“Laikliği Birlikte Savunuyoruz” bildirisine destek büyürken, bu metni hedef gösteren ve bildiriyi imzalayanlar hakkında suç duyurusunda bulunulacağını açıklayan anlayış, laikliğin ne olduğunu bilerek ya da bilmeyerek çarpıtmaktadır.
Laiklik dinsizlik değildir.
Laiklik; inanç özgürlüğüdür.
Laiklik; düşünce özgürlüğüdür.
Laiklik; herkesin inancını özgürce yaşayabilmesinin ve hiçbir baskıya maruz kalmamasının güvencesidir. Laiklik; devletin tüm inançlara ve inançsızlara eşit mesafede durmasıdır.
Bu ilke, dindar vatandaşlarımızın da en güçlü teminatıdır. Çünkü laik devlet, bir inancı diğerine üstün kılmaz; kimsenin ibadetine müdahale etmez, kimseyi inancından dolayı ayrıştırmaz.
Kamusal eğitim alanı herhangi bir mezhebin, herhangi bir dini yorumun uygulama sahası değildir. Devletin görevi inanç organize etmek değil; özgür birey yetiştirmektir. Eğitim politikaları hazırlanırken hem inançlı ailelerin hassasiyetleri hem de farklı yaşam tercihlerine sahip yurttaşların hakları birlikte gözetilmelidir.Çocuğun pedagojik gelişimini yok sayarak dini yükümlülüklerin öznesi haline getirilmesi, inanç özgürlüğü değil; inancın araçsallaştırılmasıdır.
Sayın Bakan’ın laikliği savunanları “art niyetli” ilan etmesi ve bildiriyi imzalayanlar hakkında suç duyurusunda bulunacağını açıklaması kabul edilemez. Laikliği savunmak anayasal bir haktır. Bu hak, sadece belli bir kesimin değil, Cumhuriyet’in eşit yurttaşlık ilkesine inanan herkesin hakkıdır.
Asıl anayasal sorumluluk, Milli Eğitim Temel Kanunu’na 16.6.1983 tarih ve 2842 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi ile aşağıdaki şekilde değişmiştir. Madde 12. Türk milli eğitiminde laiklik esastır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilkokul ve ortaokullar ile lise ve dengi okullarda okutulan zorunlu dersler arasında yer alır.
Anayasa’daki 4. 24. ve 42. maddeleri ile tarif edilen laiklik ilkesine bağlı kalmaktır.
Bu nedenle Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i toplumsal kutuplaşmayı artıracak adımlar yerine anayasal çerçevede kapsayıcı bir dil kullanmaya ve bu yöndeki hukuki girişimlerden geri adım atmaya davet ediyoruz.
Eğitim sistemi siyasi tartışmaların değil, ortak aklın ve anayasal ilkelerin zemini olmalıdır.
AKP 23 yıldır iktidardadır. Bu sürecin tamamında Milli Eğitim Bakanlığı da aynı siyasi sorumluluk tarafından yönetilmiştir. Yusuf Tekin’den önce sekiz farklı Milli Eğitim Bakanı görev yapmıştır. Kusurlar olmuştur; eleştirilecek uygulamalar olmuştur. Ancak bugün gelinen noktadaki kadar açık, sistematik ve kurumsallaştırılmış bir dinselleştirme pratiği bu ölçekte yaşanmamıştır. Toplumun farklı kesimlerinde oluşan kaygının nedeni de bu yönelimin kurumsal bir nitelik kazanmasıdır.
Eğer bugün yapılan uygulamalar eğitimin vazgeçilmez gereği ise, önceki bakanlar neden bunu hayata geçirmedi? Onlar suç mu işliyordu? Yoksa Anayasa’ya ve Milli Eğitim Temel Kanunu’na en azından belirli sınırlar içinde bağlı kalmanın gereğini mi yerine getiriyorlardı?
Ramazan ayı boyunca buluğ çağına ermiş her yurttaş ibadetini inandığı biçimde yerine getirir. İftar sofraları kurulur, sahura kalkılır, camilerde teravih namazları kılınır. Bunun önünde hiçbir engel yoktur; hiç kimse de ibadetini özgürce yapan insanlara müdahale edemez. Devletin görevi bu özgürlüğü güvence altına almaktır. İşte laiklik tam da budur.
Laiklik; inançların özgürce yaşandığı bir toplumsal düzendir. Ama aynı zamanda oruç tutmayana müdahale edilmemesinin de güvencesidir. İnanca saygı, her inanca ve inanmama hakkına eşit saygıdır. Bu denge, toplumsal barışın ve birlikte yaşama kültürünün temelidir.
Cumhuriyet’in laiklik anlayışı budur ve biz bu anlayışı savunmaya devam edeceğiz. Çünkü laiklik, bu ülkenin dindarını da sekülerini de aynı hukuk çatısı altında eşit ve onurlu yurttaşlar olarak yaşatmanın vazgeçilmez güvencesidir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
21 Şubat 2026
Yıldırım Kaya
[email protected]










YORUMLAR