Hayat hızlıca değişiyor. Bu hızlı değişimin gölgesinde kalan, el emeği göz nuru ile yoğrulan, ince işçilik gerektiren meslekler ise, sessizce kaybolmaya yüz tutuyor.
Dün bizim için vazgeçilmez olan meslekler hızla yok olurken, yepyeni meslekler giriyor hayatımıza.
Yazılım mühendisleri, veri analistleri, yapay zekâ uzmanları, çağın ruhunu yansıtan, geleceğe yön veren meslekler.
Bugünün gençleri ise haklı olarak, daha hızlı kazanç sağlayabilecekleri, daha modern görünen mesleklere yöneliyor. Kimse yıllarca çıraklık yapıp, zor şartlar altında ustalığa ulaşmak istemiyor.
Benim yaşadığım ilçede bir şemsiye tamircisi vardı. Teli kopan şemsiyelerimizi ona götürürdük. O da yenisi gibi yapardı. Bu mesleğin son temsilcisi olan ustanın yerine yetişen olmadığı için, muhtemelen çoğumuz artık teli kopan şemsiyelerimizi atıyoruz.
Yakın zamana kadar el emeğiyle yaptıkları testiler, küpler, saksılar, güveç kapları ile bir geleneği yaşatan çömlekçilerimiz vardı. Çocukken kumbaram bile, rengârenk boyanmış çömlektendi.
Ayakkabı tamircileri, terziler, bakırcılar, yemeniciler, semerciler, hattatlar…
Bu meslekler, ustadan çırağa geçen bir geleneği yaşatırlardı. Her biri sadece bir meslek değil, aynı zamanda bir kültürün taşıyıcısıydı. Sabır isterdi, incelik isterdi, tecrübe isterdi.
Belki de yakın bir gelecekte, evimize gelecek elektrikçi veya su tesisatçısı, pantolonumuzun paçasını yaptıracak terzi bile bulamayacağız bu gidişle.
El emeği ile çalışan ustaların gözleri de toktu. Bu kadar uğraştı, ne kadar az aldı diye düşündüğüm çok olmuştur.
Bazı mesleklerin temsilcileri bıraktıkça, yerine yetişen de olmadığından, bu hizmetler ya çok pahalı olacak, ya da tamir ettiremeyince atacağız anlaşılan.
Eski nesil o iyi ustalar, Yaşar Kemal’in dediği gibi ; “O güzel atlara binip gittiler”. Nesilden nesile aktarılması gereken mesleklerin son temsilcileri de, çağa ve her türlü zorluğa inat, mesleklerini ayakta tutmaya çalışıyorlar.
Usta olsa da, mesleği devralacak kimse olmayınca, ustalık zinciri de kopuyor. Bu kopuş da, ekonomik bir kayıp olmasının yanı sıra, kültürel bir erozyona yol açıyor. Çünkü bu meslekler kaybolduğunda, toplumun hafızasının bir parçası da silinmiş olacak.
Oysa ustalık dediğimiz, sadece bir meslek değil, aynı zamanda ustadan çırağa bir aktarım, her ustanın kendi hünerini sergilediği bir kimliktir. Her zanaatkârın yaptığı işte kendi ruhu, kendi hikâyesi saklıdır.
Elbette teknolojiye karşı çıkmak mümkün değil, hatta doğru da değil. Ancak önemli olan, bu iki dünyayı dengede tutabilmek. Geleneksel meslekleri yaşatmak için teşvikler artırılmalı, meslek liseleri ve çıraklık eğitimleri daha cazip hale getirilmeli. Çünkü bu meslekler geçmişten bize mirastır.
Geçmişin aynası, geleceğin mirası olan bu zanaatlara sahip çıkmak için göstereceğimiz çaba da, bu mesleği günümüze kadar aktaran ustalarımıza olan vefa borcumuzdur…

YORUMLAR