Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Işık Teoman
Işık Teoman

Ayvalık’ın Evleri…

Ayvalık’ın sokaklarındaki evlere şöyle göz gezdiriyorum; evler de insanlar gibi aslında. Kimi dimdik ayakta, kimi yorgun, kimi zamana direniyor, kimi de acil yardım bekliyor.

Işık Teoman

Bazı şehirler vardır; sokaklarında yürürken yalnızca adımlarınızın sesini değil, geçmişin fısıltılarını da duyarsınız. Ayvalık işte tam da böyle bir yer. İki bini tescilli, binlerce eski yapının bulunduğu bir kent Ayvalık. Ayvalık’ta yürümek, yalnızca yürümek değildir; zamana dokunmaktır. Daracık sokaklar… Arnavut kaldırımları… Yokuşlar, çıkmazlar, sessizliğe gömülmüş köşeler… Duvar diplerinden gökyüzüne uzanan akşamsefaları, zakkumlar, hatmiler… Taşların arasından inatla filizlenen yabani otlar… Mama bekleyen kediler, mahallenin ağırbaşlı köpekleri… Hepsi, birbirinin içine geçmiş bir hayatın sessiz tanıkları gibi.

Bu sokaklarda evler de insanlar gibi aslında. Kimi dimdik ayakta, kimi yorgun, kimi zamana direniyor, kimi yardım bekliyor. Sarımsak taşından yapılmış o sarımtırak duvarlar, rengârenk kapılar, çatısı çökmüş ama hâlâ ayakta duran yüzlerce yıllık yapılar…

Her biri ayrı bir hikâye, ayrı bir hatıra

Kapıların önünde durup tarihlere gözüm takılıyor bazen. 1800’lü yıllar… 200 yıla merdiven dayamış binalar… Düşünmeden edemiyor insan. Bu duvarlar neler gördü? Kimler geçti o eşiklerden? Mübadele öncesinin Rum aileleri, sonrasında adalardan gelen Türkler… Diller değişti, gelenekler değişti ama taşlar kaldı. Ayvalık, tam da bu yüzden bir kentten çok bir hafıza gibi.

Ve sarımsak taşı… Bu kentin kimliğine sinmiş o eşsiz doku. Binlerce yıl önceki lav akıntılarının bugüne uzanan izi. Dayanıklı, güçlü, vakur… Belki de bu yüzden Ayvalık evleri hâlâ dimdik ayakta. Bakımlı olanlara bakarken gözlerinizi alamayışınız boşuna değil; taşın asaleti var üzerinde.

Ama her kapı aynı hikâyeyi anlatmıyor.

Bazı kapılar var ki kalın zincirlerle kilitlenmiş. Sessiz, kimsesiz, bekleyiş içinde. İşte o an, insanın içine hafif bir sızı yerleşiyor. Çünkü o kapıların ardında bir zamanlar yaşanmış hayatları düşünüyorsunuz.

Sabah erkenden yanan bir şömineyi… Demlenen çayın buharını… Kor üzerinde kızaran ekmek kokusunu… Okula yetişmeye çalışan çocukları… Pencere önünde dalgın dalgın sigarasını içen bir babayı… Bugün sessiz olan o evler, bir zamanlar hayatla doluydu.

Ayvalık’ta fotoğraf çekmek bazen bir belge çalışması, bazen bir estetik arayışı ama çoğu zaman başka bir şey aslında: Kaybolup giden zamanın peşine düşmek. Ve her deklanşör sesi, geçmişe düşülen küçük bir not gibi. Ayvalık’ın 19. yüzyıl kent dokusunu oluşturan Ayvalık Evleri’nin büyük bölümü günümüze ulaşmış ve hâlâ kullanılıyor. Mübadele sonrasında Rum nüfusun ayrılmasıyla boşalan bu evlere, Girit ve Midilli’den gelen mübadiller yerleştirilmiş. Bu nedenle Ayvalık Evleri, hem kentin tarihi kimliğini koruyan yapılar hem de yerleşim yaşamının sürekliliğini sağlayan önemli unsurlar.

Ayvalık Evleri, Osmanlı Devleti’nin 19. yüzyıldaki ekonomik ve sosyal yapısı içinde şekillenmiş ve kentin tarihsel kimliğinde önemli bir yer edinmiş. Bu evler genellikle bitişik nizamda, zemin kat üzerine bir ya da iki katlı olarak inşa edilmiş. Giriş cepheleri çoğunlukla sokağa bakar ve arka tarafta avlu bulunuyor. Köşe parsellerde yer alan evler birden fazla cepheye sahip. Cephelerde simetrik ya da asimetrik düzenlemeler ile cumba gibi çıkmalar görülebilir. Zemin katlar mutfak, kiler, depo ya da bazı yapılarda dükkân olarak kullanılmış. Üst katlar yaşam alanı, en üst katlar ise genellikle yatak odası olarak kullanılıyor. İç mekânlarda duvara gömülü dolaplar, ocaklar ve nişler yer alıyor.

Ayvalık, Osmanlı döneminde ağırlıklı olarak Rum nüfusun yaşadığı bir yerleşim olmasına rağmen, burada tamamen farklı ve özgün bir konut tipolojisi gelişmediği kabul edilir. Bu nedenle yaygın kullanılan “Rum Evi” tanımı, mimari bir sınıflandırmadan çok, bu evlerde yaşayan topluma yapılan bir göndermedir. Bununla birlikte, 19. yüzyıl konutlarının cephe düzeni ve süslemelerinde, kullanıcıların sosyal ve kültürel yapısının etkisi olduğu açık. Evlerin mimarisini belirleyen temel unsurlar ise ekonomik koşullar, sosyal yapı, iklim ve coğrafi özellikler.

Kitabelere göre Ayvalık’taki en eski ev 1843 yılına tarihleniyor

Bu dönemden itibaren Sarımsak Taşı gibi dayanıklı malzemeler kullanılmış, Neoklasik üslupta yapılar inşa edilmiş. Evler genellikle dar cepheli ve arka bahçeli. Üst gelir grubunun yaşadığı bölgelerde ise geniş bahçeli ve ayrık nizamda daha büyük yapılar görülüyor. Ayvalık bir endüstri kenti olduğundan, emekçi sınıfın konutları daha küçük ve mütevazı. Buna karşın, varlıklı kesimin evleri daha büyük ve gösterişli. Ancak tüm evlerin ortak özellikleri; Sarımsak Taşı kullanımı, su ihtiyacının sarnıçlarla karşılanması ve dönemin mimari anlayışını yansıtıyor. Cadde üzerindeki çok katlı evlerde ise genellikle iki ayrı kapı bulunuyor ve ticari işlevler nedeniyle zemin kat girişleri daha yüksek.Tüm bu özellikleriyle Ayvalık Evleri, geçmişte burada yaşayan toplumların sosyal, ekonomik ve kültürel yapısına dair önemli ipuçları sunuyor.

Evlerin günümüze kadar korunmasında en büyük etken, Ayvalık’ın sit alanı ilan edilmesi. Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nun 19.06.1976 tarihli kararıyla Ayvalık, korunması gereken doğal ve tarihi alan olarak kabul edilmiş. İlk imar planı kapsamında yaklaşık 1700 ev tescillenmiş, böylece yapıların büyük bölümü kent dokusu içindeki yerini korumuş.

 

KAYNAKÇA:  Ayvalık Evleri’nin Cephe Karakterinin Oluşumuna Etki Eden Faktörlerin Değerlendirilmesi, Sanat Tarihçisi Berrin AKIN, Sanat Tarihi Dergisi, Sayı:2, 2015.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER