Geçtiğimiz günlerde Marmara Denizi’nin dingin suları yine yüreklerimizi ağzımıza getiren kaza haberine sahne oldu. İki ticari geminin çatışması ve birinin sulara gömülmesiyle sonuçlanan bu acı olay, hepimizi bir kez daha derin bir sessizliğe ve ardından kaçınılmaz sorulara sevk etti: Nasıl oldu, neden önlenemedi ve biz nerede hata yapıyoruz?
Denizcilik, hata payının sıfıra yakın olduğu, disiplinin ve kuralların kanla yazıldığı bir meslektir. Modern teknoloji ile donatılmış radar sistemlerinin milimetrik ölçümler yaptığı, telsiz iletişiminin anlık sağlandığı bir çağda; iki dev kütlenin birbirini fark edemeyip çarpışması “basit bir kaza” ya da “kader” diyerek geçiştirilemez.
Ortaya çıkan telsiz kayıtları ve ilk bulgular; köprüüstündeki insan faktörünü, iletişim kopukluklarını ve kural ihlallerini bir kez daha acı bir şekilde yüzümüze vuruyor. “Marmara Denizi sadece iç denizimiz değil; dünyanın en yoğun, en riskli deniz trafiğinden birine ev sahipliği yapan devasa bir su yoludur.” Her gün yüzlerce şilep, tanker ve yolcu gemisi bu dar koridordan geçiyor. Hal böyleyken Marmara’da seyir güvenliği sadece denizcilerin değil, kamusal güvenliğin ve milli servetin de en kritik başlıklarından biri olmak zorundadır.
Marmara’nın serin sularında kaybolan hayatlar, bize denizlerimize sadece bir geçiş güzergâhı olarak bakmamamız gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor. Mavi Vatan dediğimiz kavram, sadece sınırlarımızı korumak değil; o sınırlar içindeki her bir teknenin, her bir denizcinin güvenliğini en üst düzeyde sağlamaktır. Bu kaza bir son olsun; ihmallerin değil, alınan derslerin konuşulduğu yeni bir dönemin miladı olsun. Kayıp denizcilerden gelecek hayırlı haberleri beklerken, yetkilileri de bu mavi koridordaki denetim ağını yeniden gözden geçirmeye davet ediyoruz.
ÇÜNKÜ DENIZ İHMALI ASLA AFFETMEZ!
KÖŞE YAZISI / DENIZCILIK & GÜVENLIK

YORUMLAR