Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Sibel Sarı
Sibel Sarı

ÇOCUKLARIN ÖZGÜVENİNİ KIRMAYALIM

Oğlum ana sınıfına gidiyordu. Yıl sonu hazırlıkları sürerken, o gün onu okuldan aldığımda biraz üzgün olduğunu fark ettim. Ne olduğunu sorduğumda, yıl sonu gösterisi için planlanan kafkas dans gösterisinde  bütün sınıf arkadaşları yer alırken, kendisinin ekibe alınmadığı için üzgün olduğunu söyledi.

 

Aslında o güne kadar öğretmenimizle de bir sıkıntı yaşamamıştık. Bir grup çocuğa daha ayrıcalıklı davrandığına dair gözlemlerim olsa da, bir eğitimciye kondurmak istemiyor, kendimi bu fikirden uzaklaştırıyordum.

 

            Okul dışında arkadaşlık ettiği kişilerin çocuklarından oluşan bir grup çocuk, her gösteride görev alırken, diğer çocuklar bazı gösterilerde yer bulabiliyordu. Bunları sorun etmemiştik ama, bir tek çocuğun dışlanması çok farklı bir durumdu. Bir anne olarak, onun kendisini dışlanmış hissetmesi içimi acıttı. Çocuğa hiçbir şey belli etmedim.

 

Ertesi gün konuşmak  için öğretmenine giderek durumu anlattım ve nedenini sordum. Geçerli bir gerekçe göstermeden, yıl sonu için düzenlenen gösterilerde oğlumun birçok görevinin olduğunu, sadece bu gösteride yer almadığını, büyütülecek bir sorun olmadığını söyledi.

 

            Ben de ona, eğer ki siz onbeş kişilik bir sınıftan, yedi-sekiz  çocuğu ayırıp bir gösteri yaptırsaydınız bu çocuğu üzmezdi, nitekim görev almadığı bir sürü gösteri var.  Ancak, on beş kişilik bir sınıfta on dört çocuk sahneye çıkıp, bir çocuk kenarda bırakılırsa, sizce o çocuk ne hisseder diye sordum.

 

            Öğretmenimizin bu soruya verilecek bir cevabı yoktu ve oğlum da gösteriye dahil edildi.

 

            Yıl sonu gösterisinde, kafkas dansı için çocuklar sahneye çıktılar.  Dans gösterisinin içinde, ortaya çıkıp her çocuk bir dans figürünü de bireysel olarak yaptı. İnanır mısınız oğlum o kadar iyi yaptı ki, büyük bir alkış aldı.

 

            O an şunu düşündüm:

 

Aslında mesele, altı yaşındaki bir çocuğun dans figürlerini kusursuz yapması değildi. Mesele, bir çocuğun kendisini ait hissedebilmesiydi.

 

Çocuklar bazen bizim önemsemediğimiz şeyleri kalplerinde büyütürler. Yetişkinler için küçük görünen bir ayrım, onların dünyasında “istenmiyorum”, “yetersizim” duygusuna dönüşebilir.

 

Üstelik, özgüven tam da böyle kırılır.

 

            Yıl sonu için öğretmen çok özenmişti. Çok fazla gösteri planlanmıştı. Oğlum da,  hareketli bir çocuktu, yerinde duramazdı ve muhtemelen öğretmen de, nasılsa başka görevleri var diyerek, uğraşmak istemedi ve ekibe almadı.

 

Ama pedagojik eğitim alan bir öğretmenin, çocuğa kendisini dışlanmış, beceriksiz, gereksiz hissettirecek durumlardan kaçınması gerekirdi.  

Elbette öğretmenimiz kötü niyetli değildi. Ama eğitimcilik yalnızca ders anlatmak değildir. Bir çocuğun kalbine değebilmek, onu dışlanmış hissettirmemek de, eğitimin en önemli parçasıdır.

 

Bu olayın üzerinden uzun yıllar geçti. O yüzden sizlerle paylaştım. Amacım kimseyi suçlamak değil.  Oğlum şu anda kocaman bir delikanlı oldu ve  o da eğitim fakültesini bitirerek,   aktif olarak yapmasa da, öğretmen ünvanını aldı.

 

Özellikle çocukken yaşanılan ve çok basit gibi görünen bazı yaşanmışlıklar, hayatımızda derin izler bırakabiliyor.

 

 Bu yüzden de, çocuklarımızın özgüvenlerini asla kırmayalım…

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER