Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Yıldırım Kaya Eğitimci / Siyasetçi
Yıldırım Kaya Eğitimci / Siyasetçi

Cumhuriyetin İkinci Yüzyılında Yeni Bir Eşik Barışı Kurumsallaştırmak, Sözden Sürece

27 Şubat 2026 tarihli açıklama, Türkiye’nin uzun ve ağır bir çatışmalı dönemin ardından yeni bir siyasal eşiğe geldiğini göstermektedir. Metinde açık biçimde silahlı mücadelenin sona erdirilmesi gerektiği, isyan anlayışının terk edildiği ve demokratik siyasetin esas alınmasının zorunlu olduğu ifade edilmektedir. Bu tespit, tarihsel bir kırılmadır.
Silahın yakıldığı yerde söz alanı genişler. Çatışmanın yerini müzakere aldığında toplum nefes alır. Demokratik siyaset ancak böyle bir zeminde güçlenir. Ancak bir yöntemin terk edilmesi tek başına yeterli değildir. Kalıcı barış, siyasal zihniyet değişimi ve kurumsal güvence ile mümkündür.
Bu uzun ve acı dolu süreçte hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımızı rahmetle anmak; geride kalan ailelerin, özellikle şehit yakınlarının ve gazilerimizin hassasiyetini merkeze almak tarihsel ve ahlaki bir sorumluluktur. Şiddetin son bulduğu bir aşamada izlenecek yol, ortak vicdanı ve toplumsal saygıyı esas alan bir sorumluluk anlayışına dayanmalıdır.
Açıklamada dikkat çeken önemli noktalardan biri, geçmiş çatışmalı sürecin tarihsel koşullarına yapılan göndermedir. “20. yüzyılın reel-sosyalist paradigmasının etkisi, kimlik inkârı, demokratik kanalların kapalı oluşu ve ifade özgürlüğü üzerindeki sınırlamalar; o dönemin zeminini oluşturmuştur.” Bu tarihsel çerçeve, şiddeti gerekçelendiren değil; geçmişi anlamaya dönük analitik bir değerlendirme olarak ele alınmalıdır. Bugün gelinen noktada ise silahlı mücadelenin anlam yitimine uğradığı ve demokratik siyasetin tek meşru alan olduğu kabul edilmektedir.
Bu bağlamda dile getirilen “Türksüz Kürt, Kürtsüz Türk olmaz” ifadesi, ayrışmayı değil birlikte var oluşu; kopuşu değil yeniden tanımlanmış bir ortaklığı işaret eden bir söylemdir. Bu söz, yalnızca bir kimlik vurgusu değil; çatışma sonrası dönemde demokratik zemine yönelmenin sembolik ifadesi olarak okunmalıdır. Bin yılı aşan tarihsel birlikteliğe yapılan vurgu, karşılıklı bağımlılık ve ortak kader gerçeğini hatırlatmaktadır.
Bu birliktelik vurgusu, farklılıkları ayrışma nedeni değil; ortak bir gelecek tasavvurunun zenginliği olarak gören bir anlayışı ifade etmektedir. Esas olan, ortak hukuk ve eşit vatandaşlık temelinde güçlenen bir toplumsal bütünlüktür.
Ancak süreci iki aktörlü dar bir muhataplık çerçevesine sıkıştırmak doğru değildir. Mesele bir kişi ile devlet arasında yürüyen sınırlı bir temas değil; Türkiye’nin tamamını ilgilendiren toplumsal ve siyasal bir yeniden yapılanma sürecidir. Asıl zemin Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Bu süreç Meclis’in iradesiyle, şeffaflıkla ve toplumsal katılımla yürütülmelidir.
Şiddetin sona ermesi önemli bir başlangıçtır; fakat kalıcı barış ancak hukukla güvence altına alındığında anlam kazanır. Demokratik alan genişletilmeden, ifade özgürlüğü güçlendirilmeden, eşit yurttaşlık ilkesi anayasal güvenceye kavuşturulmadan bu sürecin toplumsal karşılık üretmesi mümkün değildir. Barışı kurumsallaştırmak; sözün hukuka, niyetin güvenceye dönüşmesidir.
Bu çerçevede adalet duygusunu zedeleyecek, toplumsal vicdanda kırılma oluşturabilecek uygulamalardan kaçınmak esastır. Hukuk devleti ilkesi; hem güvenliği hem özgürlüğü aynı anda koruyabilen bir dengeyi gözetmelidir.
Cumhuriyetin ikinci yüzyılı, geçmişin eksiklerini tamamlama sorumluluğunu önümüze koymaktadır. Devletin bütünlüğü ile yurttaşın kimliği arasında bir karşıtlık yoktur. Özgür ve eşit yurttaşlık bağı güçlendikçe devlet de güçlenir. Demokratik entegrasyon, tek tipleştirme değil; çoğulluğu anayasal güvence altına alma iradesidir.
Bu noktada yalnızca devletin değil; siyasal partilerin, toplumsal muhalefetin, sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin ve meslek odalarının da sorumluluğu vardır. Barış seyredilecek bir süreç değil; demokratik inşa sürecidir. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında barış, ancak emekle, demokrasiyle ve ortak akılla kalıcı hâle gelebilir.
Barış; unutmak değil, yüzleşerek iyileşmektir. Geçmişin acılarını inkar etmeden, hiçbir kesimi suç kolektifliği altında bırakmadan ve ortak vicdanı zedelemeden yeni bir gelecek kurabilmektir.
Bugün yapılması gereken açıktır: Meclis merkezli, şeffaf, hukuk temelli bir yol haritası ortaya koymak; demokratikleşmeyi erteleyen değil hızlandıran adımlar atmaktır. Bu tarihsel eşiği kişisel hesaplara ya da dar siyasal manevralara teslim etmek, gelecek kuşaklara karşı sorumluluktan kaçmak olur.

Silahın geri çekildiği yerde söz büyür.
Söz büyüdükçe demokrasi derinleşir.
Demokrasi derinleştikçe barış kalıcı olur.

Cumhuriyetin ikinci yüzyılında görevimiz nettir:
Barışı yalnızca konuşmak değil, kurumsallaştırmak; demokrasiyi yalnızca savunmak değil, inşa etmektir.

Türkiye’nin geleceği, cesur ve samimi demokratik adımlara bağlıdır.
 
27 Şubat 2026
Yıldırım Kaya

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER