Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Damla Nalçacıoğlu
Damla Nalçacıoğlu

SEVGİ SERBEST, SAYGI ZORUNLU

Komedyen Deniz Göktaş’ın Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda sergilediği ve YouTube kanalında da
yayınladığı “Ölü Deniz” adlı stand-up gösterisi nedeniyle tutuklanması, kamuoyunda geniş çaplı tartışmalara yol
açtı. Göktaş; “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama”
suçlamalarıyla karşı karşıya kaldı. İfadesinde ise psikoloji mezunu olduğunu belirterek; toplumsal çekinceleri ve
popüler siyasi figürleri mizahi bir dille ele aldığını, kimseye hakaret etme, aşağılama ya da inançlı insanları incitme
kastı taşımadığını vurguladı.
Bu olay, toplumdaki iki keskin görüşü bir kez daha karşı karşıya getirdi. Madalyonun bir yüzünde mizahın ve
ifade özgürlüğünün sınırları var. Bu taraf, mizahın doğası gereği eleştirel olduğunu, toplumsal tabuları ve siyasi
figürleri hicvettiğini savunuyor. Sanatçının bu tarz eleştiriler yüzünden tutuklanmasını ise ifade özgürlüğüne, sanata
ve toplumsal hoşgörüye vurulmuş bir darbe olarak nitelendiriyor.
Madalyonun diğer yüzü ise toplumun çoğunluğunun benimsediği kutsal değerlerin, inancın ve devletin üst
makamlarının mizahtan bağımsız olarak korunması gereken “kırmızı çizgiler” olması gerektiğini ileri sürüyor.
Yaşanan bu gelişme; aslında mizahın özgürlük sınırları ile toplumsal değerlerin korunması arasındaki o hassas
dengenin, hukuksal ve sosyolojik açıdan nasıl kurulması gerektiğine dair fikir ayrılıklarını bir kez daha gözler
önüne serdi.
Ben bu iki farklı görüşün aslında sadece bir çekişmeden ibaret olduğunu düşünmüyorum. Ülkemizde
beğensek de beğenmesek de birlikte yaşadığımız farklı inançlar, farklı siyasi görüşler var. Birbirimizi yok
edemeyeceğimize göre, bir diğerimizi “düşman” olarak görmek yerine en azından “huysuz, aksi bir komşu” gibi
kabul etmeliyiz. İş vatan ve millet meselesine geldiğinde ise birlik olabilmeyi becerebilmeliyiz.
Aksi takdirde, zaten ülkemize her an kötülük yapabilecek emperyalist güçler pusuda beklerken, onların
ekmeğine yağ sürmek hiçbirimize fayda getirmeyecektir. Bu yüzden değerlerimize sahip çıkmak en doğal
hakkımızdır. Birbirimizi sevmek zorunda değiliz; evet, sevgi serbesttir. Ancak saygı duymak zorundayız. Millet
olmak, tam da bunu gerektirir.
Şunu da açıkça eklemek isterim ki; bu hayatta hiçbir kimse ve hiçbir kurum eleştirilemez değildir. Sanattan ve
mizahtan korkmamak gerekir. Hele ki dünyamız bu hâldeyken, her yerde savaşlar sürerken ve gözyaşı eksik
olmazken gülebilmek zaten çok zor. Mümkünse birbirimizi ağlatmayalım, güldürelim

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER