Hayatımızın büyük bir kısmı beklemekle geçiyor. Bir telefonun çalmasını, bir mesajın gelmesini, bir sınav sonucunun açıklanmasını ya da hayatımızı etkileyecek bir kararın netleşmesini bekliyoruz. İlginç olan ise çoğu zaman bizi zorlayan şeyin sonucun kendisinden çok, sonucu bilmiyor olmak olmasıdır. Peki neden? Neden insan zihni belirsizlik karşısında bu kadar huzursuz olur? Neden bazen kötü bir haber almak bile ne olacağını bilememekten daha kolay gelir? Bu soruların yanıtı, beynimizin dünyayı algılama ve güvenliği sağlama biçiminde saklıdır.
İnsan beyni yalnızca içinde bulunduğu anı değerlendiren bir yapı değildir. Aynı zamanda geleceği tahmin etmeye çalışan bir sistemdir. Günlük yaşamımızı sürdürebilmek için sürekli olarak çevremizde olup bitenleri anlamlandırır, olası sonuçları öngörmeye çalışır ve buna göre hareket ederiz. Bu özellik hayatta kalmamız açısından son derece önemlidir. Ancak geleceğe ilişkin yeterli bilgiye sahip olmadığımız durumlarda aynı mekanizma kaygının ortaya çıkmasına neden olabilir.
Belirsizlik, beynin en sevmediği durumlardan biridir. Çünkü belirsizlik, neyle karşılaşacağımızı bilememek anlamına gelir. İnsan zihni ise doğası gereği öngörülebilirliği tercih eder. Ne olacağını bildiğimiz durumlarda kendimizi daha güvende hissederiz. Sonuç hoşumuza gitmese bile en azından neyle karşı karşıya olduğumuzu biliriz. Belirsizlikte ise zihnimiz boşlukları doldurmaya çalışır ve çoğu zaman bunu en olumlu senaryolarla değil, olası tehditlerle yapar.
Psikoloji alanında yapılan araştırmalar, insanların belirsiz durumları sıklıkla riskli veya tehdit edici olarak değerlendirdiğini göstermektedir. Bunun temel nedenlerinden biri beynimizin evrimsel geçmişidir. Atalarımız için olası bir tehdidi gözden kaçırmak hayati sonuçlar doğurabilirdi. Bu nedenle insan beyni potansiyel tehlikelere karşı hassas olacak şekilde gelişmiştir. Bugün fiziksel tehditlerle daha az karşılaşıyor olsak da beynimiz aynı mekanizmayı psikolojik tehditler karşısında da kullanmaya devam etmektedir.
Bir iş görüşmesinin sonucunu beklemek, sağlık kontrolünden sonra gelecek haberi düşünmek ya da bir ilişkinin geleceğinden emin olamamak bu nedenle yoğun kaygıya yol açabilir. Çoğu zaman bizi zorlayan şey kötü bir olayın gerçekleşmesi değil, kötü bir olayın gerçekleşme ihtimalidir.
Psikoloji literatüründe bu durum “belirsizliğe tahammülsüzlük” kavramıyla açıklanmaktadır. Belirsizliğe tahammülsüzlük, kişinin kesin bilgiye duyduğu ihtiyacın yüksek olması ve belirsiz durumları tehdit olarak algılama eğilimidir. Araştırmalar, özellikle kaygı bozukluklarında bu özelliğin belirgin şekilde arttığını göstermektedir.
Belirsizlik karşısında birçok insan rahatlamak amacıyla çeşitli davranışlara yönelir. Sürekli internetten araştırma yapmak, sık sık telefon kontrol etmek, çevreden güvence istemek ya da aynı konu üzerinde tekrar tekrar düşünmek bunlardan bazılarıdır. İlk bakışta bu davranışlar kaygıyı azaltıyor gibi görünse de uzun vadede tam tersine hizmet edebilir. Çünkü kişi her güvence aradığında beynine şu mesajı verir: “Bu durum tehlikeli ve ben bununla tek başıma baş edemem.”
Böylece kısa süreli rahatlama sağlanırken kaygı döngüsü devam eder.
Bilişsel Davranışçı Terapi yaklaşımında amaç belirsizliği tamamen ortadan kaldırmak değildir. Çünkü hayatın doğası gereği her şeyi kontrol etmek mümkün değildir. Amaç, kişinin belirsizliğe rağmen yaşamını sürdürebilmesi ve zihninin ürettiği olumsuz senaryoları sorgulayabilmesidir.
Aslında yaşamın büyük bölümü kesinliklerden değil, bilinmezliklerden oluşur. Yarın ne olacağını tam olarak bilemeyiz. İnsan ilişkileri, kariyer planları, ekonomik koşullar ve sağlık gibi hayatın birçok alanı belirli ölçüde belirsizlik içerir. Ruh sağlığını korumak ise tüm cevaplara sahip olmakla değil, bazı soruların cevabını henüz bilmiyor olmayı tolere edebilmekle ilişkilidir.
Belki de kendimize zaman zaman şu soruyu sormamız gerekir:
Gerçekten kötü bir şey olacağından mı korkuyorum, yoksa ne olacağını bilmemekten mi rahatsız oluyorum?
Çünkü bazen zihnimizin aradığı şey güvenlik değil, kesinliktir. Oysa hayat her zaman kesin cevaplar sunmaz. Psikolojik sağlamlık da tam bu noktada başlar: Belirsizliğin varlığını kabul edebilmek ve ona rağmen yaşamaya devam edebilmekte.

YORUMLAR