Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Aleyna Semercioğlu
Aleyna Semercioğlu

Yapay Zekâ Bizi Dinleyebilir, Peki İyileştirebilir mi?

İnsan, kendisini dinleyen herkesi kendisini anlıyor sanabilir.

Bugün bu yanılgının en kusursuz örneği avucumuzun içinde duruyor. Ne söylesek karşılık veren, duygularımızı incelikle adlandıran, bazen en yakınlarımızdan bile daha sabırlı görünen yapay zekâ, artık yalnızca sorularımızı yanıtlamıyor; kaygılarımızı, kırgınlıklarımızı ve en mahrem korkularımızı da dinliyor.

Üstelik bunu şaşırtıcı bir ustalıkla yapıyor. “Çok yoruldum” dediğimizde dinlenmemizi, “Kimse beni anlamıyor” dediğimizde duygularımızın anlaşılır olduğunu söylüyor. Kullandığı dil öylesine sıcak ve tanıdık ki bir süre sonra ekranda kelimeler üreten bir sistemle değil, bizi gerçekten gören biriyle konuştuğumuz hissine kapılabiliyoruz.

Fakat burada durup şu soruyu sormamız gerekiyor: Bize anlaşılmış gibi hissettiren bir şey, bizi gerçekten anlamış mıdır?

Belki de yapay zekâ ile terapi arasındaki temel fark, verilen cevaplarda değil, o cevabın arkasında bir insanın bulunup bulunmamasında saklıdır. Çünkü terapi yalnızca doğru cümleleri duymak değildir. Terapi, iki insan arasında zamanla kurulan, sınanan, bazen sarsılan ve yeniden onarılan bir ilişkidir.

Psikolojide bu bağa “terapötik ilişki” ya da “terapötik ittifak” denir. Danışan ile terapistin ortak hedefler doğrultusunda çalışabilmesini, aralarında güven oluşmasını ve danışanın kendisini güvende hissederek açılabilmesini ifade eder. Bu ilişki, terapinin hoş bir ayrıntısı değil, iyileşme sürecinin temel unsurlarından biridir. Araştırmalar da terapötik ilişkinin niteliği ile terapinin sonucu arasında anlamlı bir bağ bulunduğunu yıllardır gösteriyor.

Çünkü terapist yalnızca söylediklerimizi dinlemez; söylemediklerimizi de anlamaya çalışır.

“İyiyim” derken sesimizin nasıl değiştiğini, belli bir konu açıldığında bakışlarımızı kaçırdığımızı, acı veren bir anıyı neden gülerek anlattığımızı fark edebilir. Bazen kurduğumuz cümleden çok, o cümleden önce verdiğimiz sessizlik önemlidir. Bazen “önemli değil” diye geçiştirdiğimiz şey, seansın en önemli yerine dönüşür.

Yapay zekâ ise karşısına çıkan kelimelerden hareketle bir cevap üretir. Sesimizi, bedenimizi ve odaya çöken sessizliği her zaman değerlendiremez. Daha da önemlisi, o sessizliğin ağırlığını bizimle birlikte taşımaz.

Terapötik ilişkiyi değerli kılan unsurlardan biri de terapistin bizi sürekli onaylamamasıdır. İyi bir terapist her söylediğimize “Haklısın” demez. Gerektiğinde sorar, düşündürür, çelişkilerimizi gösterir ve kaçındığımız yerlere dikkat çeker. Bunu yargılamak için değil, kendimize başka bir açıdan bakabilmemiz için yapar.

Oysa yapay zekâ çoğu zaman konuşmayı sürdürmeye ve kullanıcıya yardımcı görünmeye eğilimlidir. Bu nedenle bazen gerçeği duymaya ihtiyaç duyduğumuz bir anda, duymak istediğimiz cümleleri önümüze koyabilir. Şefkatli bir dil kullanması, verdiği cevabın her zaman doğru, güvenli ya da bizim için uygun olduğu anlamına gelmez.

Terapide iyileştirici olan yalnızca anlayış değil, ilişkide yaşanan deneyimdir. Danışan bazen terapistine kızabilir, anlaşılmadığını düşünebilir ya da geri çekilebilir. Bu kırılmanın konuşulması ve ilişkinin yeniden kurulması, kişinin dışarıdaki ilişkileri için de yeni bir deneyim yaratabilir. İnsan, belki de ilk kez bir çatışmanın mutlaka reddedilmekle veya terk edilmekle sonuçlanmadığını görür.

Bir sohbet robotuyla kurulan ilişkide ise ipler büyük ölçüde kullanıcının elindedir. İstemediğimiz soruyu atlayabilir, hoşumuza gitmeyen cevabı yeniden yazdırabilir, konuşmayı istediğimiz anda kapatabiliriz. Oysa terapi her zaman rahatlatıcı değildir. Bazen rahatsız eder, dirençlerimizi görünür kılar ve kendimizle ilgili duymakta zorlandığımız gerçeklere yaklaştırır. Değişim de çoğu zaman tam burada başlar.

Bir başka önemli fark sorumluluktur.

Terapist, karşısındaki kişiye karşı etik ve mesleki sorumluluk taşır. Yalnızca ne söyleyeceğini değil, ne zaman susacağını, ne zaman soru soracağını ve ne zaman başka bir uzmandan destek alınması gerektiğini değerlendirmek zorundadır. Riskli bir durumu fark etmek, sınırları korumak ve gerektiğinde uygun yönlendirmeyi yapmak mesleki sorumluluğunun parçasıdır.

Yapay zekâ ise ne klinik sorumluluk üstlenebilir ne de verdiği cevabın sonucunu taşıyabilir. Çok ikna edici konuşabilir; ancak ikna edici olmakla güvenilir olmak aynı şey değildir. Yanıldığında kaygılanmaz, sorumluluk hissetmez ve verdiği bir yanıtın insan hayatındaki karşılığını kavrayamaz.

Mahremiyet konusu da göz ardı edilmemeli. Terapi odasında paylaşılan bilgiler mesleki gizlilik ve etik kurallarla korunur. Bir yapay zekâ uygulamasına yazdığımız kişisel bilgiler ise o hizmetin veri politikalarına tabidir. Bu nedenle bir sisteme anlatılanlarla, bir ruh sağlığı uzmanıyla paylaşılanların aynı güvence altında olduğunu varsaymamak gerekir.

Bütün bunlar yapay zekânın ruh sağlığı alanında hiçbir işe yaramadığı anlamına gelmiyor.

Yapay zekâ duygularımızı adlandırmamıza, düşüncelerimizi yazıya dökmemize ve terapiye götürmek istediğimiz konuları düzenlememize yardımcı olabilir. Günlük tutmak için sorular hazırlayabilir, bazı gevşeme ve nefes egzersizlerini hatırlatabilir, profesyonel desteğe nasıl ulaşılabileceği konusunda genel bilgi sunabilir. Doğru tasarlanmış, güvenliği sınanmış ve uzman denetiminde kullanılan sistemler terapi sürecini destekleyen araçlara dönüşebilir.

Ancak destek olmakla terapi yapmak aynı şey değildir.

Yapay zekâ bir ayna olabilir; fakat aynadaki kişiyi bizimle birlikte tanıyan biri değildir. Sözcüklerimizi çözümleyebilir ama geçmişimizle bugünümüz arasındaki bağı bir terapist gibi takip edemez. Bize cevap verebilir ama değişimimize tanıklık etmenin insani sorumluluğunu taşıyamaz.

Belki de bu nedenle sormamız gereken soru “Yapay zekâ empati kurabilir mi?” değil, “Empatiye benzeyen cümleler üretmek ile başka bir insanın acısına gerçekten tanıklık etmek aynı şey midir?” olmalıdır.

Yapay zekâ “Seni anlıyorum” diyebilir. Fakat anlamak yalnızca uygun kelimeleri yan yana getirmek değildir. Anlamak; karşındaki insanın varlığından etkilenmeyi, onun hikâyesini zaman içinde hatırlamayı, değişimini görmeyi ve kurulan ilişkinin sorumluluğunu üstlenmeyi de içerir.

Bu nedenle yapay zekâ terapistin yerini alamaz. Olsa olsa terapinin yanında kullanılan yardımcı araçlardan biri olabilir. Bize düşünmek için alan açabilir, fakat insan ilişkisinin iyileştirici gücünün yerini dolduramaz.

Çünkü bazen insanı iyileştiren yalnızca konuşmak değildir. Anlattıklarının başka bir insanın zihninde ve kalbinde gerçekten bir yer bulduğunu bilmektir.

Uzm. Klinik Psikolog Aleyna Semercioğlu

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER