Hayatımızın bir döneminde hepimiz kendimize benzer bir soru sormuşuzdur: “Bunu daha önce de yaşamıştım, neden yine aynı noktaya geldim?”
Bazen benzer ilişki sorunları yaşarız. Bazen bize iyi gelmediğini bildiğimiz alışkanlıklara geri döneriz. Bazen de geçmişte olumsuz sonuçlanan kararları farklı koşullar altında yeniden veririz. Yaşananlar değişse de ortaya çıkan sonuçların birbirine benzediğini fark etmek çoğu zaman şaşırtıcı ve hayal kırıklığı yaratıcı olabilir.
Peki insanlar neden aynı hataları tekrar tekrar yapar?
İlk bakışta bunun nedeni dikkatsizlik ya da yeterince ders çıkarmamak gibi görünebilir. Ancak psikoloji alanındaki araştırmalar, durumun bundan çok daha karmaşık olduğunu göstermektedir.
İnsan davranışlarının önemli bir bölümü bilinçli seçimlerden değil, alışkanlıklardan ve öğrenilmiş örüntülerden etkilenir. Beynimiz enerji tasarrufu yapmayı seven bir organdır. Bu nedenle daha önce kullandığı yolları yeniden kullanmaya eğilimlidir. Bir davranış ne kadar sık tekrar edilirse, o davranışın gelecekte yeniden ortaya çıkma olasılığı da o kadar artar.
Bu durum yalnızca günlük alışkanlıklar için değil, ilişkiler ve yaşam tercihleri için de geçerlidir.
Özellikle çocukluk döneminde öğrenilen ilişki biçimleri yetişkinlikte de etkisini sürdürebilir. Kişi kendisine zarar veren bazı ilişki dinamiklerini bilinçli olarak istemese bile, tanıdık oldukları için bu örüntülere tekrar yönelebilir. Çünkü insan zihni her zaman en sağlıklı olanı değil, çoğu zaman en tanıdık olanı seçer.
Psikolojide buna zaman zaman “tekrarlama eğilimi” adı verilmektedir. Kişi geçmişte çözülmemiş duygusal deneyimleri farklı insanlar ve farklı koşullar içinde yeniden yaşamaya çalışabilir. Bilinçdışı düzeyde amaç geçmişi tekrar etmek değil, onu bu kez farklı bir sonuca ulaştırabilmektir. Ancak çoğu zaman sonuç yine benzer olur.
Aynı hataların tekrarlanmasının bir diğer nedeni de duyguların kararlarımız üzerindeki etkisidir. İnsanlar çoğu zaman kararlarını mantıkla verdiklerini düşünürler. Oysa araştırmalar, duyguların karar verme süreçlerinde düşündüğümüzden çok daha büyük bir rol oynadığını göstermektedir.
Örneğin yalnızlık hisseden bir kişi, geçmişte kendisine zarar vermiş bir ilişkiye geri dönme eğiliminde olabilir. Kısa vadede rahatlama sağlayan bu seçim, uzun vadede benzer sorunların yeniden yaşanmasına neden olabilir. Burada kişi yanlış olduğunu bilmesine rağmen aynı davranışı sürdürmektedir. Çünkü o anda davranışı yönlendiren şey bilgi değil, duygusal ihtiyaçtır.
Bu durum alışkanlıklar konusunda da geçerlidir. Sağlıksız beslenme, erteleme davranışı, aşırı harcama ya da sosyal medyada uzun saatler geçirmek gibi davranışlar çoğu zaman bilgi eksikliğinden kaynaklanmaz. İnsanlar genellikle neyin kendileri için daha iyi olduğunu bilirler. Ancak duygusal rahatlama sağlayan davranışlar kısa vadede ödüllendirici olduğu için tekrar etme eğilimi gösterirler.
Davranış bilimleri alanındaki çalışmalar, insanların uzun vadeli sonuçlardan çok kısa vadeli ödüllere duyarlı olduğunu göstermektedir. Bu nedenle gelecekte oluşabilecek olumsuz sonuçları bilmek, her zaman davranışı değiştirmeye yetmez.
Peki bu döngüyü kırmak mümkün müdür?
Davranış değişiminin ilk adımı farkındalıktır. Aynı sonuca götüren örüntüleri fark etmek, değişim için önemli bir başlangıç noktasıdır. Ancak farkındalık tek başına yeterli değildir. Kişinin hangi duyguların, hangi ihtiyaçların ve hangi düşünce kalıplarının bu davranışları sürdürdüğünü anlaması gerekir.
Bilişsel Davranışçı Terapi yaklaşımında davranışın görünen kısmından çok, onu sürdüren düşünce ve duygu süreçleri üzerinde durulur. Çünkü çoğu zaman sorun davranışın kendisi değil, davranışı besleyen mekanizmadır.
Belki de bu nedenle değişim düşündüğümüz kadar kolay değildir. İnsanlar yalnızca alışkanlıklarını değil, aynı zamanda onları sürdüren duygusal sistemleri de değiştirmek zorundadır.
Kendimize zaman zaman şu soruyu sormak faydalı olabilir:
Gerçekten aynı hatayı mı tekrarlıyorum, yoksa aynı ihtiyacı farklı yollarla karşılamaya mı çalışıyorum?
Çünkü bazen tekrar eden davranışların altında görünen hatalardan çok daha derin duygusal ihtiyaçlar yatmaktadır.
İnsan zihni geçmişten öğrenebilir; ancak öğrenmenin gerçekleşmesi yalnızca yaşanan deneyimlere değil, o deneyimlerin nasıl anlamlandırıldığına da bağlıdır. Aynı hataları tekrar etmemek çoğu zaman daha güçlü olmakla değil, kendimizi daha iyi anlamakla mümkün hale gelir.

YORUMLAR