Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Aleyna Semercioğlu
Aleyna Semercioğlu

Mutlu Olmaya Çalışmak Neden Bazen Mutluluğu Uzaklaştırır?

Modern yaşamın en güçlü mesajlarından biri mutlu olmamız gerektiğidir. Sosyal medyada, reklamlarda, kişisel gelişim içeriklerinde ve hatta günlük sohbetlerde mutluluk çoğu zaman ulaşılması gereken bir hedef gibi sunulur. Daha başarılı olursak, daha çok para kazanırsak, doğru ilişkiyi bulursak ya da hayatımızdaki tüm sorunları çözersek mutlu olacağımıza inanırız.

Ancak psikoloji alanındaki araştırmalar ilginç bir gerçeğe işaret etmektedir: Bazen mutluluğu ne kadar çok kovalamaya çalışırsak, ona o kadar uzaklaşabiliriz.

İlk bakışta bu düşünce çelişkili görünebilir. Sonuçta mutlu olmak istemek son derece doğal bir ihtiyaçtır. Ancak burada önemli olan nokta, mutluluğu nasıl tanımladığımız ve ona nasıl ulaşmaya çalıştığımızdır.

Birçok insan mutluluğu sürekli hissedilmesi gereken bir duygu olarak görür. Üzüntü, kaygı, öfke ya da hayal kırıklığı gibi duygular ortaya çıktığında ise bunun yanlış giden bir şeylerin göstergesi olduğunu düşünür. Oysa insan psikolojisi böyle çalışmaz. Tıpkı fiziksel sağlığımız gibi ruhsal yaşamımız da farklı deneyimlerden oluşur. Hiç kimse günün her saati mutlu, enerjik ve huzurlu hissedemez.

Sorun tam da burada başlar.

Mutluluğu sürekli ulaşılması gereken bir standart haline getirdiğimizde, yaşadığımız her olumsuz duygu başarısızlık gibi görünmeye başlar. Kişi yalnızca üzülmekle kalmaz; üzüldüğü için de kendisini eleştirir. Yalnızca kaygılanmaz; kaygılandığı için de sorun yaşadığını düşünür.

Araştırmalar, mutluluğu aşırı derecede önemseyen bireylerin zaman zaman daha düşük yaşam doyumu bildirebildiklerini göstermektedir. Bunun nedenlerinden biri beklentiler ile gerçek yaşam arasındaki farktır. İnsanlar sürekli mutlu olmaları gerektiğine inandıklarında, normal duygusal iniş çıkışları bile olumsuz değerlendirebilirler.

Bir başka önemli nokta ise mutluluğun doğasıdır. Mutluluk çoğu zaman doğrudan peşinden koşulduğunda değil, anlamlı bir yaşamın yan ürünü olarak ortaya çıkar. Sevilen insanlarla kurulan ilişkiler, değerlerle uyumlu davranışlar, üretkenlik hissi, aidiyet duygusu ve kişisel gelişim gibi faktörler uzun vadeli iyi oluş üzerinde mutluluğun kendisini aramaktan daha etkili olabilir.

Son yıllarda özellikle Kabul ve Kararlılık Terapisi yaklaşımı, insanların rahatsız edici duygulardan kaçmaya çalıştıkça daha fazla zorlandıklarını göstermektedir. Üzüntüden kaçmak, kaygıyı bastırmaya çalışmak ya da yalnızca olumlu hissetmeye odaklanmak çoğu zaman duyguların daha da yoğun hissedilmesine neden olabilir.

Bunu bir örnekle düşünelim. Kendinize önümüzdeki bir dakika boyunca beyaz bir ayıyı düşünmemenizi söylediğimizi hayal edin. Büyük ihtimalle zihninizde ilk beliren şey beyaz bir ayı olacaktır. Duygularla ilişkimiz de çoğu zaman buna benzer. Bir duyguyu tamamen ortadan kaldırmaya çalıştığımızda, dikkatimizi daha fazla ona yöneltmiş oluruz.

Bu nedenle psikolojik sağlamlık, yalnızca olumlu duygular yaşayabilmek değil; zorlayıcı duygular ortaya çıktığında da onlarla baş edebilmek anlamına gelir. Mutlu bir yaşam, içinde hiç üzüntü olmayan bir yaşam değildir. Aksine, tüm duygulara yer açabilen bir yaşamdır.

Belki de kendimize sormamız gereken soru şudur: Gerçekten mutlu olmaya mı çalışıyorum, yoksa mutsuz hissetmekten mi kaçıyorum?

Bu iki durum birbirine benzer görünse de aslında oldukça farklıdır.

Çünkü yaşam yalnızca neşeden değil, kaygıdan, özlemden, hayal kırıklığından ve belirsizlikten de oluşur. İnsan olmanın doğasında tüm bu duygular vardır. Sürekli mutlu olmaya çalışmak bazen bu gerçeği gözden kaçırmamıza neden olabilir.

Mutluluk çoğu zaman peşinden koşulduğunda değil, anlamlı bir yaşamın içinde kendiliğinden ortaya çıktığında daha kalıcıdır. Belki de bu yüzden ruh sağlığı açısından önemli olan şey her zaman mutlu olmak değil, hayatın tüm duygularına rağmen yaşamaya devam edebilmektir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER