Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Sibel Sarı
Sibel Sarı

GENÇLERİN BAVULUNDA UMUT VAR

Altmışlı yıllarda ve yetmişli yılların başında, “Sirkeci Garı” ndan Almanya’ya  kalkan trenlerin yolcuları,  bir umudun peşinden Almanya’ya giden vatandaşlarımızdı. Çalışma şartlarının ağırlığı ve kültürel uyum sorunları nedeniyle,  “acı vatan” dediler  Almanya’ya.

Gurbetin yükü, sadece mesafelerde değildi. Dilini bilmedikleri bir ülkede tutunmaya çalışırken yaşadıkları yalnızlık, özlem ve dışlanmışlık hissi de saklıydı.

 

Aradan geçen yıllar içinde ise, hayat farklı bir hikâye yazdı. O yıllarda Almanya’ya giden vatandaşlarımızın çocukları, bugün üçüncü nesil olarak, Almanya’nın sosyal ve ekonomik yapısında kalıcı bir yer edinmiş durumda.

 

Onlar artık sadece fabrikalarda çalışan işçiler değiller. Doktorlar, mühendisler, akademisyenler, siyasetçiler ve girişimciler yetişiyor o ailelerden. Bir zamanlar “misafir işçi” olarak görülen insanların torunları, bugün Almanya’nın asli unsurları haline geldiler.

 

 Eğitim Fakültesi “İngilizce öğretmenliği” bölümünden büyük hayallerle  mezun olan oğlum da iş bulamayınca, “Bilgisayar Mühendisi” olabilmek için, yeniden lisans eğitimi almak üzere Almanya’ya gitti. Bu yüzden Almanya bu kez, bizim ailemiz için de bir umuda dönüştü.

 

Peki bugün bizim gençlerimiz neden yeniden yurt dışına yöneliyor?

 

Çünkü gençlerin işi gerçekten çok zor. Yıllarca ders çalış, iyi bir üniversite kazan, diploma sahibi ol,  “oku, hayatını kurtar” diye büyüttüğümüz çocuklarımız, mezun olduklarında, kendilerini koskoca bir boşluğun içinde buluyor.

 

İş arıyorlar ama bulamıyorlar. “Hiç olmazsa geçici bir işte çalışayım” diye başladıkları işler ise, zamanla kalıcı hale geliyor. Eğitimleriyle ve hayalleriyle ilgisi olmayan işlerde yılları geçiyor. Kafelerde, mağazalarda, çağrı merkezlerinde çalışan gençler, bir süre sonra kendi kendilerine şu soruyu soruyor: “Ben bunun için mi okudum?”

 

Aslında burada kaybolan sadece gençlerin yılları değil. Ailelerin fedakârlıkları, verilen emekler, harcanan maddi imkânlar da boşa gidiyor. Üniversite diploması artık, bir çok genç için garantili bir gelecek sunmuyor. Bu durum gençlerde umutsuzluğu, ailelerde ise derin bir kaygıyı büyütüyor.

 

İş dünyasının beklentileri ise ayrı bir çelişki yaratıyor. İşverenler genç, ama deneyimli çalışan istiyor. Oysa deneyim dediğimiz şey, çalışmadan nasıl kazanılacak? Birçok işletme, gençleri yetiştirmeyi maliyet olarak görüyor. “Eğiteyim, emek vereyim” anlayışı giderek kayboluyor. Sonuçta gençler, deneyimsiz oldukları için işe alınmıyor; işe alınmadıkları için de deneyim kazanamıyor.

 

Bu noktada stajların önemi ortaya çıkıyor. Ancak ne yazık ki, birçok staj programı da formaliteden öteye geçemiyor. Gerçek sorumluluk verilmeyen, üretim süreçlerine dahil edilmeyen gençler, sadece imza atıp ayrılıyor.

 

Oysa staj, gençlerin mesleği tanıdığı, hata yaparak öğrendiği ve kendini geliştirdiği bir süreç olmalı. CV’ye eklenen bir satır değil, geleceğe açılan bir kapı olmalı.

 

Bugün gençlerin motivasyonunu, üretkenliğini ve umutlarını törpüleyen bu tabloyu değiştirmek, artık ertelenemez bir zorunluluk haline geldi. Her ile bir üniversite açmak yerine, nitelikli eğitim veren üniversitelere ağırlık verilmesi gerekiyor.

 

Ara eleman ihtiyacını karşılayacak güçlü meslek liseleri ve teknik eğitim kurumları cazip hale getirilmeli. Çünkü herkesin üniversite mezunu olması değil, herkesin yeteneğine uygun bir alanda üretken olabilmesi önemli.

 

Gençler aslında, kendi ülkelerinde emeklerinin karşılığını almak, hayal kurabilmek ve umutla yaşayabilmek istiyorlar. Eğer bunu sağlayamazsak, bir zamanlar “acı vatan” dediğimiz yollar, bugün yeniden umut yolu olmaya devam edecek.

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER