etmektir. Gençlere “sabredin” demek yerine, onlara hak ettikleri geleceği bu topraklarda sunabilmektir.
Unutmayalım, ekonominin gerçek göstergesi tabeladaki rakamlar değil, vatandaşın mutfağındaki huzurdur.
Ve o huzur, şu sıralar tek haneli rakamların çok uzağında.

YORUMLAR