Kumar bağımlılığı çoğu zaman toplum tarafından yalnızca “iradesizlik”, “kontrolsüzlük” ya da “yanlış tercihler” üzerinden değerlendiriliyor. Kumar oynayan kişiler çoğunlukla sadece maddi kayıp yaşayan bireyler gibi görülüyor ve mesele daha çok ekonomik sonuçları üzerinden konuşuluyor. Oysa psikoloji ve nörobilim alanındaki çalışmalar bize çok daha karmaşık bir tabloyu gösteriyor. Çünkü kumar bağımlılığı yalnızca para kazanma isteğiyle açıklanabilecek bir davranış değil; beynin ödül sistemi, kişinin duygu düzenleme biçimi, yaşam öyküsü, düşünce kalıpları ve psikolojik kırılganlıklarıyla iç içe geçmiş çok katmanlı bir ruh sağlığı problemi.
Aslında bu durumun en önemli göstergelerinden biri DSM-5 sınıflandırmasında yapılan değişikliklerden biri oldu. Kumar bozukluğu artık yalnızca bir “dürtü kontrol problemi” olarak değil, madde kullanım bozukluklarıyla aynı başlık altında değerlendiriliyor. Çünkü yapılan çalışmalar, kumar sırasında beyinde gerçekleşen süreçlerin birçok açıdan madde bağımlılıklarına benzediğini gösteriyor.
Kumar oynandığı sırada beynin ödül sistemi aktive oluyor ve dopamin salınımı artıyor. Dopamin yalnızca haz ile ilişkili bir nörotransmitter değildir; aynı zamanda beklenti, motivasyon, ödül arayışı ve öğrenme süreçlerinde de önemli bir rol oynar. Bu nedenle kişi yalnızca para kazanmış olmuyor; aynı zamanda yoğun bir heyecan, umut ve zihinsel uyarılma da deneyimliyor. Özellikle belirsiz ödül sistemi, yani “belki kazanırım” düşüncesi, beynin bağımlılık döngüsünü oldukça güçlü biçimde besliyor.
Nörobilim çalışmalarının dikkat çektiği en ilginç noktalardan biri ise “near miss effect”, yani “kıl payı kaçırma etkisi.” Beyin yalnızca kazandığında değil, neredeyse kazanacakken de aktive olabiliyor. Yani kişi kaybetmiş olsa bile beyin bunu tam bir kayıp gibi işlemlemeyebiliyor. Tam tersine, yeniden deneme isteğini artıran bir sinyal olarak algılıyor. Bu nedenle kişi kaybettikçe durmak yerine bazen daha fazla devam edebiliyor.
Bilişsel Davranışçı Terapi perspektifinden bakıldığında ise kumar davranışını sürdüren bazı düşünce kalıpları dikkat çekiyor. “Bu sefer kazanacağım”, “Kaybettiklerimi geri alabilirim”, “Kontrol bende”, “Bir kez daha denersem her şey düzelecek” gibi düşünceler kişinin davranışı tekrar etmesine neden olabiliyor. Bu noktada kişi çoğu zaman kısa vadeli rahatlama ve umut hissine odaklanırken, uzun vadeli sonuçları göz ardı edebiliyor.
Aslında bağımlılık döngüsünün en zorlayıcı taraflarından biri tam da burada ortaya çıkıyor. Kumar çoğu zaman yalnızca para kazanma davranışı değil; aynı zamanda bir kaçış yöntemi haline gelebiliyor. Bazı kişiler için kumar, yoğun kaygıdan, yalnızlık hissinden, başarısızlık duygusundan, değersizlik düşüncelerinden ya da günlük hayatın stresinden kısa süreliğine uzaklaşmayı sağlayabiliyor. Kumar oynanan o anlarda kişi gerçek hayatın duygusal yüklerinden bir süreliğine kopabiliyor. Ancak bu rahatlama geçici oluyor. Beyin zamanla bu geçici rahatlamayı “işe yarayan bir yöntem” olarak öğrenmeye başladığında ise davranış tekrar eden bir döngüye dönüşebiliyor.
Bu nedenle kumar bağımlılığını yalnızca “neden bırakmıyor?” sorusuyla değerlendirmek çoğu zaman yetersiz kalıyor. Çünkü burada yalnızca bir davranış değil; kişinin duygularını düzenleme biçimi, stresle baş etme yolları ve psikolojik ihtiyaçları da devreye giriyor.
Klinik çalışmalar, kumar bağımlılığının çoğu zaman başka psikiyatrik tablolarla birlikte görülebildiğini gösteriyor. Depresyon, anksiyete bozuklukları, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, bipolar bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu ve madde kullanım problemleri bunların başında geliyor. Özellikle dürtüselliğin yüksek olduğu kişilerde risk alma davranışı artabiliyor. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda görülen anlık ödüle yönelme eğilimi de kişinin kumar davranışına daha yatkın hale gelmesine neden olabiliyor.
Bazı kişiler için kumar yalnızca bir oyun değil; aynı zamanda kişinin kendi benlik algısını geçici olarak onarma çabasına dönüşebiliyor. Özellikle yoğun değersizlik hissi yaşayan bireylerde kazanmak, yalnızca maddi bir kazanç değil; aynı zamanda “başarılı”, “güçlü” ya da “yeterli” hissetmenin kısa süreli bir yolu haline gelebiliyor. Bu nedenle kaybetmek bazı kişiler için yalnızca ekonomik bir kayıp değil; aynı zamanda yoğun bir utanç ve başarısızlık hissi anlamına da gelebiliyor.
Depresyon ve anksiyete yaşayan kişilerde ise kumar davranışı bazen geçici bir kaçış alanı işlevi görebiliyor. Kişi oyun sırasında zihinsel olarak başka bir alana geçebiliyor; günlük stres, yalnızlık hissi ya da içsel sıkışmışlık bir süreliğine arka planda kalabiliyor. Ancak zamanla borçlar, suçluluk duygusu, sosyal kayıplar ve utanç hissi tabloyu daha da ağırlaştırabiliyor. Böylece kişi rahatlamak için başladığı davranışın içinde daha da sıkışmış hale gelebiliyor.
Tam da bu nedenle tedavi sürecini yalnızca “kumarı bırakmak” üzerinden değerlendirmek çoğu zaman yeterli olmayabiliyor. Çünkü bazı bireylerde kumar davranışı, çok daha derindeki psikolojik ihtiyaçların, düzenlenemeyen duyguların ya da öğrenilmiş baş etme biçimlerinin bir sonucu olarak ortaya çıkabiliyor. Eğer yalnızca davranış durdurulmaya çalışılır ama altta yatan psikolojik süreçler ele alınmazsa, kişi başka bağımlılık davranışlarına ya da yoğun duygusal zorlanmalara yönelebiliyor.
Bu noktada psikoterapi süreci önemli hale geliyor. Terapi, kişinin yalnızca kumar davranışını değil; o davranışın altında yatan düşünce kalıplarını, duygusal ihtiyaçları, kaçınma davranışlarını ve içsel çatışmaları anlamasına yardımcı oluyor. Kişi zamanla dürtülerini fark etmeyi, duygularını düzenlemeyi ve daha sağlıklı baş etme yolları geliştirmeyi öğrenebiliyor.
Bugün geldiğimiz noktada bilimsel literatür bize oldukça net bir şey söylüyor: Kumar bağımlılığı yalnızca “para kaybetme davranışı” değildir. Çoğu zaman beynin ödül sistemi, kişinin psikolojik kırılganlıkları, duygu düzenleme biçimi ve yaşam öyküsüyle iç içe geçmiş ciddi bir ruh sağlığı problemidir. Bu nedenle de yalnızca yargılanacak bir davranış olarak değil; anlaşılması ve profesyonel şekilde ele alınması gereken çok boyutlu bir psikolojik süreç olarak değerlendirilmelidir.

YORUMLAR