Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Bedrettin Gündeş - Sosyolog, Yazar
Bedrettin Gündeş - Sosyolog, Yazar

Ekonomik İyileşmenin Gerçek Zemini Demokrasi ve Adalettir.

Bir ülkenin ekonomisi yalnızca rakamlarla, büyüme oranlarıyla ya da bütçe tablolarıyla ölçülemez. Ekonomi; aynı zamanda bir adalet, güven ve vicdan meselesidir.

Türkiye’nin bugün yaşadığı ekonomik kriz, salt yanlış para politikalarının ya da küresel dalgalanmaların sonucu değildir. Bu kriz, uzun yıllardır ihmal edilen demokrasi anlayışının, liyakat ilkesinin ve sosyal devlet sorumluluğunun birikimli sonucudur.

Kamusal kaynaklar, toplumun ortak emeği ve vergileriyle oluşan en değerli varlıklardır. Bu nedenle kamu yönetiminde her harcama yalnızca ekonomik bir tercih değil, aynı zamanda ahlaki bir sorumluluktur. İsrafın yaygınlaştığı bir kamu düzeni, vatandaşın devlete olan güvenini zedeler; adalet duygusunu ve toplumsal dayanışmayı zayıflatır.

Kamusal alanda israf çoğu zaman gereksiz harcamalar, ihtiyacın üzerinde yapılan yatırımlar, plansız projeler ve şeffaflıktan uzak karar süreçleriyle ortaya çıkar. Oysa etkin planlama, hesap verebilirlik ve katılımcı yönetim anlayışı bu sorunun en güçlü panzehiridir. Her kuruşun toplumun refahına dönüşmesi gerektiği bilinci, kamu görevinin temel ilkesidir.

Ekonomik refahın kalıcı hale gelmesi için önce devletin kendi içinde demokratik bir işleyişi inşa etmesi gerekir. Demokrasi yalnızca sandıktan ibaret değildir; ifade özgürlüğünün güvence altında olduğu, hukukun herkese eşit uygulandığı, kurumların kişilere değil kurallara bağlı çalıştığı bir düzen demektir.

Güvenin olmadığı yerde yatırım olmaz; hukukun zayıfladığı yerde ekonomi güçlenmez. Bu nedenle Türkiye ekonomisini düzeltmenin ilk adımı, demokrasiye samimi bir dönüş ile mümkündür.

Bu dönüşümün ayrılmaz parçası ise liyakat ilkesidir. Kamuda ve ekonomiyi yöneten kurumlarda ehliyet ve bilgi yerine sadakatin esas alınması, yalnızca kurumsal çöküşü değil, toplumsal adaletsizliği de derinleştirmiştir. Liyakatten uzaklaşan her sistem, kaynak israfını, verimsizliği ve güvensizliği beraberinde getirir. Ekonomi yönetimi, bilimden ve uzmanlıktan koparıldığında bedelini en ağır şekilde halk öder.

Bir diğer temel sorun ise yolsuzlukların sıradanlaşmasıdır. Yolsuzluk, yalnızca kamu kaynaklarının kötüye kullanılması değildir; aynı zamanda toplumun devlete olan inancının aşınmasıdır. Şeffaflık ve hesap verebilirlik sağlanmadan, yolsuzlukların üzerine kararlılıkla gidilmeden ekonomik toparlanmadan söz etmek mümkün değildir. Kamu kaynakları bir avuç ayrıcalıklı kesime değil, toplumun tamamına ait olmalıdır.

Türkiye’de ekonomik politikalar uzun süredir dar gelirli, asgari ücretli ve emeklileri önceleyen bir anlayıştan uzaklaşmıştır. Oysa toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan bu kesimler korunmadan ne iç piyasa canlanabilir ne de sosyal barış sağlanabilir.

Enflasyon karşısında eriyen ücretler, güvencesiz yaşam koşulları ve artan yoksulluk, yalnızca bireysel değil, yapısal bir sorundur. Ekonomi, insanı merkeze almadığı sürece sürdürülebilir olamaz.

Gerçek bir sosyal devlet, vatandaşına barınma, sağlık, eğitim ve istihdamı bir lütuf olarak değil, temel bir hak olarak sunar. Bugün milyonlarca insan barınma krizinin, sağlıkta eşitsizliğin ve eğitimde fırsat adaletsizliğinin pençesindedir. Yüzbinlerce üniversite mezunu genç, işsizlik ve gelecek belirsizliği içinde ciddi bir psikolojik travma yaşamaktadır.

Bu travma, yalnızca bireylerin değil, ülkenin geleceğinin de kaybıdır. Eğitilmiş gençliğini umutsuzluğa mahkûm eden hiçbir ekonomi ayakta kalamaz.

Ekonomik iyileşme, yalnızca maddi göstergelerle değil, toplumun sosyalleşme kapasitesi ile de ilgilidir. Eşitlikçi ve kapsayıcı yasalarla desteklenmeyen bir toplumda kutuplaşma derinleşir, dayanışma zayıflar. Toplumsal barışın olmadığı yerde üretim de, refah da kalıcı olmaz. Bu nedenle devlet, tüm vatandaşlarını kimlik, inanç, düşünce ve yaşam tarzı farkı gözetmeden kucaklayan bir hukuk düzenini hayata geçirmek zorundadır.

Bu hukuk düzeninde, ifade özgürlüğü ekonomik gelişmenin ön koşullarından biridir. Düşüncenin baskılandığı, eleştirinin suç sayıldığı bir ülkede adalet sağlanamaz. Adaletsiz bir ortamda ne bilim gelişir ne yenilik doğar ne de sağlıklı bir ekonomi inşa edilir. Özgürlük, adalet, kalkınma bir bütündür. Sistem doğru yönetildiğinde bu bütünün parçaları gelişmenin, huzurun, birlik ve dayanışmanın yürütücüsü olur.

Türkiye ekonomisini düzeltmek, teknik bir mali reformdan çok daha fazlasını gerektirir. Bu, demokrasiyle barışmak, adaletle yüzleşmek ve insan onurunu merkeze alan bir devlet anlayışını yeniden inşa etmek demektir.

Ekonomi, ancak bu değerler üzerine kurulduğunda toplumun tamamı için umut ve refah üretebilir.

Bedrettin Gündeş   Sosyolog/Yazar

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER