Son yıllarda tarih, ne yazık ki geçmişi anlamanın değil, bugünü tartışmanın bir aracı hâline getiriliyor. Bir cümle, bir paragraf, hatta tek bir kelime bağlamından koparılarak milyonlara ulaştırılıyor. Ardından öfke büyüyor, önyargılar derinleşiyor ve toplum biraz daha kutuplaşıyor.
Oysa tarih, sloganlarla değil; belgelerle konuşur.
Erken Cumhuriyet döneminde okutulan bazı tarih kitapları bugün de tartışılmaktadır. Bu kitaplarda kullanılan bazı ifadeler, dönemin tarih anlayışını yansıtır ve günümüzün birçok araştırmacısı tarafından eleştirilmektedir.
Bunlar konuşulmalı, incelenmeli ve gerektiğinde eleştirilmelidir.
Fakat aynı titizlikle şu soru da sorulmalıdır:
Sadece bir cümleye bakarak, bir devleti, bir dönemi veya bir Milleti anlamak mümkün müdür?
Bilim buna “hayır” der.
Tarihçilik;
Belgeyi kaynağıyla okumayı, farklı kaynaklarla karşılaştırmayı ve olayları yaşandığı dönemin şartları içinde değerlendirmeyi gerektirir.
Aksi halde;
Tarih araştırma olmaktan çıkar, propaganda malzemesine dönüşür.
Bugün bize düşen görev; Geçmişi qmahkûm etmek değil, kutsamak da değildir.
Asıl görevimiz, geçmişi doğru öğrenip
geleceği daha sağlam inşa etmektir.
Çünkü güçlü devletler, geçmişiyle kavga ederek değil; geçmişlerini doğru anlayarak büyürler.
Türkiye Cumhuriyeti de, bu millet de, binlerce yıllık devlet geleneğinin ve Anadolu’nun ortak vicdanının eseridir. Bizi ayakta tutacak olan; birbirimizi suçlamak değil, aynı hakikatin etrafında bulabilmektir.
Tarih, öfkeyle yazılmaz.
Tarih, belgeyle yazılır.
Belge ise ancak vicdanla okunursa millete hizmet eder.
Bugün her zamankinden daha fazla; hakikati arayan tarihçilere, sorgulayan gençlere ve belgeye sadık aydınlara ihtiyacımız var. Çünkü milletlerin geleceğini efsaneler değil, doğrular belirler.
Her korku, her öfke ve her önyargı, insanın kalbine sessizce batan bir gül dikeni gibidir. Görünmez; ama acısı nesiller boyu sürebilir.
O dikenleri çıkaracak tek şey ise hakikattir. 29 Temmuz 2026
ESEN KALINIZ.
GÜL DİKENİ
Feyzullah TURAN

YORUMLAR