Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Yıldırım Kaya Eğitimci / Siyasetçi
Yıldırım Kaya Eğitimci / Siyasetçi

NEVRUZ 2026: ATEŞİN DEĞİL, BARIŞIN YILI OLSUN

Nevruz…
Toprağın uyanışı, doğanın dirilişi, insanlığın yeniden başlangıç umudu…

Ama 2026 Nevruz’una girerken Orta Doğu’da baharın kokusu değil, barutun kokusu yükseliyor.

İran; ABD emperyalizminin ve İsrail siyonizminin saldırıları altında can çekişirken, Nevruz’u şenliklerle değil mezarlıklarda ağıtlarla karşılıyor. Katledilen çocukların, öğrencilerin mezarları başında yakılan ağıtlar, aslında bütün bir bölgenin ortak çığlığıdır. Bu çığlık; “Savaşa hayır, barışa evet” diyen insanlığın sesidir.

Savaşların bedelini ne saraylar ne de şirketler öder. Bedeli; yoksullar, işçiler, emekçiler, kadınlar ve çocuklar öder. Bugün Ortadoğu’da süren savaş politikaları, yalnızca halkların yaşamını değil; ekmeğini, geleceğini ve onurunu hedef almaktadır.

Savaş yalnızca insanları değil, doğayı da katleder. Bombalanan topraklar, kirletilen sular, yakılan ormanlar… Emperyalist savaş politikaları aynı zamanda ekolojik bir yıkım programıdır. Bu nedenle barış mücadelesi, aynı zamanda doğayı ve yaşamı savunma mücadelesidir.

Bugün İran’ın kendisini savunma refleksiyle attığı adımlar, Körfez ülkelerinin tamamına yakına füzeler ve duonlarla vurmaya devam etti ülkeler; Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere; Sudi Arabistan, Irak, Bahreyn, Amman ve bölgedeki ABD üslerini hedef haline getirirken; Hürmüz Boğazı’nın kapanma ihtimali yalnızca bölgeyi değil, tüm dünyayı ekonomik bir krizin eşiğine sürüklüyor. Savaş artık sadece cephelerde değil; enerji hatlarında, ticaret yollarında ve sofralardaki ekmekte hissediliyor.

Öte yandan ABD’de Trump yönetimi, Avrupa’yı bu savaşın içine çekmek için yoğun bir çaba harcıyor. Ancak dünya halkları bu çağrıya kulak vermiyor. İnsanlık, savaşın değil barışın tarafında duruyor. Bu noktada barıştan yana tutum alan her ülke ve her halk, insanlık adına umut olmaya devam etmektedir.

Türkiye ise kritik bir eşikte duruyor. Bir yanda emperyalist bloklarla sürdürülen ilişkiler, diğer yanda tarihsel ve toplumsal bağların bulunduğu bölge halkları… Ancak doğru olan nettir: Türkiye bu savaşın tarafı olmamalıdır. Türkiye; askeri üs politikalarından, bölgesel savaş stratejilerinden ve emperyalist güçlerle kurduğu bağımlı ilişkilerden derhal vazgeçmelidir. Bu coğrafyada barışın yolu, savaş politikalarına ortak olmamakla başlar.

Türkiye toplumunun savaş karşıtı refleksinin yeterince görünür olmaması ise üzerinde düşünülmesi gereken bir başka gerçektir. Sokakların susturulduğu, itirazın bastırıldığı bir düzende barış talebi de zayıflar. Oysa barış, yalnızca devletlerin değil, halkların örgütlü iradesiyle inşa edilir.

Nevruz tam da bu noktada tarihsel bir anlam taşır. Türkiye’de son yıllarda Nevruz, yalnızca baharın gelişi değil; aynı zamanda Kürt halkının eşitlik, kimlik ve özgürlük taleplerini dile getirdiği bir mücadele günü olarak gündeme geldi. Nevruz; inkâra karşı varoluşun, baskıya karşı direnişin ve eşitlik arayışının tarihsel simgesidir. Meydanlar, sadece ateşlerin yakıldığı değil, hakikatlerin dile getirildiği alanlara dönüşmüştür.

2026 Nevruz’u bu anlamıyla bir dönüm noktası olmalıdır. Bu Nevruz; Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yollarla çözüldüğü, eşit yurttaşlık bilincinin yerleştiği, halkların birlikte özgür ve onurlu bir yaşam kurduğu bir Türkiye’nin habercisi olmalıdır.

Barışın kalıcı hale gelmesi için ise sadece temenniler yetmez. Kayyım politikalarının son bulduğu, ifade özgürlüğünün güvence altına alındığı, siyasi tutsakların serbest bırakıldığı, düşüncenin suç olmaktan çıktığı ve demokratik siyaset kanallarının açıldığı bir Türkiye mümkündür.

Savaşın en ağır yükünü taşıyan kadınlar; hem yaşamı kuran hem de barışı inşa eden öznelerdir. Bu nedenle barış mücadelesi, aynı zamanda kadınların özgürlük mücadelesidir.

Nevruz ateşi, yakıp yıkmak için değil; aydınlatmak için yanmalıdır. O ateşin etrafında toplanan halklar; kinle değil kardeşlikle, öfkeyle değil umutla birbirine sarılmalıdır.

Bu yıl Nevruz;
Savaşın değil barışın,
Sömürünün değil eşitliğin,
Ölümün değil yaşamın,
Baskının değil özgürlüğün yılı olmalıdır.

Ve belki de en önemlisi…
Nevruz 2026, insanlığın kendine sorduğu bir soru olmalıdır:

“Biz ateşi yakmayı mı, yoksa o ateşle birbirimizi yakmayı mı seçeceğiz?”

Tarafımız nettir:
Savaşa karşı barış,
Sömürüye karşı eşitlik,
Karanlığa karşı özgürlük!

Nevruz ateşiyle değil, barışın iradesiyle çoğalacağız.

19 Mart 2026
Yıldırım Kaya
[email protected]

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER