Gün içinde kaç güzel şey yaşadığınızı düşünün. Belki iş yerinde takdir edildiniz, sevdiğiniz biri size güzel bir mesaj gönderdi ya da uzun zamandır beklediğiniz bir işi tamamladınız. Ancak günün sonunda zihninizde en çok yer eden şey ne oldu? Büyük ihtimalle olumsuz bir yorum, beklenmedik bir aksilik ya da sizi rahatsız eden küçük bir olay.
Peki neden?
Neden insan zihni bir eleştiriyi onlarca övgüden daha fazla hatırlar? Neden olumlu deneyimler hızla unutulurken olumsuz deneyimler zihnimizde uzun süre yaşamaya devam eder?
Bu durum yalnızca bir karakter özelliği ya da karamsarlık eğilimi değildir. Psikoloji ve nörobilim alanındaki araştırmalar, insan beyninin olumsuz uyaranlara karşı doğal bir hassasiyet geliştirdiğini göstermektedir. Literatürde bu durum “negativity bias” yani olumsuzluk yanlılığı olarak adlandırılır.
Olumsuzluk yanlılığı, olumsuz olayların, olumlu olaylara kıyasla dikkatimiz üzerinde daha güçlü bir etki yaratması ve belleğimizde daha kalıcı izler bırakması anlamına gelir.
Bu eğilimin kökenleri insanlığın evrimsel geçmişine kadar uzanmaktadır. Atalarımız için bir tehdidi fark edememek ölümcül sonuçlar doğurabilirken, olumlu bir deneyimi kaçırmak genellikle hayatta kalma açısından büyük bir risk oluşturmuyordu. Bu nedenle insan beyni tehlikeyi önceliklendirecek şekilde evrimleşmiştir.
Bir başka ifadeyle beynimiz mutluluktan önce güvenliği hedefler.
Nörobilim çalışmaları, özellikle korku ve tehdit algısıyla ilişkili olan amigdalanın olumsuz uyaranlara karşı daha hızlı ve daha yoğun tepki verdiğini göstermektedir. Beyin, potansiyel tehlikeleri tespit etmek için sürekli çevreyi tarar. Bu mekanizma geçmişte hayatta kalmamıza yardımcı olmuş olsa da günümüz dünyasında çoğu zaman psikolojik yük oluşturabilmektedir.
Modern yaşamda karşılaştığımız tehditlerin büyük bölümü fiziksel değil, psikolojiktir. Bir toplantıda yapılan eleştiri, sosyal medyada alınan olumsuz bir yorum ya da ilişkilerde yaşanan bir anlaşmazlık beynimiz tarafından zaman zaman gerçek bir tehdit gibi algılanabilmektedir.
Bu nedenle birçok kişi gün içinde yaşadığı onlarca olumlu deneyimi göz ardı ederken tek bir olumsuz olay üzerine saatlerce düşünebilir.
Olumsuzluk yanlılığı yalnızca düşüncelerimizi değil, duygularımızı ve davranışlarımızı da etkiler. Özellikle kaygı bozuklukları ve depresyon gibi ruh sağlığı sorunlarında bu mekanizmanın daha belirgin hale geldiği bilinmektedir. Kişi çevresindeki tehditleri daha fazla fark etmeye başlar, olumlu bilgileri filtreler ve olumsuz deneyimlere daha fazla odaklanır.
Bilişsel Davranışçı Terapi perspektifinden bakıldığında bu durum düşünce hatalarının oluşmasına zemin hazırlayabilir. Örneğin kişi bir sunum yaptıktan sonra aldığı dokuz olumlu geri bildirimi görmezden gelip yalnızca bir eleştiriye odaklanabilir. Zamanla bu seçici dikkat biçimi kişinin kendisiyle ilgili olumsuz inançlarını güçlendirebilir.
Ancak beynimizin bu şekilde çalışıyor olması, bu döngünün değiştirilemeyeceği anlamına gelmez.
Araştırmalar, olumlu deneyimlere bilinçli olarak dikkat vermenin ve bu deneyimlerin üzerinde durmanın psikolojik iyi oluşu artırabildiğini göstermektedir. Gün içinde yaşanan olumlu olayları fark etmek, şükran pratiği yapmak, başarıları küçümsememek ve olumlu geri bildirimleri içselleştirmeye çalışmak bu açıdan önemlidir.
Burada amaç olumsuzlukları görmezden gelmek değildir. Amaç, beynimizin doğal eğilimini dengeleyebilmektir.
Çünkü insan zihni çoğu zaman kötü olanı hatırlamaya programlanmış olabilir; ancak psikolojik sağlamlık, yalnızca tehlikeyi değil, güvenliği ve iyiliği de görebilmeyi gerektirir.
Belki de kendimize zaman zaman şu soruyu sormamız gerekir:
Bugün gerçekten ne kadar kötü şey yaşadım ve zihnim bana bunun ne kadarını büyüterek anlatıyor?
Bazen ruh sağlığımızı korumanın ilk adımı, beynimizin her zaman objektif bir anlatıcı olmadığını fark etmektir.

YORUMLAR