Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Bedrettin Gündeş - Sosyolog, Yazar
Bedrettin Gündeş - Sosyolog, Yazar

GELECEĞİN DÜNYASINDA BİRLİKTE YAŞAMAK…

Bugün sermaye, bilgi, teknoloji, üretim ve ticaret ağları ulusal sınırların ötesine uzanmaktadır. Bir ülkede geliştirilen bilimsel bir buluş, başka bir kıtada üretime dönüşebilmektedir. Bir toplumun yetiştirdiği bilim insanı, dünyanın farklı merkezlerinde insanlığın ortak gelişimine katkı sunabilmektedir.

Bu durum yakın gelecekte siyasi sınırların ortadan kalkacağı anlamına gelmez elbette. Ancak ekonomik ilişkilerin, teknoloji ağlarının, bilimsel iş birliklerinin ve bölgesel kalkınma alanlarının ülkelerin geleceğinde daha etkili olacağını da görülmektedir.

Bu nedenle yeni dünyanın en değerli kaynağı yalnızca coğrafya değildir. Asıl kaynak, o coğrafyada yaşayan insanların aklı, emeği, yaratıcılığı, birlikteliği ve üretme kapasitesidir.

Türkler ve Kürtler yüzyıllardır aynı coğrafyada yaşamaktadır. Ortak ekonomik ilişkiler kurmuş, birbirlerinin kültürlerini etkilemiş ve aile bağları oluşturmuşlardır. Aynı kentleri, üretim alanlarını ve toplumsal hayatı paylaşmışlardır. Bu nedenle geleceklerini birbirinden bağımsız düşünmek gerçekçi değildir.

Ancak kardeşlik yalnızca duygusal bir yakınlık değildir. Kardeşlik, eşitlik ve adalet temelinde kurulan toplumsal bir ilişkidir. Hiçbir toplum, yurttaşlarının bir bölümünün kendisini dışlanmış, değersiz veya güvencesiz hissettiği koşullarda bütün potansiyelini kullanamaz.

Bu nedenle Kürtlerin temel hak ve özgürlüklerinin geliştirilmesi, Türklerin haklarından bir eksilme olarak görülmemelidir. Aynı şekilde Türk toplumunun güvenlik, huzur ve gelecek beklentileri de demokratik çözüm arayışlarının dışında tutulmamalıdır.

Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu huzur ve barış ortamının kalıcılaşması için, eğitim anlayışı da bu evrensel yaklaşımı temel almalıdır. Kültürel çoğulculuk tehdit olarak değil, zenginlik olarak görülmelidir. Bilimsel düşünce, yaratıcılık ve toplumsal sorumluluk desteklenmelidir.

Çünkü birlikte öğrenmeyi başaran toplumlar, birlikte yaşamayı da daha güçlü biçimde başarabilir.

Bu nedenle gelişmenin ölçüsü yalnızca ekonomik büyüme veya teknolojik kapasite değildir. Asıl gelişmişlik, insanın yaşam hakkının, özgürlüğünün ve onurunun korunmasıyla ilgilidir. Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve demokratik katılım olanakları da bu ölçütün parçasıdır.

Türkiye de tarihsel ve kültürel çeşitliliğini bu ilkelerle buluşturduğu ölçüde; daha güçlü, demokratik ve müreffeh bir gelecek kurabilir.

Birlikte yaşamak, aynılaşmak değildir. Birlikte yaşamak, farklılıklarımızla birbirimizin yaşam hakkını, özgürlüğünü ve insanlık onurunu saygı temelinde güvence altına almaktır.

Türkiye; insan kaynağı, genç nüfusu, üretim kapasitesi, kültürel çeşitliliği ve coğrafi konumuyla önemli gelişme olanaklarına sahiptir. Bunun için toplumun bütün kesimlerinin kendisini eşit, özgür ve güvende hissettiği demokratik bir düzene ihtiyaç var.

Uzun yıllar süren çatışmalar, kutuplaşmalar ve karşılıklı güvensizlikler, ekonomik ve toplumsal kayıplara yol açmıştır. Bu kayıplar, geleceğe ilişkin ortak bir sorumlulukla değerlendirilmelidir.

Çatışmalar yalnızca insanların yaşamlarını etkilemez. Aynı zamanda toplumların üretme kapasitesini, kurumlara duyulan güveni, sosyal ilişkileri ve gelecek kuşakların umutlarını da zedeler.

Türklerin ve Kürtlerin birlikte kazanacağı bir gelecek, bir tarafın diğerine üstün gelmesiyle mümkün olmaz. Böyle bir gelecek, herkesin güvenlik, özgürlük, adalet ve refah içinde yaşayabilmesiyle mümkündür. Bu kazanım yalnızca iki toplumsal kesime değil, Türkiye’de yaşayan bütün yurttaşlara ait olacaktır.

Bunun için eşit yurttaşlığı, hukukun üstünlüğünü, özgür eğitimi, toplumsal adaleti ve insan onurunu merkeze alan yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyaç vardır. Başka yolu da yok zaten.

Geleceğin Türkiye’si, birbirinden korkan veya birbirini dışlayan insanların değil; farklılıklarıyla birlikte yaşamayı, birlikte üretmeyi ve birlikte umut etmeyi başaran yurttaşların ülkesi olmalıdır.

Toplumsal barış ve kardeşlik çabaları, tüm engellemelere rağmen hem iktidar hem de Kürtler açısından ilerlemeye devam etmektedir. Ancak eski tekçi zihniyetlerini sürdürmek isteyen, devletin sürekli bir düşman yaratarak kendi varlığını güçlendirmesinden beslenen kesimler; Alevilerle, dindarlarla ve Kürtlerle çatışmayı siyasal çıkarlarına dönüştürerek bu süreci sabote etmeye çalışmaktadır.

Toplumların barış ve kardeşlik içinde bir arada yaşamasını istemeyen, ideolojik saplantılarını ilkel milliyetçilikle besleyen bu kesimler her zaman olabilir. Önemli olan, bu ayrıştırıcı anlayışlara prim vermemek ve toplumsal barışı kararlılıkla savunmaktır.

İnsanı değil ayrışmayı, barışı değil çatışmayı esas alan bu ilkel anlayışların ülkeye verdiği zararlar açıkça ortaya konulmalı ve bu zihniyetin önüne geçilmelidir.

Geleceğin dünyasında asıl güç, farklılıkları çatışma nedeni olmaktan çıkarıp ortak bir toplumsal zenginliğe dönüştürebilmektir. 27.10.2026

Bedrettin GÜNDEŞ

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER