Terapide Direnç: Değişimi İsterken Neden Zorlanıyoruz?
Terapiye başlayan birçok kişi, bir noktada benzer soruları kendisine sormaya başlar: “Neden hâlâ aynı konuları konuşuyoruz?”, “Daha iyi olmam gerekmiyor muydu?” ya da “Terapi benim için işe yaramıyor olabilir mi?” Özellikle zorlayıcı duyguların yeniden ortaya çıktığı dönemlerde, kişinin kendisini başladığı noktaya geri dönmüş gibi hissetmesi oldukça yaygındır. Oysa psikolojik değişim, çoğu zaman sandığımız kadar doğrusal ilerleyen bir süreç değildir.
İyileşmeyi istemek ile değişime hazır olmak her zaman aynı şey olmayabilir. İnsan zihni, yalnızca bizi mutlu eden şeyleri değil, aynı zamanda bize tanıdık gelenleri de korumaya eğilimlidir. Bu nedenle mevcut durumumuz bizi zorluyor olsa bile, yıllardır kullandığımız düşünce biçimlerini, ilişki örüntülerini ve baş etme yöntemlerini sürdürmek çoğu zaman daha güvenli hissettirebilir. İşte bu noktada terapi sürecinin en doğal ve en az konuşulan kavramlarından biri karşımıza çıkar: direnç.
Psikoterapi literatüründe direnç, kişinin terapi sürecindeki değişime bilinçli ya da bilinçdışı olarak gösterdiği tepki olarak tanımlanmaktadır. Ancak direnç, çoğu zaman yanlış anlaşılan bir kavramdır. Direnç göstermek, kişinin iyileşmek istemediği ya da terapiye yeterince çaba göstermediği anlamına gelmez. Aksine, birçok terapi yaklaşımı direnci, kişinin kendisini koruma çabasının doğal bir parçası olarak ele almaktadır.
Çünkü değişim, yalnızca yeni davranışlar kazanmak anlamına gelmez. Bazen yıllardır bizi koruduğunu düşündüğümüz yöntemlerden vazgeçmeyi de gerektirir. Örneğin sosyal kaygı yaşayan bir kişi, daha rahat sosyal ilişkiler kurmayı isteyebilir. Ancak iyileşme süreci, tam da kaygı uyandıran sosyal durumlarla yavaş yavaş karşılaşmayı gerektirebilir. Benzer şekilde, herkesi memnun etmeye alışmış biri için sınır koymayı öğrenmek yalnızca “hayır” demeyi öğrenmek değildir; aynı zamanda reddedilme korkusuyla yüzleşmeyi de beraberinde getirebilir. Bu nedenle kişi bir taraftan değişimi isterken, diğer taraftan değişimin getireceği belirsizlikten kaygı duyabilir.
Motivasyonel görüşme yaklaşımında bu durum “ikirciklilik” (ambivalence) kavramıyla açıklanmaktadır. İnsanlar aynı anda hem değişmeyi isteyebilir hem de değişmek istemeyebilirler. Bir yanımız mevcut sorunlarımızdan kurtulmak isterken, diğer yanımız alışılmış olanı bırakmaktan çekinebilir. Bu iki duygunun aynı anda var olması, sanılanın aksine olağan bir insan deneyimidir.
Direnç, terapi odasında pek çok farklı şekilde ortaya çıkabilir. Kişi bazı konuları konuşmakta zorlanabilir, seanslara gelmek konusunda isteksizlik yaşayabilir, verilen uygulamaları erteleyebilir ya da tam ilerleme kaydetmeye başladığını düşündüğü bir dönemde terapiyi bırakmayı isteyebilir. Bazen de direnç çok daha sessizdir; kişi “Hiçbir şey değişmiyor.” düşüncesine kapılarak sürecin içinde umutsuzluk hissedebilir. Bu durumların her biri, kişinin iyileşmek istemediği anlamına gelmek zorunda değildir. Aksine, bazen değişimin kişide uyandırdığı kaygının önemli bir göstergesi olabilir.
Beynimiz, alışılmış örüntüleri sürdürme konusunda oldukça başarılıdır. Yeni düşünce biçimleri geliştirmek, farklı davranmak ve yeni baş etme yöntemleri öğrenmek zaman ve tekrar gerektirir. Psikolojik değişim de tıpkı diğer öğrenme süreçleri gibi inişli çıkışlı ilerler. Bu nedenle terapi sürecinde zorlanmak ya da zaman zaman duraksadığını hissetmek, her zaman sürecin başarısız olduğu anlamına gelmez.
Elbette terapi sürecinde yaşanan her güçlüğü yalnızca direnç kavramıyla açıklamak doğru değildir. Bazen terapötik ilişkinin yeniden değerlendirilmesi, bazen uygulanan yöntemin gözden geçirilmesi ya da kişinin o dönemki yaşam koşullarının ele alınması gerekebilir. Bu nedenle terapide ortaya çıkan zorlanmaları tek bir açıklamayla değerlendirmek yerine, onları merakla ele almak daha sağlıklı bir yaklaşım olacaktır.
Belki de terapi sürecinde kendimize sorabileceğimiz en önemli sorulardan biri şudur: “Neden hâlâ değişemedim?” yerine “Değişmek benim için neden bu kadar zor?” sorusunu sorabilmek. Çünkü bu soru bizi kendimizi yargılamaya değil, anlamaya yaklaştırır.
Sonuç olarak, terapi sürecinde zaman zaman ilerleyemiyormuş gibi hissetmek oldukça insani bir deneyimdir. Değişim her zaman hızlı ve doğrusal ilerlemez; bazen duraksar, bazen geri gidiyormuş gibi hissettirir ve bazen de tam değişimin eşiğinde en zorlayıcı hâlini alabilir. Direnci bir engel olarak görmek yerine, bize ne anlatmaya çalıştığını merak etmek ise bu sürecin en kıymetli parçalarından biridir. Çünkü bazen iyileşme, daha hızlı ilerlemekten değil; zorlandığımız yerde kendimizi anlayabilmekten başlar.

YORUMLAR