CHP Grup Başkanvekili Rahmi Aşkın Türeli, Türkiye’de sermaye piyasalarını sarsan fon soruşturmasına ilişkin açıklamalarda bulundu. Meclis’te düzenlediği basın toplantısında 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine giden süreci değerlendiren Türeli, yaşananların sıradan bir piyasa krizi olarak ele alınamayacağını ileri sürdü.
TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlanan fon yasası teklifini de eleştiren Türeli, düzenlemenin mağdurların zararlarını gidermek ve benzer olayların önüne geçmek açısından yetersiz olduğunu savundu. CHP’li siyasetçi, sürecin tüm boyutlarıyla araştırılması ve sorumluların hesap vermesi gerektiğini belirtti.
“Cumhuriyet tarihinin en büyük soygunu” olarak nitelendirdi
Fonların tasfiyesiyle sonuçlanan sürecin hem mağdur sayısı hem de mali boyutuyla son derece büyük olduğunu söyleyen Türeli, “Bu, Cumhuriyet tarihinde sermaye piyasalarında yapılan en büyük soygundur” ifadelerini kullandı. Türeli, yaşananları büyük bir yolsuzluk ve hırsızlık skandalı olarak değerlendirdi. Kızılay Kanunu teklifinin geri çekilmesinin ardından Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen fon düzenlemesinin Genel Kurul gündemine geldiğini hatırlatan Türeli, iktidarın kapsamlı bir araştırma yerine krize özgü bir yasal düzenlemeyle yetindiğini öne sürdü. CHP’li Türeli’ye göre, fon piyasasında yaşananların nedenleri, denetim mekanizmalarının işleyişi ve yatırımcıların uğradığı zararlar bütünlüklü biçimde ele alınmadan kalıcı bir çözüm sağlanması mümkün değil.
Mehmet Şimşek’in müdahale edilmediğini savundu
Türeli, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in 4 Kasım 2025’te gerçekleştirilen bir toplantıda bazı fonlar üzerinden manipülasyon yapıldığını ve düzenleme eksiklikleri bulunduğunu kabul ettiğini öne sürdü. Buna karşın gerekli düzenlemelerin zamanında hayata geçirilmediğini savunan Türeli, yaklaşık bir yıl boyunca etkili bir müdahalede bulunulmadığını iddia etti. Fon piyasasında yaşananların önceden fark edilebilecek işaretler taşıdığını belirten Türeli, özellikle düşük işlem hacmine sahip hisselerdeki fiyat hareketlerinin ve bu hisseleri bünyesinde bulunduran fonların değerlerindeki artışların incelenmesi gerektiğini söyledi. CHP’li siyasetçinin açıklamaları, fon piyasasındaki denetim sorumluluğu ve ilgili kamu kurumlarının sürece ne zaman müdahale ettiği konularını yeniden gündeme taşıdı.
Fonlarda fiyatların nasıl yükseltildiğini anlattı
Türeli, iddia ettiği manipülasyon düzeninin işleyişini düşük dolaşıma sahip hisselerin alımı üzerinden açıkladı. Buna göre, piyasada sınırlı miktarda işlem gören hisselerin satın alınmasıyla fiyatlar yükseltiliyor, hisse fiyatlarındaki artış fonların değerine yansıyor ve yükselen fon getirileri yeni yatırımcıları piyasaya çekiyor. Yeni yatırımcılardan gelen parayla aynı hisselerin yeniden alınması sonucunda fiyatların daha da yükseldiğini savunan Türeli, bu döngünün sürdürüldüğünü ileri sürdü. Hisse senetlerinde şirketlerin bilançosu, kârlılığı ve gerçek performansıyla açıklanamayacak ölçüde yüksek getiriler oluştuğunu iddia etti. Türeli, bazı hisselerin 500, 1.000 hatta 5.000 kat kazanç sağladığı yönündeki ifadelerle fiyat hareketlerinin boyutuna işaret etti. Bu tür yükselişlerin ekonomik temellerle açıklanıp açıklanamayacağının araştırılması gerektiğini belirtti.
SPK’nın düzenlemesi sonrasında 131 fon tasfiye edildi
Türeli, Haziran 2026’da uluslararası endeks sağlayıcılarının Türkiye’nin gelişmekte olan ülkeler kategorisindeki konumuna ilişkin uyarılarına rağmen gerekli adımların atılmadığını öne sürdü. Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) 28 Ağustos’ta fon rehberini güncellemesinin ardından düşük fiyattan alıp yüksek fiyattan satış yapan yatırımcıların piyasadan çıkmasıyla fiyatların hızla gerilediğini savundu. Süreç sonunda 17 Eylül’de 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiye edildiğini hatırlatan Türeli, yaşananların yalnızca fon yatırımcılarını değil, hisse fiyatlarındaki düşüş nedeniyle zarar gören diğer yatırımcıları da etkilediğini söyledi. Türeli, fon krizinin boyutlarının ortaya çıkarılması için tasfiye sürecinin öncesinde ve sonrasında gerçekleştirilen işlemlerin ayrıntılı biçimde incelenmesini istedi.
Fon yasasının benzer krizleri önlemeyeceğini savundu
CHP ve diğer muhalefet partilerinin fon kriziyle ilgili Meclis araştırması önergelerinin iktidar oylarıyla reddedildiğini belirten Türeli, bunun yerine belirli bir krize yönelik kanun teklifinin gündeme getirildiğini söyledi. Teklifin hukukun genel ve soyut kurallarına uygunluk açısından sorunlar taşıdığını savunan Türeli, benzer olayların yaşanmasını engelleyecek kapsamlı bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu dile getirdi. Mevcut teklifin, krizden etkilenen yatırımcıların sorunlarını çözmekte ve denetim eksikliklerini gidermekte yetersiz kalacağını ileri sürdü. Düzenlemede SPK, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), Yatırımcı Tazmin Merkezi, Ziraat Bankası ve İş Bankası gibi çok sayıda kurumun görevlendirilmesini de eleştiren Türeli, denetim görevini yerine getirmediğini savunduğu SPK’ya yeni yetkiler verilmesini doğru bulmadığını ifade etti. Türeli, sürecin bağımsız ve tam yetkili bir yapı tarafından yürütülmesi gerektiğini belirtti.
“Gönüllü iade” mekanizmasına itiraz etti
Fon yasası teklifinde yer alan gönüllü iade mekanizmasını da eleştiren Türeli, haksız veya fahiş kazanç elde edildiği iddia edilen durumlarda paranın geri alınmasının gönüllülük esasına bırakılmaması gerektiğini savundu. Türeli, ilgili kurumların devreye girerek gerekli yasal süreçleri işletmesi ve fahiş kazanç elde ettiği belirlenen kişilerden bu tutarların tahsil edilmesi gerektiğini söyledi. Ona göre, yatırımcıların zararlarının giderilmesi için etkili ve bağlayıcı mekanizmalar oluşturulmalı. “Kamu kaynağı kullanılmayacak” açıklamalarına rağmen Emlak Katılım Bankası’nın hisse aldığı yönünde iddialarda bulunan Türeli, kamu bankalarının kredi mekanizmalarının kullanılıp kullanılmadığının da açıklığa kavuşturulmasını istedi. Bu konuda kamuoyuna şeffaf bilgi verilmesi gerektiğini vurguladı.
CHP, fon krizinin araştırılması için Meclis komisyonu kurulmasını istiyor
Türeli, CHP’nin öncelikli taleplerinden birinin fon krizinin bütün yönleriyle incelenmesi için TBMM bünyesinde bir araştırma komisyonu kurulması olduğunu açıkladı. Komisyon kurulmadığı takdirde CHP’nin kendi bünyesinde bir çalışma yürüteceğini ve fon mağdurlarıyla görüşeceğini söyledi. Partisinin bir diğer talebinin ise fonlardaki çöküşten önce yüksek tutarlı yatırımlarla piyasadan çıkan kişilerin işlemlerinin incelenmesi olduğunu belirten Türeli, özellikle 5 milyon liranın üzerinde yatırım yapıp çöküş öncesinde fondan ayrılanların listesinin açıklanmasını istedi. Masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkına ilişkin itirazları da değerlendiren Türeli, masum kişilerin hedef gösterilmesini istemediklerini ancak olağan dışı kazanç elde edenlerin ve bu kazançların nasıl oluştuğunun ortaya çıkarılması gerektiğini savundu. CHP’li siyasetçi ayrıca Borsa İstanbul yönetimi ve Denetim Komitesi, Merkezi Kayıt Kuruluşu, Takasbank, BDDK ve SPK yönetimlerinin sorumluluklarının incelenmesini, gerekli durumlarda yöneticilerin görevden alınmasını veya istifa etmesini istedi. Soruşturmanın örgütlü suç kapsamında yürütülmesi gerektiğini de dile getirdi.
Soru işaretlerini gündeme getirdi
Cumhurbaşkanlığının fon krizini Devlet Denetleme Kurulu’na havale ettiğini hatırlatan Türeli, kurulun başındaki ismin aynı zamanda Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkan Vekilliği görevini yürüttüğünü belirtti. Türeli, bu durumun incelemenin bağımsızlığı açısından soru işaretleri yarattığını savundu. Söz konusu kişinin görevinden istifa etmesinin kendi dönemindeki işlemlerin incelenmesine ilişkin kaygıları ortadan kaldırmayacağını öne süren Türeli, soruşturmanın tarafsız ve güvenilir biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Türeli, fon krizinde yalnızca yatırımcıların işlemlerinin değil, denetim ve gözetim sorumluluğu bulunan kurumların kararlarının da araştırılması gerektiğini vurguladı.
Türeli, Mehmet Şimşek’in istifa etmesi gerektiğini söyledi
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in sorumluluğuna ilişkin eleştirilerini sürdüren Türeli, bakanın yaşananlar hakkında kamuoyuna açıklama yapması gerektiğini belirtti. Şimşek’in gerekli adımları atmak isteyip istemediğini ve önünde herhangi bir engel bulunup bulunmadığını sorgulayan Türeli, bakanın istifa etmesi gerektiğini savundu. Şimşek’in fon yasası teklifinin ele alındığı Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısına katılmamasını da eleştiren Türeli, konunun ağırlığına rağmen bakanın sürece ilişkin açıklama yapmamasını kabul edilemez bulduğunu ifade etti. Türeli, fon krizinin siyasi ve idari sorumluluk boyutunun da açıklığa kavuşturulması gerektiğini söyledi.
Fon krizini kurumsal sorunlarla ilişkilendirdi
Yüksek enflasyonun vatandaşları birikimlerini koruyabilmek amacıyla yatırım fonlarına yönelttiğini belirten Türeli, yaşananların ekonomik yönetim ve kamu kurumlarının işleyişiyle bağlantılı olduğunu savundu. Türeli, yaklaşık 3,5 yıldır uygulanan istikrar programının hedeflerine ulaşamadığını ileri sürerek enflasyon oranına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Mehmet Şimşek’in göreve geldiğinde enflasyonun yüzde 38 seviyesinde olduğunu, oranın ise yüzde 29,73’e gerilediğini söyledi. Devlet Planlama Teşkilatı ve Devlet Personel Başkanlığı gibi kurumların kapatılmasını eleştiren Türeli, Türkiye İstatistik Kurumu verilerine duyulan güven konusunda da sorunlar bulunduğunu öne sürdü. Fon krizini münferit bir olay olarak değerlendirmediğini belirten Türeli, yaşananları kurumsal tahribatın ve denge-denetim mekanizmalarının işlemediği yönündeki eleştirilerinin bir parçası olarak tanımladı.
CHP, fon mağdurlarının haklarını savunmayı sürdürecek
Türeli, TBMM Genel Kurulu’ndaki fon yasası görüşmelerinde CHP’nin itirazlarını dile getirmeye devam edeceğini söyledi. Partisinin, ilk etapta 455 bin 758 kişi olduğu belirtilen fon mağdurlarının yanı sıra hisse fiyatlarındaki düşüşten zarar gören yatırımcıların haklarını da savunacağını ifade etti. CHP’li Türeli, mağduriyetlerin giderilmesi, olağan dışı kazançların kaynağının belirlenmesi ve sorumluların hesap vermesi için kapsamlı bir inceleme yürütülmesi gerektiğini vurguladı. Fon yasasına ilişkin tartışmalar sürerken, düzenlemenin yatırımcıların zararlarının giderilmesine ve sermaye piyasalarındaki denetim mekanizmalarının güçlendirilmesine ne ölçüde katkı sağlayacağı ise önümüzdeki süreçte netleşecek.

