Ankara Adliyesi koridorları hareketli günlerinden birini yaşıyor. Bir yanda eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in yurt dışı para transferleri ve kayıt dışı mal varlığı iddiaları kapsamında “şüpheli” sıfatıyla ifade vermesi, diğer yanda belediyeden ihale alan 36 şirket hakkında başlatılan soruşturma…
Tabloya nereden baktığınıza bağlı olarak olay iki farklı pencereden okunabilir. Birinci pencere; kamu kaynaklarının korunması ve hukuk devleti ilkesidir. Yıllardır fahiş harcamalar üzerine iddialar ortaya atılan veya denetim raporlarına konu olan ihale süreçlerinin yargı nezdinde şeffaflaşması son derece kıymetlidir.
Şehrin bütçesi kimin döneminde olursa olsun kılı kırk yararak incelenmeli; usulsüzlük varsa üzerine gidilmeli, yoksa da dedikodulara son verilip kurumların itibarı korunmalıdır. Bu yönüyle adli süreçlerin işlemesi, şeffaf belediyecilik ve kamu vicdanı adına olumlu bir adımdır. Ancak ikinci pencereye, yani zamanlamaya ve işleyişe baktığımızda siyasetin gölgesi gözden kaçmıyor.
Eski bir belediye başkanının adliyeye adım attığı saatlerde, mevcut belediye yönetimi ve iştiraklerini içeren kapsayıcı bir dosya talebinin öne çıkması; ister istemez kamuoyunda dengeleme veya siyasi zamanlama algısına yol açıyor. Adaletin tecelli etmesi kadar, tecelli ederken siyasi rekabetin aracı gibi görünmemesi de tarafsızlık ilkesi açısından kritiktir.
“Adaletin tecelli etmesi kadar, tecelli ederken siyasi rekabetin aracı gibi görünmemesi de tarafsızlık ilkesi açısından kritiktir.” Soruşturmanın sadece bugünle sınırlı kalmayıp Gökçek dönemine uzanan geçmiş ihale dosyalarını da kapsayacak şekilde genişlemesi ise işin en dikkat çekici boyutudur. Eğer yargı mekanizması bu incelemeyi siyasi saiklerden arındırıp, dönemsel ayrım gözetmeksizin objektif kriterlerle sonuna kadar sürdürebilirse; bu durum Türkiye’de yerel yönetim denetimi için olumlu bir emsal teşkil edebilir.
• 1 •Günün sonunda vatandaşın beklentisi gayet nettir: Hangi siyasi partiden veya hangi dönemden olursa olsun, tüyü bitmemiş yetimin hakkının hesabı sorulsun. Ancak bu süreçler siyasi hamlelerin arenası değil, hukukun evrensel ilkelerinin tecelli ettiği adil bir denetim alanı kalsın.
Yetimin hakkı korunsun; isterse kıyamet kopsun!

YORUMLAR