Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Aleyna Semercioğlu
Aleyna Semercioğlu

Sezgilerimize Güvenebilir Miyiz?

Hayatımız boyunca sayısız karar veririz. Kimi zaman uzun uzun düşünür, seçenekleri değerlendirir ve mantıklı bir sonuca ulaşmaya çalışırız. Kimi zaman ise nedenini tam olarak açıklayamadığımız bir hisse güveniriz. Bir insanla ilk karşılaştığımız anda ona karşı olumlu ya da olumsuz bir duygu geliştirmemiz, bir iş teklifini içimize sinmediği için reddetmemiz ya da kalabalık bir ortamda kendimizi huzursuz hissedip oradan ayrılmak istememiz bu duruma örnek gösterilebilir.

Bu tür durumlarda sıklıkla kullandığımız ifade şudur: “İçime doğdu.”

Peki gerçekten içimize doğan şey nedir? Sezgilerimize ne kadar güvenebiliriz?

Psikoloji alanında sezgi, bilinçli bir analiz süreci olmaksızın hızlı biçimde ortaya çıkan değerlendirmeler ve kararlar olarak tanımlanmaktadır. İnsan beyni her gün karşılaştığı sayısız bilgiyi işler. Bu bilgilerin büyük bir bölümü bilinçli farkındalığımızın dışında değerlendirilir. Dolayısıyla bazen bir durumu neden doğru ya da yanlış bulduğumuzu açıklayamasak bile zihnimiz daha önceki deneyimlerinden yola çıkarak belirli sonuçlara ulaşabilir.

Bu konu üzerine yapılan çalışmaların önemli bir kısmı Nobel ödüllü psikolog Daniel Kahneman’ın ortaya koyduğu düşünme modeliyle ilişkilidir. Kahneman’a göre zihnimiz iki farklı sistemle çalışır. Birinci sistem hızlı, otomatik ve sezgiseldir. İkinci sistem ise daha yavaş, analitik ve bilinçlidir. Günlük yaşamımızın büyük bölümü aslında hızlı çalışan bu ilk sistem tarafından yönetilmektedir.

Bu durum sezgilerin tamamen yanlış olduğu anlamına gelmez. Özellikle kişinin uzun yıllar deneyim kazandığı alanlarda sezgiler oldukça isabetli olabilir. Örneğin deneyimli bir hekim bazı belirtileri gördüğünde hızlı biçimde doğru bir değerlendirme yapabilir. Benzer şekilde yıllardır aynı işi yapan bir profesyonel ya da sporcu da bazı durumları sezgisel olarak doğru yorumlayabilir.

Ancak sezgilerin her zaman güvenilir olduğunu söylemek mümkün değildir.

Çünkü sezgiler yalnızca deneyimlerden değil, önyargılardan, korkulardan ve geçmiş yaşantılardan da etkilenebilir. Özellikle yoğun duygular altında verilen kararlar çoğu zaman sezgi gibi görünse de aslında kaygı, öfke ya da güvensizlik tarafından şekillendirilebilir.

Örneğin daha önce hayal kırıklığı yaşamış bir kişi yeni bir ilişki karşısında hissettiği tedirginliği “sezgilerim bana bunun yanlış olduğunu söylüyor” şeklinde yorumlayabilir. Oysa burada devrede olan şey sezgiden çok geçmiş deneyimlerin oluşturduğu koruyucu bir mekanizma olabilir.

Benzer şekilde insanlar ilk izlenimlerine gereğinden fazla güvenme eğilimindedir. Oysa araştırmalar ilk izlenimlerin çoğu zaman eksik bilgiye dayandığını ve hatalı değerlendirmelere yol açabileceğini göstermektedir. Beynimiz hızlı karar vermeyi sevse de hız her zaman doğruluk anlamına gelmez.

Bu nedenle sezgilerimizi tamamen reddetmek kadar onları sorgulamadan kabul etmek de riskli olabilir.

Psikolojik açıdan daha sağlıklı yaklaşım, sezgilerimizi bir veri olarak değerlendirmektir. Bir his ortaya çıktığında onu hemen doğru ya da yanlış ilan etmek yerine kendimize şu soruları sorabiliriz: Bu his neye dayanıyor? Daha önce yaşadığım bir deneyim bu duyguyu etkiliyor olabilir mi? Elimdeki somut veriler ne söylüyor?

Çoğu zaman en sağlıklı kararlar, sezgiler ile mantıklı değerlendirmelerin birlikte çalıştığı durumlarda ortaya çıkar.

Modern yaşamda insanlar ya tamamen mantığa ya da tamamen hislerine güvenmeleri gerektiğini düşünme eğilimindedir. Oysa insan zihni bu kadar keskin ayrımlarla çalışmaz. Duygular, deneyimler ve mantık çoğu zaman iç içe geçmiş durumdadır.

Belki de asıl soru sezgilerimize güvenip güvenemeyeceğimiz değil, onları ne kadar iyi anlayabildiğimizdir.

Çünkü sezgiler bazen bize önemli sinyaller verebilir; ancak o sinyallerin ne anlama geldiğini anlamak için yine düşünmeye, değerlendirmeye ve kendimizi tanımaya ihtiyaç duyarız.

Sonuç olarak sezgiler ne tamamen göz ardı edilmesi gereken yanılsamalardır ne de her zaman mutlak doğruların kaynağıdır. Onlar, zihnimizin geçmiş deneyimlerinden süzülen hızlı mesajlardır. Bu mesajları doğru okuyabilmek ise hem farkındalık hem de eleştirel düşünme becerisi gerektirir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER