Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Feyzullah Turan
Feyzullah Turan

AKIL VE İDRAKTAN UZAKLAŞMAYALIM

İnsana, bazen hayatın en büyük derslerini kitaplar değil,  büyükleri ve yaşadığı tecrübeleri öğretir.

Benim için bu derslerin en değerli ve öncelikli olanları Eğitmen Babamdan duyduğum  sözlerdir.

 

Önce Kendi Muhasebeni Yap.

Babam sık sık şöyle derdi;

“Oğlum, önce kendi muhasebeni yap. Başkasının muhasebesini yapmaya kalkma. Yetkin de haddinde yoktur.”

Bu söz yalnızca bir aile öğüdü değil; Devletlerin, Milletlerin ve toplumların göz ardı etmeyecekleri  öncelikli stratejiler ve çok önemli  hakikattir.

 

Bir başka nasihati ise şöyleydi;

“Oğlum, mezheplere değil Kur’an’a bak, oku, eğer ayetleri yorumlamayı akıl edebilirsen, kendi yolunun taşlarını döşe. Başkasının taşlarıyla yol yapılmaz.”

Bu sözlerin anlamını yıllar geçtikçe daha iyi anladım. Çünkü tarih boyunca din değişmediği halde, insanların dini anlama biçimi sürekli değişmiştir. Mezhepler, tarikatlar ve siyasi yorumlar çoğu zaman dinin önüne geçmiştir. İnsanlar çoğu zaman kutsal kitabı değil, kendi yorumlarını merkeze koymuştur.

 

Eğitmen Babamın bu nasihatleri bana yıllar sonra bir başka gerçeğin, kim ne derse desin, Mustafa Kemal Atatürk’ü daha iyi anlamanın yolunu da  açmıştır.

Atatürk’ün yaptığı devrimlerin önemli bir kısmı, din ile hurafenin birbirinden ayrılması içindi.

 

O, dini siyasetin ve çıkar hesaplarının aracı olmaktan kurtarmak gerektiğini düşünüyordu. Laiklik anlayışının temelinde de bu vardı; İnancı korumak, devlet yönetimini aklın ve bilimin rehberliğine bırakmak.

 

Tarih bize çok açık bir gerçeği öğretir, Din çoğu zaman siyasetin aracı haline getirilmiştir.

Orta Çağ’da Avrupa’nın yaptığı Haçlı Seferleri bunun en çarpıcı  örneğidir. Savaşın adı kutsaldı ama arkasında ticaret yolları, güç mücadeleleri ve siyasi hesaplar vardı.

Modern çağda da benzer durumlar yaşanmaktadır. Ortadoğu’nun bugün içinde bulunduğu karmaşada da dinî söylemler çoğu zaman siyasi ve ekonomik çıkarların örtüsü haline getirilmektedir.

 

Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken bir gerçek vardır;

Bir toplum bütün sorunlarını yalnızca dış güçlere bağlamaya başladığında, çoğu zaman kendi hatalarını görmez,  Allah korusun görmezden gelmeye başlar, ihmal edebilir.

 

Bugün bölgemizde İran, ABD ve İsrail arasında giderek tırmanan gerilim de benzer bir tabloyu gösteriyor.

Büyük güçlerin ve bölgesel aktörlerin kendi çıkarlarını ön plana koyduğu bu karmaşa da; Türkiye’nin izleyeceği yol akıl ve strateji ile belirlenmelidir.

Ateşi harlatacak hamasete kapılmak yerine, diplomasi ve güvenlik önlemleriyle dengeyi korumak,

tarih boyunca ayakta kalmamızı sağlayan anlayışın günümüzdeki tezahürüdür.

Stratejiler, Türk’ün tarihinde ve modern Türkiye Cumhuriyetinin  benimsediği akılcı siyaset ve Devlet aklı,

rehber edinerek belirlenmelidir.

Ateşin ortasında akıl sahibi insanlar su taşır, hayalperestler ve öfke tüccarları ise benzini taşırlar…

“Yurtta sulh cihanda sulh” Sözü, bize Cumhuriyetimizin kurucu lideri Gazi Mustafa Kemal’in  bıraktığı en önemli mirasıdır.

 

Tarihte büyük devletler hamasetle değil, akılla ayakta kalmıştır.

Osmanlı Devleti yüzyıllar boyunca farklı Dinleri ve Milletleri aynı Devlet düzeni içinde yaşatmıştır.

Bunun sebebi fanatizm değil, Devlet aklıdır.

Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinden sonra farklı inançlara güvence vermesi de, İspanya’dan kovulan Yahudilerin Osmanlı topraklarına kabul edilmesi de bu anlayışın bir sonucudur.

Devletler öfkeyle değil, akılla yönetilir.

Biz, bu gerçeği hatırlamak zorundayız.

 

Bölgemizde yanan ateşi söndürebilecek olan şey hamaset değil, akıldır. Stratejidir, sabırdır.

 

Hamaset Kısa, Akıl Kalıcıdır

Hamaset kısa süreli alkış getirir, fakat uzun vadede felaket doğurur.

Akıl ise bazen eleştirilir, bazen yanlış anlaşılır; fakat sonunda devletleri ayakta tutan en büyük değerdir.

 

Bugün Eğitmen Babamın nasihatlerini çok daha iyi anlıyorum;

Önce kendi muhasebeni yap.

Bir insan akıldan uzaklaşınca hata yapar. Bir toplum akıldan uzaklaşınca kriz yaşar. Devletler ve İmparatorluklar akıldan uzaklaşınca tarih sahnesinden silinir giderler…

Nerede, Emeviler, nerede, Roma ve Osmanlı gibi büyük imparatorluklar,

Düğüm, aslında bütünüyle  Akıl ve idraktan uzaklaşmaktadır.

 

*Din adına konuşurken aklı terk etmek,

*Siyaset adına konuşurken stratejiyi unutmak,

*Millet adına konuşurken hamaseti aklın yerine koymak…

Tarihin ağır faturaları işte bu hataların sonucunda ödenmiştir.

Gerçek güç bağırmak değil, düşünmek ve karşısındakini düşündürmektir.

Devlet aklı sloganla değil muhasebe ile kurulur.

Unutulmamalıdır ki, Milletleri ayakta tutan şey hamaset değil, akıl ve idraktır. 

Akıl ve idraktan uzaklaşmayalım.

12 Mart 2026

ESEN KALINIZ

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER