Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Leyla Bilgi
Leyla Bilgi

Artık sormak zorundayız! Bu çocukları kim bu hale getirdi?

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırıları, sadece birkaç bireyin işlediği korkunç suçlar olarak geçiştirilemez. Bu olaylar, Türkiye’de gençlerin ruh haline, eğitim sistemine ve toplumsal yapıya dair derin bir kırılmayı gözler önüne seriyor. Asıl soru şu: Bu çocuklar nasıl bu noktaya geldi?

Bugün karşımızda sadece “suç işleyen öğrenciler” yok. Aynı zamanda yalnızlaşan, öfke biriktiren, anlaşılmayan ve çoğu zaman görmezden gelinen bir gençlik var. Bu tabloyu sadece bireysel sapmalarla açıklamak, gerçeği örtmekten başka bir işe yaramaz.

Bir öğrenci, bir sabah kalkıp okul basmaya karar vermez. Bu tür eylemler, uzun süre biriken psikolojik sorunların, sosyal izolasyonun ve çoğu zaman fark edilmeyen sinyallerin sonucudur.

Aile içi iletişimsizlik, şiddetin normalleştiği ortamlar, baskı ve ilgisizlik, çocukların ruh dünyasında derin yaralar açıyor. Okul ise çoğu zaman bu yaraları iyileştiren değil, aksine büyüten bir alan haline gelebiliyor.

Sınav baskısı, başarısızlık korkusu ve akran zorbalığı da bu süreci tetikleyen önemli faktörler arasında.

Bugünün çocukları sadece aile ve okuldan etkilenmiyor. Ellerindeki telefonlarla sınırsız bir dünyaya erişiyorlar. Ancak bu dünyanın önemli bir kısmı denetimsiz, karanlık ve tehlikeli.

Şiddeti yücelten içerikler, saldırganları “kahramanlaştıran” gruplar ve nefret söylemi üreten dijital topluluklar, özellikle kırılgan gençler üzerinde ciddi bir etki yaratıyor.

Bir çocuğun, dünyanın öbür ucundaki bir katliamcının fotoğrafını profil yapması tesadüf değil. Bu, dijital kültürün nasıl bir kimlik inşa ettiğinin açık bir göstergesi.

Okullar sadece akademik başarıya odaklanırken, öğrencilerin ruh sağlığı çoğu zaman ikinci plana atılıyor. Rehberlik servisleri yetersiz, öğretmenler aşırı yük altında ve çoğu zaman öğrencilerin psikolojik sinyallerini fark edecek imkâna sahip değil.

Oysa bir öğrencinin içine kapanması, öfke patlamaları yaşaması ya da şiddet içerikli söylemler kullanması erken uyarı işaretleridir. Bu işaretler ya görülmüyor ya da ciddiye alınmıyor.

Bu sorunun tek bir sorumlusu yok.

Aileler, çocuklarıyla kurdukları ilişkiyi sorgulamak zorunda. Devlet, eğitim ve psikolojik destek sistemlerini güçlendirmekle yükümlü. Okullar, sadece bilgi veren değil, öğrenciyi anlayan kurumlara dönüşmeli.

Sosyal medya platformları ise şiddeti teşvik eden içeriklere karşı daha ciddi sorumluluk almalı.

Ama en önemlisi, toplum olarak şiddete karşı geliştirdiğimiz duyarsızlığı sorgulamalıyız. Çünkü şiddet sadece ekranlarda izlenen bir şey olmaktan çıktığında, işte o zaman gerçek tehlike başlıyor.

Öncelikle okullarda psikolojik destek sistemleri güçlendirilmeli. Her öğrencinin erişebileceği etkin rehberlik hizmetleri şart.

Ailelere yönelik bilinçlendirme programları yaygınlaştırılmalı. Çocukların davranışlarındaki değişimler erken fark edilmeli.

Dijital platformlar daha sıkı denetlenmeli, özellikle şiddeti teşvik eden içeriklere hızlı müdahale edilmeli.

Okullarda güvenlik önlemleri artırılırken, bu mesele sadece “polis sayısını artırmakla” çözülmeye çalışılmamalı. Çünkü sorun güvenlikten önce zihniyet meselesidir.

Bugün yaşananlar bir “alarm”.

Eğer bu alarmı doğru okuyamazsak, yarın daha ağır sonuçlarla karşılaşabiliriz. Çünkü mesele birkaç öğrencinin işlediği suç değil; mesele, o öğrencileri bu noktaya getiren sistemin kendisi.

Ve o sistemi değiştirmek, artık bir tercih değil, zorunluluk.

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER