Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Aleyna Semercioğlu
Aleyna Semercioğlu

Mükemmellik, Mümkünün Düşmanıdır

Voltaire’in yaygınlaştırdığı eski bir söz vardır: “Mükemmellik, iyinin düşmanıdır.”

Belki bugün bu sözü biraz değiştirmek gerekiyor. Çünkü mükemmellik, bazen yalnızca iyinin değil, mümkünün de düşmanıdır.

Bir şeyin kusursuz olmasını öylesine isteriz ki onun mümkün olan hâline bile başlayamayız. Yazacağımız ilk cümle çok etkileyici olsun, vereceğimiz karar kesinlikle doğru olsun, atacağımız adım bizi doğrudan istediğimiz yere götürsün isteriz.

Doğru zamanı bekleriz.
Kendimizi hazır hissetmeyi bekleriz.
Koşulların tamamlanmasını bekleriz.

Fakat hayat, biz hazır olana kadar kusursuz bir biçimde beklemez. Zaman geçer. Fikirler zihnimizde eskir. Yapabileceklerimiz, yapmayı hayal ettiklerimizin gölgesinde kalır.

Sonra bütün bu bekleyişe “erteleme” deriz.

Erteleme çoğu zaman tembellik zannedilir. Oysa bazen ertelediğimiz şey işin kendisi değil, o işin içimizde uyandırdığı duygudur.

Başarısız olma ihtimali kaygı yaratır. Yeterince iyi olamama düşüncesi insanı utançla, eksiklikle ya da hayal kırıklığıyla karşı karşıya bırakır. Eleştirilme ihtimali incinme korkusunu, nereden başlayacağını bilememek ise çaresizliği beraberinde getirir.

Bazen bir işe başlayamıyor oluşumuzun ardında, bütün bu duygularla karşılaşmak istemeyişimiz vardır.

Zihin de bu karşılaşmayı ertelemenin en kolay yolunu bilir:

“Şimdi değil.”

O işi bir başka güne bıraktığımızda yalnızca sorumluluğumuzu ertelemeyiz; onun içimizde uyandırdığı duyguyla aramıza da küçük bir mesafe koyarız. Önümüzdeki sayfayı kapatır, dikkatimizi başka bir yere çevirir, kendimize geçici bir sığınak buluruz.

İş hâlâ oradadır. Fakat onun ağırlığını, hiç değilse bir süreliğine, daha az hissederiz.

Ertelemenin insana verdiği kısa rahatlık tam da buradan gelir. Zihin, kaçtığında rahatladığını hatırlar ve bir sonraki karşılaşmada aynı yolu yeniden seçer.

Fakat ertelenen duygu kaybolmaz; yalnızca büyüyerek geri döner.

Yapılmayan iş yerinde durdukça suçluluk artar. Zaman daraldıkça kaygı derinleşir. Başlangıçta yalnızca zor görünen şey, giderek aşılması imkânsız bir eşiğe dönüşür. İnsan o eşik büyüdükçe biraz daha geri çekilir; geri çekildikçe eşik biraz daha büyür.

Böylece insan yalnızca bir işi değil, o işle birlikte kendi hayatından bir parçayı da sürekli ileri bir tarihe taşır.

Mükemmeliyetçilik de çoğu zaman bu kaçışa makul bir gerekçe sunar. “Biraz daha hazır olduğumda başlayacağım” deriz. “Daha iyi düşünmeliyim”, “Doğru zamanı bulmalıyım”, “İçime tamamen sinmeli…”

Oysa bazen daha iyisini hazırlamıyoruzdur; yalnızca kusurlu olmanın bizde yaratacağı duyguyla karşılaşmayı geciktiriyoruzdur.

Çünkü başlamadığımız sürece başarısız olmuş sayılmayız.

Yazmadığımız yazı kötü değildir.
Başvurmadığımız işten reddedilmemişizdir.
Hayata geçirmediğimiz fikir eleştirilmemiştir.
Söylemediğimiz söz yanlış anlaşılmamıştır.

Başlamamak, ihtimalleri korur. Zihnimizde her şey hâlâ mükemmel olabilir.

Ama bunun sessiz bir bedeli vardır: İhtimalleri korurken imkânları kaybederiz.

Mükemmel bir başlangıç yapmayı beklerken mümkün olan başlangıcı da yapmayız. En doğru kararı vermeye çalışırken önümüzdeki seçenekleri birer birer yitiririz. Kusursuz bir sonuç elde edemeyeceğimizi düşündüğümüzde, elde edebileceğimiz iyi sonucu da imkânsız hâle getiririz.

İnsan bazen yapamadıkları yüzünden değil, yapabileceklerini sürekli ertelediği için yorulur.

Çünkü ertelenen her iş yalnızca takvimde beklemez; zihinde de yer kaplar. Tamamlanmamış işler, verilmemiş kararlar ve başlanmamış hayaller içimizde sessizce birikir. Bir süre sonra insan neyi yapmadığını değil, neden hiçbir şeye başlayamadığını düşünmeye başlar.

Kendine kızar.

“Ben neden böyleyim?” der.

Belki de soruyu başka türlü sormak gerekir:

“Bu işe başladığımda ne hissedeceğimden kaçıyorum?”

Başarısızlıktan mı? Eleştirilmekten mi? Yetersiz görünmekten mi? Seçtiğim yolun yanlış çıkmasından mı? Yoksa ortaya koyduğum şeyin zihnimdeki kadar güzel olmayacağını görmekten mi?

Bu sorunun cevabı, bizi ertelemenin görünen yüzünden asıl nedenine yaklaştırabilir.

Mükemmeliyetçilik dışarıdan yüksek standartlar gibi görünebilir. Fakat kimi zaman onun altında çok daha kırılgan bir düşünce saklanır:

“Kusursuz yapamayacaksam hiç yapmamalıyım.”

Oysa hayatın büyük bölümü kusursuz seçimlerden değil, eksikleriyle atılmış adımlardan oluşur.

Kimse tam anlamıyla hazırken başlamaz. Hiçbir ilk deneme, son hâlimizi yansıtmaz. İlk cümleler çoğu zaman zayıftır. İlk yollar karışıktır. İlk kararlar tereddüt taşır. İnsan, yolunu çoğu zaman yola çıkmadan göremez.

Belki de ilerlemek, bütün yolu bilmek değil; görebildiğimiz kadarıyla bir adım atabilmektir.

Her şeyi bitirmek zorunda değiliz. Fakat bir yerden başlayabiliriz. Bir saat çalışamayacaksak on dakika çalışabiliriz. Kusursuz bir sayfa yazamayacaksak kötü bir ilk cümle yazabiliriz. Hayatımızın tamamını değiştiremiyorsak bugün tek bir küçük şeyi farklı yapabiliriz.

Çünkü eksik bir başlangıç, kusursuz bir bekleyişten daha gerçektir.

Bazen kendimize gösterdiğimiz şefkat, “Bugün bunu mükemmel yapacağım” demek değildir. “Bugün yalnızca yapabildiğim kadarını yapacağım” diyebilmektir.

Bu, vazgeçmek ya da daha azını istemek değildir. Mümkün olanı küçümsememektir.

Belki bir şey ilk denemede hayal ettiğimiz gibi olmayacak. Belki yolun ortasında fikrimiz değişecek. Belki hata yapacak, geri dönecek ve yeniden başlayacağız. Fakat başlamadığımız bir şeyi geliştiremeyiz. Yaşamadığımız bir ihtimali dönüştüremeyiz.

Mükemmellik bize bir gün her şeyin hazır olacağını söyler.

Doğru zamanın geleceğini…
Korkunun geçeceğini…
İçimizde hiçbir şüphe kalmayacağını…

Oysa bazı korkular ancak adım attığımızda küçülür. Bazı duygular, onlardan kaçarak değil, onların varlığına rağmen ilerlediğimizde değişir. Bazı cevaplar yalnızca yolda bulunur. Bazı kapılar, hazır olduğumuz için değil, cesaret edip dokunduğumuz için açılır.

Bu yüzden belki de bugün kendimize iki soru sormalıyız:

“Bu işe başladığımda ne hissedeceğimden kaçıyorum?”

Ve:

“Mükemmelini beklediğim için mümkün olan hangi şeyi hayatıma hiç başlatmıyorum?”

Çünkü mükemmel olan zihnimizde yaşayabilir.

Ama mümkün olan, ancak biz başladığımızda hayata karışır.

                                                                                   Klinik Psikolog Aleyna Semercioğlu

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER