Masa başında oturup şehir planlaması yapmak kolaydır. İmar yönetmeliklerini açarsınız, emsal katsayılarını çizersiniz, mevzuata maddeleri sıralarsınız ve “tamam” dersiniz; şehri dönüştürüyoruz.
Ama hayat masa başında akmıyor. Sahanın, çamurun, müteahhit ile mülk sahibinin karşı karşıya geldiği o pazarlık masasının gerçekleri çok başka. Bugün kentsel dönüşüm dediğimiz hayati mesele, ne yazık ki devasa bir vizyon darlığına saplanmış durumda. Binayı yıkıp yenisini yapmak o anki güvenliği sağlasa da bir şehri dönüştürmek anlamına gelmiyor.
Biz şehir kurmuyoruz; mevcut beton stoğunu yenilerken sahadaki kilitlenmeler yüzünden zaman kaybediyoruz. “Mesele bina yenilemek değil, zihniyeti değiştirmek.” En acı olanı da ne biliyor musunuz? Deprem gerçeği tepemizde bir giyotin gibi beklerken sahadaki süreçlerin kilitlenme sebebi devasa mimari krizler değil.
Bir dairenin 5 metrekarelik alan kavgası, mutfağın cephesi ya da o 100 bin – 200 bin lira fazla aldı-verdi hesapları. Dönüşüm; sadece eski tuğlayı söküp yerine yenisini koymak değildir. Şehir kurtarmak; altyapısıyla, otoparkıyla, yeşil alanıyla ve sosyal donatısıyla bir yaşam alanını inşa etmektir.
Eğer kentsel dönüşümü bina bazlı mülkiyet kavgalarının ve küçük hesapların cenderesinden çıkarıp şehir kurma vizyonuna oturtamazsak; yarın o 200 bin liranın da, pazarlığını yaptığımız o üç metrekarenin de hiç bir anlamı kalmayacak.
Damla Nalçacıoğlu – Köşe Yazısı

YORUMLAR