Küresel boyuta ulaşan antibiyotik direnci klinik uygulamaları ve tedavi protokollerini yeniden
şekillendiriyor. Medicana Sağlık Grubu Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Tuğba
Kızılok Erdoğan, “Antibiyotik direnci artık geleceğin değil, bugünün meselesidir. En büyük
risk, yalnızca yeni ilaç bulamamak değil, doğru tedaviyi hastaya yeterince hızlı
ulaştıramamaktır” dedi.
Gelişen tıbbi teknolojilere rağmen antibiyotik direncinin gelecekte karşılaşılabilecek olası bir risk
değil, doğrudan hastane pratiğinde tedavi kararlarını belirleyen somut bir konu olduğunu belirten
Medicana International İzmir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan,
özellikle yoğun bakım ünitelerindeki tablonun önemine dikkat çekti. Küresel sağlık otoritelerinin
değerlendirmelerine de atıfta bulunan Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, dirençli mikroorganizmaların
sadece enfeksiyon tedavilerini değil, cerrahi müdahaleleri, organ nakillerini ve kemoterapi süreçlerini
de yakından ilgilendirdiğini ifade etti. Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, mevcut direnç artış hızının yeni
antibiyotik geliştirme süreçlerinin önüne geçtiğini belirterek sürecin hassasiyetle yönetilmesi
gerektiğini vurguladı.
Klinik süreçlerde zaman ve tanı hassasiyeti
Hastane enfeksiyonlarında doğru tedaviye ulaşma süresinin belirleyici rol oynadığını ifade eden Uzm.
Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, “Dirençli bakteriler karşısında en önemli faktör doğru zamanda müdahale
edebilmektir. Yoğun bakım şartlarında ampirik başlayan tedavilerin etkisiz kalması durumunda klinik
tablo hızla ilerleyebilmektedir. Diğer taraftan, direnç endişesiyle gereğinden geniş spektrumlu
ilaçların tercih edilmesi de mikrobiyom dengesine ve dirençli suşların seçilmesine zemin
hazırlamaktadır. Bu noktada klasik kültür yöntemlerinin sunduğu veriler ile PCR tabanlı hızlı
moleküler tanı sistemlerinin entegre edilmesi klinisyenlere değerli zaman kazandırmaktadır” dedi.
Alternatif tedavi yaklaşımları ve araştırmalar
Son çare antibiyotik kavramının tek bir ilacı işaret etmediğini, tedavinin patojen türüne ve enfeksiyon
odağına göre şekillendiğini ileten Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: “Çoklu
ilaç direnci gösteren vakalarda öncelikli adım, drenaj veya debridman gibi yöntemlerle enfeksiyon
odağının kontrol altına alınmasıdır. Son dönemde gündeme gelen bakteriyofaj tedavileri ve yapay
zekâ destekli moleküler keşif çalışmaları umut verici adımlardır. Ancak bu teknolojiler henüz klinik
kullanımda standart tedavilerin yerini alacak düzeyde değildir. Biyofajların konakçı özgüllüğü, direnç
gelişimi ve dozaj standartları gibi araştırılan yönleri bulunmaktadır. Yapay zeka ise ilaç keşif zincirini
hızlandırsa da klinik Faz süreçlerinin tamamlanması zorunludur.”
Enfeksiyon kontrolü ve bütüncül mücadele
Direnç gelişimini sınırlandırmanın en etkili yolunun enfeksiyon oluşumunu engellemek olduğunu dile
getiren Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, “Hastane içi bulaş riskini önlemede en güçlü unsur standart
enfeksiyon kontrol önlemleridir. El hijyeni, izolasyon protokolleri, çevresel dezenfeksiyon ve genomik
sürveyans çalışmaları aksatılmadan yürütülmelidir. Akıllı hastane sistemleri ve dijital uyarı
mekanizmaları karar destek süreçlerini kolaylaştırsa da temel enfeksiyon kontrol kurallarının yerini
alamaz. Antibiyotik direnciyle mücadelede doğru ilaç kullanımı, tanı olanaklarının güçlendirilmesi,
ekonomik teşvik modelleri ve insan, hayvan ile çevre sağlığını kapsayan Tek Sağlık yaklaşımı bir bütün
olarak uygulanmalıdır” değerlendirmesinde bulundu.
