Toplumları ve Milletleri, kendi Kültürlerinden uzaklaştıran en önemli unsurlardan biri, Devleti yönetenlerin verdiği mesajlar ve ortaya koyduğu uygulamalardır.
Devletin dili, tavrı ve yaklaşımı zamanla toplumun düşünce biçimini, aidiyet duygusunu ve ortak hafızasını şekillendirir
Geçmişte ve günümüzdeki birçok Bilim insanı, Akademisyen, Sanat ve Düşünce insanlarının, Anadolu, Anadolu’da yaşamış ve yaşayan halklar ile Milletler konusunda düşünceleri bu açıdan çok önemlidir.
Onların ortak yaklaşımından “İnsanlar, Kendilerini hissettiği aidiyete saygı gösterildiği ve kültürünü yaşamasına izin verildiği sürece, Devletine itaat ederler, etmeleri de gerekir” Anlayışı öne çıkar.Bu yaklaşım, dışlayıcı değil, birleştirici bir Milli Birlik ve Kimlik anlayışını da ifade eder.
Cumhuriyet tarihi boyunca,
Devlet yönetiminde farklı dönemlerde farklı söylem ve uygulamalar görülmüş, 1940’lı yıllardan 1950 yılına kadar, artarak devam eden, Türkçü ve Türkçe söylemlerin kullanıldığı bir dönemde, Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ’nün, İkinci Dünya savaşı ve Sovyetler Birliği baskısı ile oluşan o dönemlerin şartları gereği uygulamaları, Anadolu’da yaşayan değişik inanç ve kültür sahipleri, Türk Milliyetçileri ve Sözde Mukaddesatçılar açısından hâlâ tartışılan ve hafızalarda iz bırakan uygulamalar olarak görülür.
Dönemin uluslararası dengeleri ve Sovyet tehdidi nedeniyle devletin farklı ideolojik gruplarla temas kurduğu, özellikle eğitim ve bürokraside çeşitli anlayışların etkili olmaya başladığı yönündeki eleştiriler de uzun yıllardır dile getirilmektedir.
Benzer şekilde, 1954 yılında bazı Milliyetçi Derneklerin kapatılması da Milliyetçi çevrelerde kırgınlık oluşturmuştur.
1970’li yıllarda yaşanan sağ-sol çatışmaları ise milletimizin hafızasında derin yaralar bırakmıştır. Gençlerin ideolojik kamplaşmalar içinde birbirine düşmesi, ardından 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 süreçlerinde hem sağ hem sol görüşlü gençlerin ağır bedeller ödemesi, Toplum / Devlet ilişkisini zedeleyen gelişmelerden biri olmuştur.
Kenan Evren döneminde idam edilen gençler konusunda toplumun vicdanında hâlâ kapanmayan yaralar vardır.
Sonraki yıllarda ise siyasette dini söylemlerin güçlenmesine rağmen, ahlaki ve toplumsal yozlaşmanın önüne geçilemediği yönünde eleştiriler yapılmaktadır.. “Dindar Nesil” hedefinin, toplumun bir kısmı tarafından “Öfkeli ve kutuplaşmış nesiller” ortaya çıkardığı şeklinde değerlendirildiği de görülmektedir.
Bugün gelinen noktada, Farklı Siyasi ve İdeolojik çevrelerden yapılan bazı açıklamalar toplumda rahatsızlık oluşturmakta, özellikle Türk dünyası, Doğu Türkistan ve Cumhuriyeti Kuran iki unsurdan biri olan KÜRT Halkına karşı kullanılan ifadeler, Anadolu Halkının hassasiyetlerini doğrudan etkilemektedir.
Bu konularda Halkımız; Daha net, daha tutarlı ve Milli hassasiyetleri gözeten bir duruş görmek istemektedir. Yıllar boyunca yaşanan çelişkili söylem ve uygulamalar, Milletin Devlete, Siyaset kurumuna ve yöneticilere olan güvenini zaman zaman sarsmıştır.
Aynı aile içinde bile insanların birbirinden tamamen farklı dünya görüşlerine savrulması, ortak milli ve kültürel zeminin zayıfladığını ve birazda bilinçli olarak, Anadolu’nun taşıyıcı kolonlarının zayıflatıldığı söylemleri çoğalmıştır
Cumhuriyet büyük bir Devlet projesi ortaya koymuş olsa da, “Toplumsal Birlik“ ve “Ortak Kültürel bilinç” konusunda eksiklikler yaşandığı yönündeki eleştiriler de göz ardı edilmemelidir.
Atatürk’ün erken vefatı sonrası, Türkiye’nin yaşadığı yön arayışları da bu tartışmaların önemli bir parçasıdır. “Keşke Atatürk biraz daha yaşasaydı” sözü, aslında birçok insanın güçlü ve tutarlı bir devlet vizyonuna duyduğu özlemi ifade etmektedir.
Benim görebildiğim; 100 Yılda başaramadığımız en önemli gerçek, Anadolumuzda, Toplumsal bir zihniyet altyapısı oluşturamadık. Yeterince Cumhuriyet ile kurduğumuz sistem üzerinde, Anadolu Halkının ruh ve vicdanına uygun bir revizyonu başaramadık. ⅘
Bugün kültürel yapımız;
Gelenek ile Modernlik, Alaturka ile Arabesk ve Alafranga, Milli ve Küresel etkiler arasında sıkışarak maalesef yozlaşmıştır.
Bu yozlaşma içerisinde yetişen nesillerin kimlik bunalımı yaşaması kaçınılmazdır.
İnsanları değerli kılan;
Makamlar, Ünvanlar ve Yüksek söylemler değil, samimiyet, dürüstlük ve tutarlılıktır.
Bu bilinçle; düşüncesi ne olursa olsun, özü sözü bir insanlar toplumun vicdanında her zaman ayrı bir yere sahip olacaktır.
Anadolu insanı kaderini;
Devletin dili ile şekillenen kimliklere, Siyasetçilerin değişken söylemlerine değil, Sözüne güven duyabileceği,
Dürüst insanlara, Samimi dostluklara ve Riyakârlıktan uzak sağlam karakterlere emanet etmek istemektedir. 12 MAYIS 2026 ESEN KALINIZ

YORUMLAR