Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Damla Nalçacıoğlu
Damla Nalçacıoğlu

Köprünün Altından Çok Sular Akacak

Türk siyaseti fırtınalı virajlarından birini daha dönüyor. Bir dönem aralarında baba-oğul ilişkisi var denecek kadar yakınlaşan, genel seçim öncesinde sandık turlarında da yan yana poz veren Kemal Kılıçdaroğlu ile Ekrem İmamoğlu arasındaki köprünün altından çok sular aktı. Kurultay süreçleri, partideki ayrışmalar ve yargı mekanizmasının siyasetin tam ortasına oturmasıyla birlikte Kılıçdaroğlu’nun İmamoğlu’na dair yaklaşımı oldukça dikkat çekici bir evrilme yaşadı.

Peki tam olarak neydi Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ekrem İmamoğlu hakkındaki düşünceleri, arkasında durduğu temel ilkeler ve yapmak istedikleri? Kılıçdaroğlu’nun son dönemde çizdiği en net hat; siyasi alan ile hukuk ve idari süreçler arasındaki ayrımdır. Bir siyasetçinin Cumhurbaşkanı adayı gösterilmesi ya da halkta karşılık bulması, ona göre hukuki süreçleri otomatik olarak siyasi bir dava kılıfına sokmuyor.

İmamoğlu hakkındaki davalara ve hukuki kısıtlamalara ilişkin, “Siyasi tutuklu değil, siyasi görüşü nedeniyle içeride olan bir insan değil” şeklindeki çıkışı tam olarak bu felsefeye dayanıyor. “Kılıçdaroğlu, siyasetçinin her kuruşun hesabını vermesi gerektiğini savunurken; adaylık sürecine destek vermiş olmasının, idari ve mali iddiaların bağımsız mahkemelerce incelenmesine engel oluşturmayacağını vurguluyor.” Devlette liyakat, şeffaflık ve hesap verebilirlik vurgusu Kılıçdaroğlu için kişisel ilişkilerin hep önünde yer alıyor. Kılıçdaroğlu’nun İmamoğlu’na dair en büyük çekincelerinden biri de CHP’nin kurumsal kimliğinin belirli figürlerin gölgesinde kalması kaygısıydı.

Meclisi, yerel seçim stratejileri ve kurultay dinamikleri söz konusu olduğunda Kılıçdaroğlu, parti geleneklerinin ve kurumsal yapının tekil güç odaklarınca yönetilmemesi gerektiğine inanıyor. Özel veya kişisel ikbal projelerinin CHP’nin 100 yılı aşkın geleneğini ezmesine izin verilmemesi, onun siyaset yapma biçiminin temelini oluşturuyor.

Kılıçdaroğlu’nun hedefinde iki temel unsur öne çıkıyor: Birincisi: Muhalefetin meşruiyetini sadece mağduriyet veya popülist söylemler üzerinden değil; devlet aklı, hesap verebilirlik ve kural bazlı yönetim anlayışı üzerine kurmak. İkincisi: İmamoğlu veya herhangi bir adayın etrafında mutlak bir konsensüs oluşacaksa, bunun Köşe Yazısı / Siyaset Analizi Sayfa 1 / 2dayatma ile değil; muhalefet bloklarının masaya oturarak ve iş birliği modeliyle gerçekleşmesini sağlamak.

Sonuç olarak, Dilek İmamoğlu gibi isimlerin ve muhalefetin geniş bir kesiminin bu tutumu hakikati çarpıtmak veya siyasi mücadeleyi zayıflatmak olarak eleştirmesi kaçınılmazdı. Ancak Kılıçdaroğlu açısından bakıldığında mesele; bir kişisel kırgınlığın ötesinde, popülist dalgalara teslim olmadan devlet kurumlarının ve partinin ilkelerini her şeyin üstünde tutmaktır. Kılıçdaroğlu, İmamoğlu’nun popülaritesine reddiye sunmuyor; fakat bunun kurumların, hukukun ve siyasi etiğin önüne geçmesine geçit vermiyor.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER